Ana Sayfa 1. Sayı John J. Mearsheimer’ın Anlam Dünyası ve Amerikan Hegemonyası

John J. Mearsheimer’ın Anlam Dünyası ve Amerikan Hegemonyası

Author

Date

Category

İnsanlık tarihi boyunca ortaya çıkmış olan her cezbedici fikrin arkasında muhakkaktır ki bir hikaye saklıdır. Yaşayan en büyük uluslararası ilişkiler teorisyenlerinden, yapısal realizmin en önemli temsilcisi Amerikalı siyaset bilimi profesörü John J. Mearsheimer’ın bugünün uluslararası ilişkiler sistemini anlamımıza yardımcı olan teorik çerçevesinin ardında da uzun bir hikaye bulanmaktadır. Mearsheimer’ın fikirlerinin temelleri Soğuk Savaşın başladığı 1947 yılında Brooklyn, New York’ta geleneksel bir Amerikan ailesinde dünyaya gelmesi ile başlıyor. Mearsheimer, ailesinin kendi düşünsel dünyasını nasıl etkilediğini Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’den Amerikalı meşhur tarihçi Harry Kreisler’a 2002 yılında vermiş olduğu mülakatta açıklıyor. Ailesinin siyasetten uzak olması ve kendisine uluslararası ilişkiler çalışması noktasında herhangi bir teşvikte bulunmamasına rağmen ona dürüst olmayı ve her zaman doğruyu söylemesi gerektiğini öğretmenlerinin kendisini çok fazla etkilediğini dile getiriyor. Başkalarının hoşuna gitmesede ailesinin ona öğrettiği şekilde doğru olduğuna inandığı şeyleri olduğu gibi söyleminin onun düşüncesinin temelini oluşturduğunu söyleyebiliriz.[1]

Mearsheimer’ın fikirlerinin temelini şekillendiren bir diğer önemli süreç ise Amerikan ordusunda geçirdiği yıllardır. Gençlik çağları Vietnam Savaşı’nın sıcak günlerine denk gelen Mearsheimer, savaş boyunca Amerika’nın nasıl olup bu savaşın içine dahil olduğu sorusunu her zaman sorduğunu ve bunun cevabını aradığını Kreisler’a verdiği yine mülakatında dile getiriyor. Mearsheimer bu soruların cevabını aradığı yıllarda babasının isteği üzerine daha 17 yaşında iken orduya yazılmıştır. Amerikan ordusunda geçirdiği ilk yılın ardından önüne iki seçenek sunuluyor: Vietnam Savaşı ya da Amerika Birleşik Devletleri Kara Harp Okulu (USMA, West Point). Vietnam savaşı ile ilgili aklını kurcalayan sorulara cevap arayışında olmasına rağmen Mearsheimer 1779 General George Washington’ın karargah olarak kullandığı olduğu bölge üzerinde kurulan ve Amerikan ordusunun temel taşlarından birisi olan Amerika Birleşik Devletleri Kara Harp Okulu’na katılmayı tercih ediyor. Mearsheimer Amerikan ordusuna hizmet ettiği 10 yılın kendi düşüncelerinin şekillenmesinde önemli bir yer teşkil ettiğini vurgulayarak, bir kurum olarak orduyu, traş olmayı, ağaçların arasında uyumayı, silahları, üniformaları ve orduya ait diğer öğeleri hiçbir zaman sevmediğini söylemektedir. Buna ek olarak ise kendisinin uluslararası ilişkilere bakışının sınırlarını genişleten ve birçok konuda deneyim kazanmasını sağlayan orduya karşı olumsuz yaklaşımının temelini otoriteyi sevmeyişine bağlamaktadır. Fakat Mearsheimer’a sıkı çalışmayı ve her daim disiplinli olmayı öğreten West Point onu bugüne getiren en önemli dönüm noktalarından birisidir. Mearsheimer West Point’in ona öğrettiklerini dile getirmek için şunları söylüyor:

”West Point insanlara her gün erkenden kalkmayı ve bir ayı ile güreşmeyi öğretiyor… West Point’in bana öğrettiği bir diğer şey ise doğruyu söylemektir…. İnsanlar belki doğruları sadece doğru oldukları için duymak istemeyebilirler…. benim söylediklerim insanların hoşuna gitmese de aklımdan geçenleri söylemeyi öğrendim…’’[2]

Mearsheimer’ın akademisyen olmadan önce kazandığı bu iki özelliği kendisinin ilerleyen dönemdeki akademik hayatının da çerçevesini çizmiştir; doğruyu olduğu gibi söylemek ve otoriteye sevmemek. Bu iki özellik saldırgan-realizmin öncüsü olan Mearsheimer’ın düşünsel dünyasının şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Mearsheimer’a göre uluslararası sistemin temelini rasyonel aktörler olan devletler oluşturmaktadır. Fakat uluslararası sistemin yapısı anarşiktir. Mearsheimer’ın burada anarşiden kastettiği şey bir düzensizlik değil aksine bir düzenin kendisidir. Tek amaçları hayatta kalmak olan devletlerin oluşturduğu sistemde devletlerin aralarındaki ilişkileri belirleyen ve şekillendiren bir üst otoritenin olmayışını ifade etmek için anarşi kavramını kullanmaktadır. Mearsheimer uluslararası ilişkilerin temelini oluşturan devletler arasındaki güç mücadelesinin ana nedenini liderlerin, askerlerin, diplomatların kendi insan oluşlarından kaynaklanan doğalarına değil, uluslararası ilişkiler sisteminin anarşik yapısının bizzat kendisine bağlamaktadır. Mearsheimer saldırgan realizm ile ilgili düşüncelerini bir manifesto niteliği taşıyan 2001 yılında yayınlanan ‘The Tragedy of Great Power Politics’ adlı kitabında detaylı olarak açıklamıştır. Mearsheimer’ın saldırgan realizm yaklaşımı savunmacı realizmin aksine diğer devletlerin sistemde her an tehlike teşkil ettiklerini ve bu tehlikelere karşı gerektiği zaman müdahalenin şart olduğunu vurgulamaktadır. Bunun ek olarak  ise uluslararası sistemin üç ana belirleyici özelliğe sahip olduğunu söylemektedir.

”Öncelikle, ana aktörler anarşi içerisinde işleyen devletlerdir, bu da onların üzerinde daha yüksek bir otorite olmadığı anlamına gelir. İkincisi, tüm büyük güçlerin çeşitli askeri saldırı yetenekleri vardır, yani bu birbirlerini incitebilecekleri anlamına gelir. Üçüncüsü, hiçbir devlet, diğer devletlerin niyetlerini, özellikle de gelecekteki niyetlerini kesin olarak bilemez.”[3]

Mearsheimer’a göre başta iletişim imkanları ve ulaşım noktasındaki gelişmeler olmak üzere son yüzyıllardaki teknolojik ilerleme devletlerin gücünü arttırmış olsada da bugünün teknolojisi henüz hiçbir devletin tek başına bütün küre üzerinden hegemonya kurmasına izin vermesede  devletlerin kendi bölgelerinde hegemonya kurmaları mümkündür. Hatta temelde sistemin kurallarını koyan üst bir güç olmadığı için devletler bu fırsatı yakaladıkları zaman kaçırmamalıdırlar.

”Bugün ve yarın için ne kadar gücün yeterli olduğunu belirleme zorluğu göz öne alındığında, büyük güçler güvenliklerini sağlamanın en iyi yolunun hegemon olmak olduğunu ve hegemon olmaya yetecek gücü elde etmenin başka bir büyük gücün meydan okuma olasılığını ortadan kaldırdığının farkındadırlar. Sadece yanlış yönlendirilmiş bir devlet, hegemon olma fırsatını kaçırır çünkü zaten hayatta kalmak için yeterli güce sahip olduğunu düşünür. ”[4]

Eğer yapı anarşik ise, en üstte sistemi kontrol edecek ve onun kurallarını koyacak bir güç yok ise başta Amerika olmak üzere diğer devletlerin pozisyonunun ne olacağı sorusu akıllara gelmektedir. Mearsheimer’a göre devletler sadece kendi bölgelerinde hegemonya kurabilecek güçteki yapılardır ve bu varsayımdan yola çıkarak Amerika’da kendi bölgesinde hegemonya kurmuş bölgesel bir hegemondur (regional hegemony). Amerika hegemonyasını Batı dünyası üzerinde kurduğu hakimiyet üzerine inşa etmiştir.

”…çünkü Amerika’da dahil olmak üzere herhangi bir devlet için küresel hegemonyaya kavuşmak neredeyse imkansızdır. Dünya hakimiyetinin önündeki en büyük engel, özellikle Atlantik ve Pasifik okyanusları gibi su kütleleri arasındaki muazzam mesafeler üzerinde gücü yansıtmanın zorluğudur. Büyük bir iktidarın ümit edebileceği en iyi sonuç, bölgesel hegemonyaya ulaşmak ve muhtemelen yakın toprak üzerinde kolayca erişilebilen bir bölgeyi kontrol etmektir.’’ [5]

Mearsheimer’a göre kuzey-güney hattında kendisinin bölgesel hegemonyasına karşı koyma şansı bulunmayan iki zayıf devlete, doğu-batı hattında ise balıklar ile dolu uçsuz bucaksız iki okyanusa komşu olan Amerika tarihteki en şanslı süper güç olma özelliğini taşımaktadır. Hegemonya hakkında bilmemiz gereken ikinci şey ise Amerika da dahil kendi bölgesinde hegemonya kurmuş hiçbir devlet başka devletlerin diğer bölgelerde hegemonya kurmasına izin vermemelidir.

”Bölgesinde hegemonya kuran her devletin bir ikinci amacı vardır: diğer coğrafi bölgelerdeki büyük güçlerin kendi zaferini kopyalamasını engellemeye çalışmak. Diğer bir deyişle, bölgesel bir hegemon akran rakipler istemez.”[6]

Örneğin, Soğuk Savaş sırasında Amerika, SSCB’ye karşı mücadele etti ve bölgesel hegemonya kurmasına engel oldu. Şimdi Asya’daki ekonomik ve askeri olarak artan gücü nedeniyle Çin’e karşı mücadelesi aynı çabanın tezahürüdür. Peki bölgesel bir hegemon olarak kendi hegemonyasını koruma arayışında olan Amerika’nın diğer devletlere ve dünya siyasetine bakışı nasıl olmalıdır? Mearsheimer’e göre, bölgesel bir hegemon olan Amerika, gücünü korumak ve gücünü doğru  bir şekilde kullanmak için “Kıyı-Dışı Dengeleme (Offshore Balancing)” stratejisi izlemelidir.[7]

Kıyı Dışı Dengeleme Stratejisi ve Amerika

Mearsheimer ve Harvard Üniversitesinin önde gelen isimlerinden birisi olan Stephen M. Walt’un Amerika’nın grand stratejisinin ana hatlarının neler olması gerektiğini açıklamak için  Foreign Policy dergisinin Temmuz/Ağustos 2016 sayısında birlikte kaleme aldıkları ‘The Case for ‘Offshore Balancing’ adlı makalelerinde kıyı-dışı dengeleme stratejisinin Amerika’nın bundan sonraki süreçte benimsemesi gereken strateji olduğunu detayları ile okuyucularına açıklamışlardır. İlk olarak, kıyı-dışı dengeleme stratejisi ABD’nin, farklı yerlerde demokrasiyi teşvik etmek ve yaymak için takip ettiği oldukça maliyetli olan liberal hegemonyayı terk etmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Mearsheimer’a göre şimdiye kadar gelmiş geçmiş en şanslı süper güç olan Amerika’nın coğrafi konumu zaten tek başına Amerika’ya önemli fırsatlar sunmaktadır.

”Amerika Birleşik Devletleri modern tarihin en şanslı gücüdür. Diğer önde gelen devletler, kendi ülkelerindeki tehditkar düşmanlarla yaşamak zorunda kalıyordu – Birleşik Krallık bile, birkaç kez İngiliz Kanalından istila edilme ihtimali ile yüzleşti – ancak iki yüz yıldan fazla bir süredir, ABD’nin böyle bir tehlike ile karşı karşıya kalmadığı görülüyor. Uzak güçler de bir tehdit oluşturmaz, çünkü önlerinde iki dev okyanus bulunmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nin 1902-1924 yılları arasında Fransa Büyükelçisi Jean-Jules Jusserand’ın dediği gibi:

”Kuzeyde, zayıf bir komşusu var; güneyde, ise başka bir zayıf komşu; doğuda ve batıda ise balıklar.” Dahası, Amerika Birleşik Devletleri, dünyanın en büyük ekonomisini ve en yetenekli ordusunu geliştirmesini sağlayan çok geniş bir araziye, doğal kaynaklara, kalabalık ve enerjik bir nüfusa sahiptir. Ayrıca, Amerika’nın kendi anakarasına saldırı olasılığını muhtemelsiz kılacak binlerce nükleer silahı var.’’[8]

Mearsheimer, ”liberal hegemonyanın iflas etmiş bir strateji’’[9] olduğunu düşünüyor ve Amerika Unhinged’’ adlı makalesinde, Amerika’nın ulusal güvenlik elitlerinin sahip olduğu dünyanın her köşe bucağının Amerika için stratejik öneme sahip olduğu düşüncesinin ve bu fikrin sonucu olan korkunun tamamen yanlış olduğunu vurgulamıştır. Ona göre bölgesel bir hegemon olarak Amerika, kendinden uzakta kalan üç stratejik bölgede, Kuzeydoğu Asya’da, Basra Körfezinde ve Avrupa’da potansiyel olarak düşman güçlerin yükselişini kontrol edecek gerçekçi bir dış politika izlemelidir.

”Daha iyi bir yol var. Washington, ”kıyı-dışı dengeleme” stratejisini izleyerek, diğer toplumları yeniden canlandırma ve gerçekten değerli olan şeylere odaklanma konusunda önemli çabalar harcayacaktır: Batı Yarımküredeki Amerikan hakimiyetini korumak ve Avrupa, Kuzeydoğu Asya ve Basra Körfezi’ndeki potansiyel hegemonlara karşı koymak. ABD, dünyayı emniyete almak yerine, diğer ülkeleri yükselen güçleri dengeleme noktasında ön almaya teşvik edecektir ve kendisi yalnızca gerekli olduğunda araya girecektir. Bu dünyadaki tek süper güç olan Amerika Birleşik Devletleri’nin yada ”Kale Amerika” nın geri çekilmesi anlamına gelmez. Daha ziyade, ABD gücünü idareli kullanarak, kıyı-dışı dengeleme ile geleceğe uzanan ABD ilkelerini koruyacak ve anavatanda hürriyeti sağlayacaktır. ”[10]

Mearshimer’a göre Amerikan politik sisteminin kalbinde liberal demokratik değerler yer alıyor olsa da kendisinin bu değerlere bakışı anavatanda ve başkalarının ülkesinde olarak ikiye ayrılmaktadır. Bu değerler Amerika için önemli olsa da başka devletlere bu tür liberal değerleri yaymanın Amerika’nın birincil sorumluluğu olmadığını savunmaktadır. Amerika kıyı-dışı dengeleme stratejisini takip ederek, Suriye ve Mısır gibi Amerika’nın çıkarları için temel öncelikli olmayan diğer ülkeleri savunmaktan vazgeçmelidir. Daha doğru bir biçimde söylemek gerekirse, sanılanın aksine Mısır ve Suriye gibi ülkeler Amerika için hayati bir stratejik öneme sahip değildirler. Bu ülkelerdeki süreçler Amerikan güvenliği için zannedildiği kadar önemli değildir.[11]

Suriye ve Mısır gibi ülkeler Amerika için stratejik öneme sahip olmamakla birlikte bu tür ülkelere karşı gerçekleştirilen müdahaleci tutumlar milliyetçi hareketleri teşvik etmektedir. Bu da Amerika’ya karşı artan nefreti  her geçen gün daha fazla körüklemektedir. Mearsheimer’a göre bu tür müdahaleler üstün askeri özellikleri nedeniyle Amerika’ya normal yollardan yenilgi tattırılamayacağını bilenlerleri başka bir çözüm yolu olarak terörist hareketlerin içine itmektedir. Bu süreçte terörist hareketlerin hızında ve yoğunluğunda artışa sebep olmaktadır. Fakat buna rağmen Mearsheimer’ın için terörizm Amerika’ya karşı ciddi bir tehdit değildir. Bu yüzden Amerika’nın yapacağı en mantıklı şey, liberal yaklaşımı terk etmek ve Amerikan çıkarlarına doğrudan bir zarar gelene kadar diğer devletlerin iç ve dış meselelerine müdahale etmemektir. Amerika bu yeni yaklaşımı ile, diğer milletleri savunmaya adanmış Washington kaynaklarını azaltacaktır. Bu bütçe ile içeride daha fazla yatırım ve tüketim yapılmasına zemin hazırlanacaktır. Bunların hepsinin ötesinde bu strateji daha az Amerikalının yaşamını kaybetmesi sağlanacaktır. Liberal hegemonyanın müdahaleci politikaları terörizm riskini artırırken bunun aksine kıyı-dışı dengeleme stratejisi terörizm riskini azaltacaktır. Mearsheimer’a göre, kıyı-dışı dengeleme stratejisinde tehdit edilen ülke Amerika çıkarları için hayati bir bölgede ise ve Amerika herhangi bir yeni yükselen devlet tarafından kendi hegemonyasına tehdit hissettiğinde yabancı topraklara yerleşecektir. Bu durumda, başka devletler potansiyel mağdur ABD’yi bir işgalci yerine bir kurtarıcı olarak görecektir.[12]

Bu müdahaleci politikaların örneklerinden biri olan Ukrayna krizi öncesi Amerika ve onun Avrupalı müttefiklerinin politikaları liberal hegemonyanın çökmüş bir politika olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Ukrayna krizinde her ne kadar içsel faktörler önemli rol oynamışsa da bu krizin ana nedenini dışsal aktörlerin hareketleri belirledi. Krizin temel sebebi oldukça açıktır ki Batı dünyasının, NATO ve Avrupa Birliği gibi kurumları ile kendi sınırını bir tampon bölge olan Ukrayna üzerine genişletmek istemesiydi. Fakat bu seferki müdahalede etki altına alınmaya çalışılan toprakların Rusya ile olan tarihi bağı, Rusya’nın bu bölgeyi kendi yaşam sahası olarak görmesi ve buna karşı sessiz kalmayacağı gerçeği gözardı edildi. Mearsheimer’a göre:

”Bu üçlü strateji, NATO’nun yayılması, AB’nin genişlemesi ve demokrasinin teşvik edilmesi, Rusları büyük ölçüde rahatsız etti ve 22 Şubat 2014’te Kiev’deki darbe gerçekleştirildi. Daha sonrasında ise hala yüz yüze olduğumuz ve bir an önce bitecek gibi görünmeyen büyük bir kriz yaşadık. Peki bu sorunun çözümü nedir? Bence mümkün olan tek çözüm, 2008’den önce var olan duruma geri dönmektir.’’[13]

Ukrayna konusunda Mearsheimer’ın ‘Military Review’ dergisinde kaleme aldığı ‘‘Defining a New Security Architecture for Europe that Brings Russia in from the Cold’’ başlıklı makalesinde Ukrayna krizinin çözümü için öne sürdüğü fikirler Jeopolitik 101 dersi alan herkesin anlayabileceği  açıklıktadır. Rusya’nın başta Kırım’daki filosu olmak üzere Ukrayna üzerindeki çıkarlarını sarsan Batı dünyasının üçlü politika paketine ve Rusya’ya karşı tehdit edici eylemlerine karşı Rusya Batı Dünyasına beklenen cevapları vermiştir. Fakat burada sorun Rusya’nın beklenilen cevaplarına karşı Batı Dünyası’nın peşinde koştuğu ve kendisine hiçbir fayda getirmeyecek faaliyetleridir.

”Putin’in cevabı hiç sürpriz olmadı. Ne de olsa, Batı Rusya’nın arka bahçesine doğru ilerliyordu ve temel stratejik çıkarlarını tehdit ediyordu. Bu noktada Putin, yapılması gerekeni yaptı.’’[14]

Ayrıca, Mearsheimer’ın bu noktadaki bakışını güçlü kılan şey kendisinin empati yeteneğidir. Amerika’nın komşuları olan Kanada ve Meksika’da uzun soluklu düşmanı Rusya’nın ya da yükselen rakibi Çin’in aynı hareketler içine girmesi Amerika’nın ulusal çıkarlarını tehdit edecek olup Amerika’nın da buna karşı Rusya’nın Ukrayna’da yaptığı gibi düşmanlarının davranışlarını sınırlandırmak için girişimlerde bulunacak olduğu açıktır. Bunun en güzel örneğini 1962 Ekim’in de Küba Krizi sırasında gördük.

”Hepsinden öte, Batı Dünyasının dışında bulunan herhangi bir süper gücün Batı Yarım küresinin herhangi bir yerinde askeri güçlerini konuşlandırmasını Amerika tolere etmiyor. Çin’in etkileyici bir askeri ittifak kurması ve bunun için Kanada ve Meksika’yı dahil etmeyi denemesi durumunda Washington’daki öfkeyi hayal edin.”[15] 

Mearsheimer aslında uluslararası ilişkilere ailesinin ve ordunun ona öğrettiği hakikat penceresinden bakıyor ve insanların duymaktan hoşlanmadıkları gerçekleri bütün çıplaklığı ile ortaya çıkarmaya çalışıyor. Uluslararası ilişkiler dünyasının bugününe Mearsheimer’ın gözünden baktığımız da bilmemiz gereken ilk şey Trump’ı realist bir politika izlemeye davet ettiği yazısında olduğu gibi liberal hegemonyanın iflas etmiş bir strateji olduğu gerçeğini kavramamızdır. Liberal Hegemonya Amerikan çıkarlarının dünyanın dört bir yanında başta silahlı güç olmak üzere Amerika’nın diğer güç öğeleri ile korunuyor olduğu izlenimini veriyor olsa da bu stratejiler Amerika’nın ulusal çıkarlarına zarar vermenin ötesinde bir işleve sahip değildirler. Mearsheimer’a göre Amerika bundan sonra ana hatlarını yukarıda açıkladığım ve kıyı-dışı dengeleme adı verilen realist bir politika izlemelidir. Soğuk Savaş sırasında Amerika’nın temel çıkar bölgeleri sırasıyla Avrupa, Basra Körfezi ve Kuzeydoğu Asya idi, ancak Soğuk Savaştan sonra bu düzen değişti ve Amerika’nın önceliklerinin ilk sırasına Kuzeydoğu Asya oturdu. Bu bölgeyi doğal kaynaklarından dolayı stratejik öneme sahip olan Basra Körfezi izliyor. Son olarak ise hem ekonomisi hem insan gücü ile zayıflayan fakat Batı Medeniyetinin temel yapı taşlarını kendi uzun tarihinde barındıran Avrupa izliyor. Soğuk savaş sırasında dizginlenmesi ve haddinin bildirilmesi gereken asıl düşman SSCB idi ama şimdi Rusya Amerika’nın Avrupalı müttefikleri gibi ekonomisi ve nüfusu nedeniyle Mearsheimer’a göre kayan bir yıldız. Rusya’nın ekonomisinin Amerika’nın eyaleti olan Kaliforniya’nın ekonomisinin neredeyse yarısı büyüklüğündedir.[16] Fakat Rusya’nın Kaliforniya’dan tek farkı nükleer silahlara sahip olması gerçeğidir. Kissinger ve birçoklarının sürekli olarak kullandıkları bu karşılaştırma aslında doğrudan Amerika’nın gücünü yanlış yere sarfettiği vurgulamaktadır. Asya’da bir fırtına yaklaşıyor ve Mearsheimer’a göre artık Amerika enerjisini Rusya üzerine harcamak yerine Asya’da toplanan fırtınayı dağıtmak için kullanmalıdır. Mearsheimer’ın ‘The Chinese Journal of International Politics’ dergisinde kaleme almış olduğu ‘The Gathering Storm: China’s Challenge to US Power in Asia’ başlıklı makalesinde Avustralya Savunma Raporuna yaptığı atıf ile Çin’in yükselişini şu şekilde değerlendirmiştir.

”Amerika Birleşik Devletleri, on yıllardır yeryüzü üzerindeki en güçlü devlet olmuştur ve İkinci Dünya Savaşı’nın ilk yıllarından beri Asya-Pasifik bölgesine güçlü askeri kuvvetler yerleştirmiştir….. Bu düzen, ekonomik dönüşümün neden olduğu stratejik iktidarın dağılımında değişikliklere yol açmaya başlamasıyla dönüşmektedir. Elbette ki buradaki argüman, küresel iktidar dengesi üzerinde önemli bir etkiye sahip olan Çin’in yükselişidir. Özellikle, Çin ile ABD arasındaki güç uçurumu daralıyor ve bu bölgede ki en önemli stratejik güç muhtemelen bundan sonra Amerika olmayacaktır. Bu Amerika’nın ortadan kalkacağını anlamına gelmiyor. Aslında, Çin’in yükselişine tepki olarak muhtemelen Amerika’nında varlığı artıyor. Fakat bundan sonra Amerika Birleşik Devletleri, 1945’ten beri olduğu gibi Asya-Pasifik bölgesinde hâkim güç olmayacaktır.’’[17]

Başta belirtmiş olduğum gibi Mearsheimer’a göre bir devletin küresel hegemonya kurması zaten mümkün değildir. Fakat hiçbir bölgesel hegemon başka bölgelerde yeni hegemonların çıkmasına izin veremez. Amerika bu durumda yeni bir ikilem ile karşı karşıyadır ve tek çaresi Çin’i bir şekilde sınırlandırmaktır. Çin her ne kadar ekonomik olarak gelişmek istediğini ve askeri bir çabanın içinde olmadığını dile getirse de Mearsheimer’ın bize öğrettiği şey hiçbir devletin niyetlerinin liderlerinin yada bürokratlarının kurduğu cümlelerden anlaşılamayacağıdır. Tarihin bize öğrettiği de budur. Mearsheimer’a göre Çin’in niyetleri askeri harcamalarının hızından anlaşılmaktadır ve hiçbir zaman unutulmaması gerekir ki devletler savunma harcamalarını çok hızlı bir şekilde saldırgan politikalar izlemek için gereken araçlara dönüştürebilirler. Bu yüzden bir devletin silah harcamalarının savunmacı yönde olması bu silahların saldırgan amaçlar ile kullanılmayacağının garantisini vermiyor. Bu yüzden Mearsheimer Çin’in barış güvercini edası ile yaptığı açıklamaları gerçekçi bulmamaktadır. Bugün olmaz ise yarın Çin’in gerçek niyetlerinin ortaya çıkacağını düşünmektedir. Fakat burada Mearsheimer’ın aklını kurcalayan soru Çin’in barışçıl bir şekilde yükselip yükselemeyeceğidir. Bunu her ne kadar ilişkilerin boyutları ve aktörlerin hareketleri belirleyecek olsa da Çin’in barışçıl bir şekilde yükselemeyeceği oldukça açıktır. Bu noktada hatırlanması gereken bir diğer hususta Çin’in yükselişi sırasında Amerika’nın yükselişine benzer bir politika izliyor olduğudur. Ekonomisini taklit ürünler üzerine kuran Çin aslında bu pencereden bakıldığında siyasi arzularını gerçekleştirme noktasında da taklitçilik yapmaktadır. Hatta Çin, Amerika yükselirken ne yaptıysa şimdi onları yapmaktadır. Muhtemeldir ki şimdi kendini dış dünyadaki politik çekişmelerden uzak tutan Çin  Sun Tzu’nun Savaş Sanatı adlı eserinde ‘Güçlü olduğunda zayıf ve zayıf olduğunuzda güçlü görün’  mottosu ile uluslararası arenada boy göstermek için Amerika’nın tarihte yaptığı gibi fırsatın kendisine geçeceği o günü beklemektedir. Fakat bu yükselişe Amerika’nın sessiz kalmayacağı oldukça açıktır. Ancak Amerika’nın şu an ki pozisyonu da Çin’in açık ve örtük amaçlarından vazgeçmesini sağlamayacaktır. Bu noktada Amerika’nın Rusya’ya karşı bakış açısı tekrar gözden geçirilmelidir. Çünkü Amerika’nın yükselen güç olan Çin’e karşı eski düşmanlarını yanına alması gerekmektedir. Böyle bir süreçte diğer ülkeleri Çin’in yanına itmek Amerika için büyük tehlike arz edecektir. Mearsheimer Donald Trump’ı realist bir politika izlemeye davet ettiği  The National Interest’teki yazısında bu noktada şunları söylemiştir:

”Trump ayrıca, ABD’nin çıkarları için ciddi bir tehdit teşkil etmeyen Rusya ile ilişkileri geliştirmek için yoğun çaba göstermelidir. Gerçekten de, bu iki ülke terörizmle mücadelede ortak çıkarları olan, Suriye ihtilafını sona erdiren ve İran’ı (ve diğer ülkeleri) nükleer silah elde etmelerini engelleyen müttefikler olmalıdırlar. En önemlisi de, Amerika Birleşik Devletleri’nin yükselen Çin’i sınırlamak için Rusya’nın yardımına ihtiyacı var. Rusya ve Çin arasındaki tarihi rekabet ve paylaştıkları uzun sınır göz öne alındığında, Washington’ın yanlış yönlendirilen bu dış politikayı terk etmesi durumunda Moskova’nın da Çin’in sınırlandırılması çabası içerisine gireceği muhtemeledir.”[18]

Mearsheimer’a göre Amerikalı karar alıcıların yapması gereken Amerika’nın öncelikli ulusal çıkar alanları dışındaki müdahaleci tavrından vazgeçip realist bir politika izleyerek bir an önce Amerika’nın hegemonyasına karşı asıl tehlikeyi oluşturan Çin’e karşı harekete geçmesidir. Bu süreçte Amerika’nın Türkiye gibi Soğuk Savaşta aynı kampın içerisinde Sovyet yayılmasına karşı mücadele ettiği eski dostları ile arasını bozması ve onları Çin’e yaklaştırması akıl karı değildir. Türkiye gibi Batı Dünyası ile uzun soluklu müttefikliği olan bir ülkenin dışında Mearsheimer’a göre Amerika’nın eski düşmanı Rusya ile bile ilişkilerini düzeltip gerçek hedeflere yönelmesi gerekmektedir.

[1] Conversations with History: John Mearsheimer, University of California Television (UCTV), 08.04.2002

[2] Conversations with History: John Mearsheimer, University of California Television (UCTV), 08.04.2002

[3] Mearsheimer, John J., Taiwan’s Dire Straits, The National Interests, Mart/Nisan 2014, s. 31

[4] Mearsheimer, John J., The Tragedy of Great Power Politics. New York: W. W. Norton, 2001, s. 35

[5] Mearsheimer, John J., The Gathering Storm: China’s Challenge to US Power in Asia, The Chinese Journal of International Politics, Vol. 3, 2010, s. 387

[6] Mearsheimer, John J., The Gathering Storm: China’s Challenge to US Power in Asia, The Chinese Journal of International Politics, Vol. 3, 2010, s. 388

[7] Mearsheimer, John J. &  Walt, Stephen M., The Case for Offshore Balancing, Foreign Affairs, Temmuz/Ağustos, 2016, s. 70-83

[8] Mearsheimer, John J. &  Walt, Stephen M., The Case for Offshore Balancing, Foreign Affairs, Temmuz/Ağustos, 2016, s. 72

[9] Mearsheimer, John J., ‘’Donald Trump Should Embrace a Realist Foreign Policy’’, The National Interest, https://nationalinterest.org/feature/donald-trump-should-embrace-realist-foreign-policy-18502, 03.09.2018

[10] Mearsheimer, John J. &  Walt, Stephen M., The Case for Offshore Balancing, Foreign Affairs, Temmuz/Ağustos, 2016, s. 71

[11] Mearsheimer, John J., America Unhinged, The National Interests, Ocak / Şubat 2014, s. 10

[12] Mearsheimer, John J. &  Walt, Stephen M., The Case for Offshore Balancing, Foreign Affairs, Temmuz/Ağustos, 2016, s. 75

[13] Mearsheimer, John J., Defining a New Security Architecture for Europe that Brings Russia in from the Cold, Military Review, Mayıs-Haziran 2016, 29

[14] Mearsheimer, John J., ‘’Why the Ukraine Crisis Is the West’s Fault’’, Foreign Affairs, https://www.foreignaffairs.com/articles/russia-fsu/2014-08-18/why-ukraine-crisis-west-s-fault, 04.09.2018

[15] Mearsheimer, John J., ‘’Why the Ukraine Crisis Is the West’s Fault’’, Foreign Affairs, https://www.foreignaffairs.com/articles/russia-fsu/2014-08-18/why-ukraine-crisis-west-s-fault, 04.09.2018

[16] Dünya Bankası verilerine göre Rusya’nın 2017 yılı GDP’si 1,578 trilyon USD’dir. Amerika’nın 19,391 trilyon USD’lik GDP’si içerisinde Teksas’ın payı 1,696 trilyon USD, Kaliforniya’nın payı ise 2,746 trilyon USD’dir

[17] Mearsheimer, John J., The Gathering Storm: China’s Challenge to US Power in Asia, The Chinese Journal of International Politics, Vol. 3, 2010, 381

[18] Mearsheimer, John J., ‘’Donald Trump Should Embrace a Realist Foreign Policy’’, The National Interest, https://nationalinterest.org/feature/donald-trump-should-embrace-realist-foreign-policy-18502, 03.09.2018

Ebuzer Demirci, (1992, Bursa), Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümümden mezun oldu. Mezun olduktan sonra eğitimine devam etmek için Washington D.C. ye taşındı. Bugünlerde ise Northeastern Üniversitesi Küresel Çalışmalar ve Uluslarası İlişkiler bölümünde diplomasi alanında Master yapmaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Linda Barbara

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Vestibulum imperdiet massa at dignissim gravida. Vivamus vestibulum odio eget eros accumsan, ut dignissim sapien gravida. Vivamus eu sem vitae dui.

Recent posts

Amerika’nın Kuruluşunda İslam’ın Etkisi

  Amerika Birleşik Devletleri’ne köle olarak getirilmiş, okuma yazma bilen Afrikalı bir Müslüman'a ait 1830'lardan kalma el yazması anılar ABD Kongre Kütüphanesi tarafından satın alınıp...

Türkiye Notları dergisi ‘Birinci Meclis’ başlıklı 10. sayısı ile okuyucu ile buluşuyor.

Dergimizin bu sayısında, Birinci Meclis’in Ankara’da toplanmasının 100. yılı anısına sadece bu Meclise odaklanan makalelerden oluşan bir dosya hazırladık. Bu çerçevede Prof. Dr. Ahmet...

1920-1923 Yılları Arasında Meclis Zabıtlarında Türk, Türklük, Türkçülük

İstanbul’daki meclisin dağılmasından sonra Mustafa Kemal seçim çağrısı yaparak milletvekillerini Ankara’da toplamış 23 Nisan 1920’de meclis açılmıştır. Bu yıl içinde Ankara Hükümeti Yunan, Ermeni,...

Hamdullah Suphi Tanrıöver’in Milli Mücadeledeki Faaliyetleri

         Hamdullah Suphi Tanrıöver(1885-1966) soylu bir aileden gelmiştir. Dedesi, ilk Maarif Nazırı Abdurrahman Sami Paşa’dır. Babası Kocaemioğlu Suphi Paşa’dır. Maliye, Nafia, Evkaf ve Maarif...

Üç Umur Bugay

Türk toplumu 1950’li yıllardan itibaren oldukça dinamik bir süreç içerisinde gözükmektedir. Bu dinamizmi yaratan en önemli kaynağın köyden kente göç olduğu söylenebilir. Yeterli istihdam...

Recent comments