Müşir Hüseyin Kıdwai Yahut İslam ve Sosyalizm Tartışmalarının Öntarihi

0
67

 

1960’lar sonrası Türk düşünce hayatına dair araştırmalar İslâm ve sosyalizm arasında ilişki kurmaya dönük çabaların varlığının öteden beri yadsındığını gösterir. Nedense yirminci yüzyılın ilk yarısındaki tartışmalar ve metinler çok az kimsenin ilgisini çeker. S. Müşir Hüseyin Kıdwai (1878-1937)  “İslâm ve Sosyalizm” başlıklı metni yanında daha pek çok çalışması Türkiye’deki sol çevrelerce fark edilmeden yıllar önce yayımlanmıştı.  Kıdwai, Meşrutiyet döneminin akabinde Sebilürreşad dergisinde yazıları tercüme edilip yayımlanan Hint Müslümanlarının önemli temsilcilerindendir ama bilinmediği için üzerinde hiç durulmaz. Ayrıntı Yayınlarından çıkan İslâm ve Sosyalizm (2017) kitabının başında yer alan biyografide ölüm tarihinin bile yanlış (1924) yazıldığı dikkate alınırsa “gözlerdeki habersizliğin” süreklilik kazandığı bile söylenebilir.  Bununla birlikte Kıdwai’nin kendisini sonraki yıllarda sıklıkla karşımıza çıktığı gibi sosyalizme değil, İttihadı İslâm safına yerleştirdiğini hatta birtakım aşırı çıkarımlarda bulunduğunu fark etmek gerekir.

On dokuzuncu yüzyılın sonlarından itibaren varlık gösteren İttihadı İslâm siyaseti tümüyle Batıcı ve gelenekçi olmaya düşmandı; her iki yönelimi de Müslüman toplumları yıkan görüşler şeklinde değerlendirdiği için eleştirel tonu da hayli yüksekti. Hiç şüphesiz böylesi çıkmazları çeşitli şekillerde itham eden yüzlerce metnin varlığı biliniyor. Mesela kadının statüsüyle ilgili yorumların sorunlu taraflarını çeşitli şekillerde ele alan yazılar ancak bu kritik karşılaşma bağlamında okunduğunda anlamlı olabilir. İslâm ve sosyalizm tartışmalarına dâhil olan Müşir Hüseyin Kıdwai, İttihadı İslâm’ı modern fikri cereyanlara ve geleneğe yönelik teorik bir eleştiri zemini kılmak için dönemin tartışmalarında öne çıkan meseleler aracığıyla kendi konumunu belirginleştirmiştir. Kıdwai, İslâm’ın toplumsal ve siyasal düzlemde uygulanabilirliğini, “Müslüman devletlerin sivil ve askeri örgütlenmesi neredeyse mükemmel seviyede sosyalizandı” diyerek aynı zamanda sosyalizm odaklı bir yorum sunmaya çalıştı.  Risale mahiyetindeki İslâm’a Çekilen Kılıç Yahut Alemdarân-ı İslâm’ı Müdafaa,  Türkiye İmpratorluğu’nun İstikbali, Hıristiyanlık ve Cemiyet-i Akvâm, Mucize-i Muhammediye ve Müslümanlıkta Kadın eserleriyle 1912 tarihli İslâm ve Sosyalizm kitabı arasında benzerlikler hatta birtakım tekrarlar söz konusudur. Mesela Osmanlı hilafeti, İstanbul ziyaretlerinden ciddi izler barındırır sosyalizm odaklı çalışması.

Biyografik Birkaç Not ve Siyasi Dönüşüm

Müşir Hüseyin Kıdwai, 1878 yılında Hindistan’ın küçük bir şehri olan Gadia’da doğdu. Lucknow’da eğitim aldıktan sonra 1897’de öğrenimine devam etmek için İngiltere’ye gitti. 1904’te Hindistan’a döndü ve hukuk alanında faaliyet göstermeye başladı. Zamanının diğer önemli siyasetçileri ve aydınları gibi 1907’de Hindistan Ulusal Kongresi’ne katıldı. Muhammed Abdülbari ve Mevlana Şevket Ali ile birlikte Hindistan merkezli Hüddâmü’l- Kâbe Cemiyeti’ni kurdu. Kıdwai daha sonra bu topluluğun bir şubesini İngiltere’de Londra İttihadı İslâm Cemiyeti adıyla açtı. Cemiyetin amaçları Kıdwai tarafından hazırlanan bir metinle açıklandı. Dünya Müslümanlarının medeni, ahlaki ve manevi ilerlemelerini hedefleyen cemiyet, bu doğrultuda Müslümanların birlik ve beraberlik duygularını güçlendirmek, İslâm dini ve Müslümanlar hakkında gayrimüslimler arasında yaygın olan asılsız fikirleri ortadan kaldırmak başta olmak üzere İslâm düşüncesinin yayılmasına hizmet edecek kurumlar tesis etmeyi hedeflemişti. Amaçları arasında İslâmî konularda çeşitli kitapçıklar yayınlamayı da zikreden cemiyet dünyanın neresinde olursa olsun yardıma muhtaç olan Müslümanlara imkânları ölçüsünde ve meşru çerçevede yardım etmeyi de önceliyordu.

Yayın faaliyetleri için Osmanlı hükûmetinden yardım talebinde bulunan Müşir Hüseyin Kıdwai, 1920 yılında Hindistan’a dönünceye kadar tüm siyasi konuşmalarını ve yazılarını Osmanlı hilafetinin önemine ayırdı. Mesela, İstanbul’a ikinci seyahatini anlattığı yazısını şu ifadelerle bitirir: “İslâm hilafetine zarar vermek isteyen bir kuvvet, isterse Müslüman bir güç olsun, kesinlikle felâket uçurumuna yuvarlanacaktır.” Ayrıca Hicaz Demiryolu hattının İslâm âlemine bahşedeceği faydaları ve kolaylıkları zikretmekten kendini alamadı. Doğduğu Gadia şehrine bağlı Barbanki sayfiye kasabasındaki Osmanlı İstikraz Cemiyeti Kâtibi iken bir İslâm Üniversitesi kurmak için toplanan 3,5 milyon rupye yardım parasının Osmanlı başkentine gönderilmesi için teminat talebinde bulundu. Elbette Türklerin Hintli Müslümanları ne kadar sevdiklerine bizzat şahit olması da bunda etkili oldu.

Osmanlı arşivlerine, İslâm ve Sosyalizm kitabına, Sebilürreşad dergisine yansıdığı kadarıyla Müşir Hüseyin Kıdwai, Sultan II. Abdülhamid (1906) ve Meşrutiyet (1910) devirlerinde İstanbul’a gelerek Osmanlı yöneticileriyle temaslarda bulunmuştur. Osmanlı matbuatı Kıdwai’yi kamuoyuna “büyük İslâm âlimi ve mücahidi” diye takdim etmiştir. Şurası açık ki, Kıdwai’nin Osmanlı hilafetine merkezi bir önem atfetmesi Sultan II. Abdülhamid sonrasında da devam etmiştir. Ona göre, 1908’den sonra etkisi artan Jön Türkler’in hayati görevi her şeyden önce dine göz kulak olmaktır. Şayet hilafet fonksiyonu eksilirse, Osmanlı sultanından geriye kalacak olan sadece uluslararası emperyalist sistemin üçüncü sınıf hükümdarından başka bir şey olmayacaktır. Kitabın buna benzer pasajları, mahiyetinin bize umdurabileceğinden çok daha geniş olduğu üzerinde ısrarla durmak gerektiğini hatırlatır.

Müşir Hüseyin Kıdwai, Hint Müslümanlarının ileri gelenlerinden Mahzen gazetesi sahibi Şeyh Abdülkadir’le birlikte İstanbul’da Müze-i Hümayun, askeri okul, medrese ve kütüphaneleri ziyaret talebinde bulunmuştur. Osmanlı resmi yazışmalarında her iki şahsın ilim ve irfan sahibi, dürüst kişiler olduklarının Londra Büyükelçiliği aracılığıyla Hariciye Nezareti tarafından ifade edildiği belirtilir. İstanbul’a gelerek Sultan II. Abdülhamid’e sunduğu mektubunda bağlılık hislerini dile getiren Kıdwai, üçüncü dereceden Osmanlı nişanıyla taltif edilmiştir. Kıdwai, Hz. Muhammed’in mucizelerini anlatmak için The Mıracale of Muhammed (1906) adıyla kaleme aldığı kitabını Sultan II. Abdülhamid’e takdim edilmek üzere İstanbul’a da gönderir. Hilafet meselesini önemseyen Kıdwai, 1906’da Times gazetesinde Rahip Markoli tarafından kaleme alınan mektuplardaki iddiaları Wambery ile birlikte çürütmüştür.

Londra’da İttihadı İslâm Cemiyetinin Kurban Bayramı münasebetiyle 1907 yılı Ocak ayında Le Karizrion Oteli’nde verdiği yemeğe Osmanlı Büyükelçiliği adına katılan iki kişilik heyete müsteşar Abdülhak Hamit [Tarhan] Bey başkanlık etmiştir. Yemekte tamamı Hint Müslümanlarından yetmiş kadar davetlinin dışında Mirza Cevad adlı bir İranlı, Şeyh Abdullah Gulliam Efendizade Bilal Efendi, İngiliz Hıristiyanlarından dört kişi ve beş İngiliz kadın hazır bulunmuştur.  İttihadı İslâm Cemiyeti Kâtibi Müşir Hüseyin Kıdwai ile Şeyh Abdülkadir Osmanlı padişahından övgüyle söz etmişlerdir. Kıdwai, burada yaptığı konuşmada, İttihadı İslâm’ın mahiyeti yanında devletlerarası ilişkilere dair kanaatlerini açıklamıştır. Ona göre, İttihadı İslâm, Hıristiyanlığa karşı Müslümanlar arasında bir birlik teşekkül ettirmek yahut Mısır’daki İngiliz egemenliğine muhalefette bulunmak maksadıyla kurulmuş aşırılığa dayalı bir cereyan değildir. Tam aksine, İslâm’ın önerdiği barışın korunması hedefiyle hareket ettiği için kimden gelirse gelsin aşırılıkların karşısındadır. Kıdwai’nin hem Müslümanlar hem de Hıristiyanlar için sarf ettiği sözler, kendilerini anavatanlarında hissetmediklerini de gösterir. Siyasi hesaplaşmaların daha bariz hale geldiği bir ortamda Kıdwai, “Müslüman cahillerin” ve “eğitim nimetinden yoksun Hıristiyanlardan” kaynaklanan aşırılıkların izalesini hedeflediklerini söyler. Aslına bakılırsa onun, Abdülhak Hamit’in de bulunduğu meclisteki konuşması bir bütün olarak halen devam eden bir dizi tartışmaya kapı açacak gibidir.

Müşir Hüseyin Kıdwai’nin kurucusu olduğu cemiyet zaviyesinden İslâm âlemini ve İngiltere’yi nasıl gördüğünü açıklama şekli aynı zamanda “yeni zamanlar”ı ve “Avrupalı Müslüman azınlık siyaseti”nin doğuşunu da işaret eder. Kıdwai, cemiyetlerinin Lord Cromer’in baskıcı idaresinden bıkan aydınlarla Müslümanlara acımakla birlikte Mısır ve Osmanlı’nın diğer bölgelerinde asla siyasete karışmayacaklarını söyler. Bununla birlikte Kıdwai diğerkâm bir tutumla, İttihadı İslâm Cemiyeti mensuplarının İslâm beldelerinden herhangi bir bölgenin Hıristiyan devletlerce zapt edilmesini istemediklerini açıkça ortaya koyar. Ne var ki, böyle bir şey vuku bulursa hükümetlerden hiçbirine muhalefet etmeyeceklerini söylemesi de şaşırtıcıdır. Yönetme iradesini kaybeden Müslümanların kendilerini korumaları için barış içinde yaşama siyasetini teklif eden Kıdwai, İttihadı İslâm düşüncesinin ortadan kaldırılması için Hıristiyanların yaptıklarından bir netice alınamadığını da hatırlatır. Ona göre, İslâm her ne kadar Müslümanlardan dini görevlerini yerine getirmelerini ve ümmet şuurunu ayakta tutmalarını emrediyorsa da yaşadıkları ülkelerin hükümetlerine karşı yükümlülüklerini yerine getirmelerini de bağlılarından aynı şekilde ister. Dolayısıyla İttihadı İslâm Cemiyeti üyelerinin çoğu İngiltere Kralı Edward’ın vatandaşı olduğu için ona karşı bağlılık beslemektedirler. Ona göre bu bağlılık, İngiltere hükûmetince İslâm hükümdarlarından herhangi birine karşı gerçekleştirilecek saldırıyı protesto etmeye mani değildir. İngiliz krallığı ile İslâm âlemi arasında bölünmüş gibi görülebilecek bu düşünceler, onun bu dönemde Osmanlı hilafeti ile İngiltere arasında yakınlaşma siyasetiyle bağlantılıdır.

Çalışmalarının kapsamı fikirlerini şekillendiren bir dizi kaynağa işaret eden Müşir Hüseyin Kıdwai, Osmanlı Devleti ile olan münasebetini 1920’lerden itibaren Ankara hükûmeti ile devam ettirdi. Mesela Heyet-i Temsiliye adına Mustafa Kemal’in Nazilli’de bulunan Refet Bey’e çektiği bir telgrafta, Halide Edip [Adıvar] Hanım tarafından Kıdwai’ye yazılan mektupla bir kısım evrakın Moralizade Halid Bey’e teslim edilerek Antalya’ya gönderildiği belirtilir. Bundan bir yıl sonra Erzurum milletvekili Celalettin Arif Bey, Paris’teyken Kıdwai ile görüşmesine ilişkin Mustafa Kemal Paşa’ya çektiği 8 Ağustos 1921 tarihli telgraf önemli bir tarihsel belgedir. Bilal N. Şimşir’in 1981’de basılan Atatürk ile Yazışmalar I (1920-1923) kitabında aktardıklarına bakılırsa Celalettin Arif Bey, Kıdwai ile görüşmesinden hareketle İngiltere siyasetindeki büyük değişikliği öğrenme imkânı bulduğunu belirtir. Buna göre daha evvel Edirne’nin Türkiye’ye verilmesi gerektiğini savunan Hindistan Bakanı Montagu artık daha tehditkâr bir dil kullanmaktadır. Ayrıca Kıdwai’den İngilizlerin Afganistan’a yönelik büyük bir saldırı hazırlığı içinde olduğu bilgisini almıştır. Celalettin Arif Bey, bu konuda Afgan büyükelçiliğine bilgi verilmesinin gerekliliğini belirttikten sonra Kıdwai’de meydana gelen değişimi anlamak bakımından son derece önemli bilgiler sunar:

“Hintliler Müslüman iki grup imiş. Biri Muhammed Ali taraftarları ki herhalde İngiltere’ye zoraki şiddet gösterilmesi fikrinde ısrar ediyorlar. Diğeri Kıdwai, Ağa Han vb. kimseler ki bunlar İngilizlerle anlaşıp bir şeyler koparmak fikrinde olanlardır. Montagu ile meydana gelen son görüşmeden sonra Kıdwai fikrini değiştirmiş ve Muhammed Ali ile birleşmeyi tercih etmiştir.”

Osmanlı Devleti’ni ve hilafetini Batılı devletlere karşı savunan Müşir Hüseyin Kıdwai’nin Osmanlı hilafetini İngiltere’ye yakınlaştırmaya çalışmasının ardından yaşanan gelişmeler onu büyük bir hayal kırıklığına uğratmıştır. Aslında bu durum Kıdwai’nin İngilizlerden beklentisinin çok gerçekçi olmadığını anlamasını beraberinde getirmiştir. Hilafetin kaldırılmasından sonra zaten İslâm Topluluğunun onursal sekreteri olan Kıdwai, Hindistan politikasında çok daha etkin bir figür haline geldi.  1924’te Yasama Komisyonunda sosyalist grubun başkanı seçilen Kıdwai 1937’de hayatını kaybetti.

Metinlerinin Türkçeye İntikalinin Seyri

Osmanlı’dan Cumhuriyet Türkiye’sine geçişin şahitlerinden biri olan Müşir Hüseyin Kıdwai’nin İslâm ve Sosyalizm sosyalizmden esinlenen siyasi arayışların öne çıkmaya başladığı bir dönemde, İslâm’ın ilk dönemlerinden hareket ederek solun ideallerini içeren ahlaki temelli bir  “İslâmî sosyalizm” teklifini savunan oldukça erken tarihli bir girişimdir. Muhtemelen sadece bu kitap değil yazarı da Türkiye’de, İslâm ve sol ilişkisini ele alma iddiasındaki çalışmaların hiçbirinde anılmamıştır. Hâlbuki erken dönem İslâmcı dergilerden Sebilürreşad 1919 sonrasında ve 1960’larda tarihsel materyalizm dışında İslâm’ın ilk dönemleriyle uyumlu bir sol-İslâm çağrısında bulunan Kıdwai’nin hayatı hakkında bilgilere yer verdiği gibi onun bazı metinlerini de tercüme ederek okuyucularla buluşturmuştu.

Eşref Edip, Kıdwai’nin “kuşatıcı bir fikir birikimine dayanarak hazırladığı” The Future of the Muslim Empire-Turkey (Türkiye İslâm İmparatorluğu’nun İstikbali) kitabının tercümesine yazdığı ustalıklı ve etkileyici önsözde önce Osmanlı Devleti’nin Meşrutiyet devrinde yaşadıklarını hatırlatarak, bu süreci objektif bir bakışla değerlendirmenin gerektiğini belirtir. Ardından Kıdwai gibi,  Türkiye dışında olup Osmanlı ile müşterek noktaları olan, her türlü kişisel çıkardan uzak simaların yaşanan olayları daha tarafsız bir gözle görebileceklerini ekler. Kıdwai’nin Hindistan Müslümanlarının ılımlı bakış açılarını yansıtan bu kitabının arka planında dönemin gelişmelerinin Osmanlı hilafeti merkezli olarak yorumlanması vardır.  Bunun dışında dönemin endişe ve duyarlılıklarını yansıtan çeşitli yazılarının Sıratı Müstakim ve Sebilürreşad dergilerinde yayımlanması görüş ve düşüncelerinin belli ölçüde kabul gördüğüne de hamledilebilir.

Kıdwai’den tercüme edilen metinlerin bazılarının başlıklarını zikretmek yararlı olabilir. “Hristiyanlık ve Cemiyet-i Akvam” (24 Temmuz 1919, cilt: 17, sayı: 431-432, s. 125-128) “İslâm ve Sosyalizm” (18 Şubat 1920, cilt: 18, sayı: 459, s.194), “İslâm ve Sosyalizm II” (25 Şubat 1920, cilt: 18, sayı: 460, s.207), “İslâm ve Sosyalizm III: Hazret-i Muhammed’in Bi’setinden Mukaddem Arap Heyet-i İctimaiyyesinin Ahvali” ( 31 Mart 1920, cilt: 18, sayı: 462, s. 230), “İslâm ve Sosyalizm IV: Hazret-i Muhammed’in Sosyalizmi” (14 Mayıs 1921, cilt: 19, sayı: 480, s.121),  “Mucize-i Muhammediyye-I” (1924, cilt: 24, sayı: 627, s.42-44),“Mucize-i Muhammediyye-II” (4 Aralık 1924, cilt: 25, sayı: 628, s. 59-61),  “Mucize-i Muhammediyye-III” (18 Aralık 1924, cilt: 25, sayı: 630, s. 88-89),  “Mucize-i Muhammediyye -IV” (25 Aralık 1924, cilt: 25, sayı:  631, s. 100-102), “Müslümanlıkta Kadın -I” (8 Ocak 1925, cilt: 25, sayı: 633, s. 138-140), “Müslümanlıkta Kadın -II” (15 Ocak 1925, cilt: 25, sayı: 634, s.149-150), “Müslümanlıkta Kadın -III” (22 Ocak 1925, cilt: 25, sayı: 635, s. 165-167),“Müslümanlıkta Kadın –IV” (29 Ocak 1925, cilt: 25, sayı: 636, s.181-183),“Müslümanlıkta Kadın -V” (5 Şubat 1925, cilt: 25, sayı: 637, s. 203-205), “Müslümanlıkta Kadın -V: Taaddüd-i Zevcat”, (12 Şubat 1925, cilt: 25, sayı: 638, s. 221-223), “Müslümanlıkta Kadın -VI: Taaddüd-i Zevcat” (19 Şubat 1925, cilt:  25, sayı: 639, s.231-233), “Müslümanlıkta Kadın -VII: Taaddüd-i Zevcat” (26 Şubat 1925, cilt:  25, sayı: 640, s. 242-244), “Müslümanlıkta Kadın -VIII: Talak” (5 Mart 1925, cilt:  25, sayı: 641, s.257-260), “İslâm ve Sosyalizm” (Şubat 1963, cilt: 14, sayı: 345, s. 309-311), “İslâm ve Sosyalizm” (Mart 1963, cilt: 14, sayı: 346, s.327-329) “İslâm ve Sosyalizm” (Mayıs 1963, cilt 14, sayı: 348, s. 358-361), “İslâm ve Sosyalizm” ( Haziran 1963, cilt 14, sayı: 349, s.375-377), “İslâm ve Sosyalizm” (Aralık 1964,  cilt 1, sayı 6, s.1).

1910’da  İstanbul’u  ziyaret eden Müşir Hüseyin Kıdwai,  seyahatine dair izlenimlerini kaleme alır, bu yazı Hintli Ali Asgar tarafından “İstanbul’a İkinci Seyahatim” başlığıyla tercüme edilerek Sıratı Müstakim dergisinde yayımlanmıştır. Hürriyet, eşitlik ve kardeşlik gibi kelimelerin sadece sözde kalmaması gerektiğini belirten Kıdwai, Sultan II. Abdülhamid hakkında eleştirel kanaatlerini okuyucularla paylaşırken aynı zamanda Meşrutiyet devrine ilişkin Hint Müslümanları arasında meydana gelen bazı tereddütleri de anlatır.

Türkiye’de 1960’lardan 1990’lara uzanan zaman zarfında Müşir Hüseyin Kıdwai hakkında herhangi bir yayına rastlanmaz. Kıdwai’nin Osmanlıca neşredilen İslâm’a Çekilen Kılıç Yahut Alemdarân-ı İslâm’ı Müdafaa kitabı Paris Sulh Konferansı ve Osmanlı’nın Çöküşü adıyla 1992’de Nehir Yayınları’nın “Hatıralarla Yakın Tarih” dizisi kitapları arasında yer aldı. Kıdwai, Batı’da yayınlamak düşüncesiyle yazdığı bu kitabında ana hatlarıyla 1919 tarihli Paris Barış Konferansı kararlarını ele alarak, Hint Müslümanlarının Osmanlı hilafetinin geleceği ile ilgili duyarlılık ve endişelerini dile getirir. Ahmed Zeki İzgöer’in hazırladığı ve Kıdwai’nin Türkçe’de yayımlanan eserlerinin büyük bir bölümünün bir araya getirilmesiyle ortaya çıkan Osmanlı’nın Son Dostları (2015) adlı metinler toplamı ise dönemin gelişmelerini derli toplu bir şekilde kavramak bakımından önemli ipuçları sunmaktadır.

Hindistan’ın önde gelen Müslüman düşünürlerinden Müşir Hüseyin Kıdwai’nin temel fikri başarıları nelerdir, denildiğinde İslâm ve sosyalizm arasında bağ kurmaya dönük manevrası mutlaka hatırlanır. Açıkçası Kıdwai, kendince hem sosyalizmi eleştirmiş hem de erken dönem Müslüman sosyalizmini öne çıkarmıştır. Belki böylelikle “organik aydın” kavramına müracaat etmek gerekebilir. Temayüller ve zamanın ruhunun da etkisiyle Kıdwai, İslâmî sosyalizm bağlamında birtakım yorumlar ileri sürerek siyasi bir eylemde bulunmuştur. Zira manevrada bulunmak ve ikna etmek her zaman siyasi bir varlığa işaret eder. Bazı tartışmaları açmasıyla hilafet merkezinde de gündeme gelmiştir. İslâm ve Sosyalizm kitabı hakkında Sebilürreşad dergisinde övgü dolu cümleler kurulması bunun yansımasıdır. Dergide yayımlanan “Müşir Hüseyin Kıdwai” başlıklı metinde çok önemli ve kıymetli görülen esere dair Batılı yazarların olumlu değerlendirmelerine atıflar yapılır mesela. Zaten sonraki yıllarda kitabın, “İslâm ve Sosyalizm” başlıklı ilk bölümü derginin değişik sayılarında yayımlanmıştır.  Belki de Kıdwai’nin bu konuda söylediklerinden daha çok, onun kitabının İslâmcı ve sol çevrelerce nasıl tercüme edildiğine odaklanmak gerekebilir.  Bu çerçevede her iki tercümeye de kimi haklı eleştiriler yönetilebileceği ilgili metinler okunduğunda görülecektir.

İslâm, Sosyalizm ve Anarşizm

Hiç şüphesiz Müşir Hüseyin Kıdwai’nin fikri çalışmasının önemi, sosyalizmle ilgili meseleleri İttihadı İslâm siyaseti çerçevesinde ele almasından kaynaklanır. Kıdwai örneğin İslâm ve Sosyalizm kitabında bu kanaatini ikna edici bir şekilde açıklar.  Meselenin arka planı çerçevesinde eserin Londra İttihadı İslâm Cemiyeti’nin ve İslâm İttihadı hareketinin hedeflerinin yer aldığı bir metinle başlamasının oldukça önemli bir gösterge olduğunun göz ardı edilmemesi gerekir. Eserinden bağımsız olarak özgün İslâmî kitaplardan ve Kur’an’dan yaptığı alıntıları; Avrupalıların İslâmiyet’in faziletlerinden habersizliğinin farkına varmasıyla açıklar. Böylece,  dönemindeki sosyalist propagandalar gibi olmasa da, İslâm’da sosyalizm fikrinin en az on üç yüzyıldır var olduğunu ve kesinlikle Avrupa etkisine indirgenmesinin büyük bir tarafgirlik içerdiğinin kabul edileceğini umar. Dönemin eklektik ve uyumcu yaklaşımının bariz etkisiyle sosyalizmin temel ilkelerinin Hz. Muhammed döneminde Müslüman topluma büsbütün yabancı olmadığını hatta sonrasında pek çok yönden, Avrupa’dakilerden daha uygulanabilir hale getirildiğini ileri sürer.

Müşir Hüseyin Kıdwai, kitabının son şeklinin ilk sayfalarında yer alan “Açıklama ve Gidişat” başlığının girişinde eserinin niçin birtakım eksiklikler taşıdığını izah babında Hindistan’da kaliteli ve erişilebilir kütüphanelerin bulunmamasını anar. Dolaysıyla sosyalizmle ilgili tüm kaynaklara erişemediğini itiraf ederek bir nebze de olsa mazur görülmeyi umar.  Sosyalizm üzerine kaleme alınan Batılı eserlerin ortalama okur nezdinde pek popüler hale gelemediğini hatırlatır. Daha da önemlisi dikkatleri kendi çalışmasına çekmek için  “Bildiğim kadarıyla da konu üzerine doğu dillerinin herhangi birinde yazılmış bir kitap mevcut değildir” der. Ardından da şunu ekler: “Aynı şekilde pek kıymetli Batılı yazından öyle fazla bir şey öğrenmiş de değilim; zira sosyalizme dair fikirlerim Avrupalı yazarlarınkinden büyük ölçüde ayrışıyor.”

Sadık bir İttihadı İslâmcının kaleme aldığı İslâm ve Sosyalizm kitabı, sadece sosyalizmle ilgili meseleleri ihtiva etmez. Modern medeniyetin maddi ilerlemesi ve sömürgeciliği karşısında bir çıkış siyasetinin imkânlarını da arar. Bunun için, Müslümanların öncelikle birlik içinde olmaları gerekir, hâkim güçlerin vahşi saldırılarını püskürtebilmenin yolunu açacak olan kuvvetli silahlarla donanmak şarttır fakat bundan önce her şeyin ahlak ve dinin sağlam zeminine dayandırılması düşünülmelidir. Dönemin diğer İslâmcıları gibi dini ve bilimsel eğitimi mezcetmeye çalışan Kıdwai, bunlardan biri olmadığı takdirde Müslümanların içler acısı durumlarının süreklilik kazanacağı kanaatindedir. Dolayısıyla Hindistan başta olmak üzere modern durumla karşılaşan tüm İslâm beldelerindeki arayışların mutlaka dinle modern eğitimi bir araya getirmelerini elzem görür. Kıdwai’nin İslâm ve Sosyalizm kitabında eğitime dair serdettiği kanaatlerin açılımı bağlamında Türkiye İslâm İmparatorluğu’nun İstikbali’nde, Aligarh Üniversitesi ile İslâm Üniversitesi kurma teşebbüslerini ele aldığı sayfalara bakılabilir.

Ömrü hayatı boyunca İttihadı İslâm’ı savunan Müşir Hüseyin Kıdwai, Avrupa’da sadece materyalizmin egemen olduğunu buna karşın Müslümanların maddeciliği maneviyatla, bilimi dinle harmanlamaları gerekliliğini sıklıkla hatırlatır. Avrupa’nın bilimsel ve mekanik materyalizmini yaydıkları için sosyalist düşünürleri de eleştirir.  Devrimci hareketin klasik mirası yahut on dokuzuncu yüzyılın büyük sosyalist düşünürlerinin fikirlerine temas eder. Kıdwai açısından sosyalizmi sınırlı bir çerçevede anlayan Saint Simon, Fourier, Robert Owen, Karl Marx ve Lasalle gibi düşünürlerle anılan modern sosyalist otoritelerin dine dair fikirleri soyut hatta imha edici nitelikte olduğundan âlem-i İslâm için yararlı değildir. Kıdwai,  sosyalizmin iktisadi ve materyalist temelde kalan din analizlerinin Müslümanların bağımlılığını daha da arttıracağını vurgular. Dolayısıyla Müslümanlar sosyalizm derslerini Batı’dan değil erken dönem Müslüman sosyalizminden; Hz. Muhammed ve Hz. Ömer’den almak zorundadırlar. Bu çerçevede Kur’an başta olmak üzere çeşitli, kaynaklara atıf yapan Kıdwai, Şibli, Numani’nin Hz. Ömer’le ilgili biyografisinden de yararlanır. İslâm tarihi ile ilgilenen şarkiyatçı Theodor Noldeke’in çalışmasını ise eleştirir.

Sosyalizmi kopuş ve ayrılıktan ziyade bir ahenk ve birlik etmeni kabul eden Müşir Hüseyin Kıdwai,  İslâmî sosyalizmini çeşitli unsurların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan özgül bir düzen şeklinde kavramayı teklif eder. Müslümanlar, kendi medeniyetlerine başvurmadan, İslâm’a yakından bağlanmadıkça sosyalizme taze bir başlangıç yapamazlar. Onun İslâm’ın ilk dönemlerinde arayıp bulduğu sosyalizm, ekonomik, idari, toplumsal yani hayatın tüm alanlarında kişilerin evrensel iyiliği ve genel refahını temin etmeyi amaçlayan ahenkli bir bütünlüğü içerir.  Kıdwai’nin tarih okumasına göre Hz. Muhammed, yoksulun lehine olacak şekilde zenginlerden aldığı zekâtla, ticaret ve emeğin itibarını yükselten birtakım düzenlemelerle, kölelere verilen haklarla, çıkarcı ve günahkâr zihinden uzaklaşmaya katkı sunan sadaka gibi uygulamalar dizisiyle Arabistan’ın iklimine sosyalist fikirleri yerleştirmiştir. Kıdwai, kendi döneminde yönetici konumunda bulunan Müslümanların da böylesi bir sosyalizmi sınıf, ırk, renk ve inanç ayrımı gözetmeksizin tüm insanların huzurunu öncelemesi gerektiğini vurgular. Çatışmalardan uzak nerdeyse hayali bir sosyalizm kurgusu sunan Kıdwai, bir grup birliği teşekkül ettirmek için anarşizm ve cebir siyasetini aşılması gereken iki büyük engel kabul eder. Ona göre Müslüman sosyalizmi cebire başvuran bir sınıf savaşıyla ya da mülkü ve serveti kamulaştırmayı öngören militan devrimle gerçekleştirilemez.

Meseleleri tahlil ederken Batı’daki gelişmeleri eleştirel bir çerçevede değerlendiren Müşir Hüseyin Kıdwai, kendi sosyalizm anlayışını ortaya koyarken anarşizm meselesini ayrıca ele alır ama bu konuda çok detaya inmez. İslâm’ın her ne surette olursa olsun anarşizmi teşvik etmediğinin altını çizer zaten ona göre anarşizmle bir düzenin kurulması mümkün değildir. Bu bağlamda meşhur şair Ömer Hayyam’ın sınıf arkadaşı Hasan Sabbah tarafından kurulan anarşist örgütlenmeye değinmekle yetinir. Şiddeti ya da anarşizmi sosyalizmin bir veçhesi kabul edenlerin büyük bir yanılgıya düştüklerini vurgular. Ona göre anarşizm bireysel bedbahtlıklardan ve saldırganlıklardan azade olsa bile, hiçbir şekilde teşvik görmemeli ve medeni insanlarca dikkate alınmamalıdır. Hepsinden önemlisi Kıdwai, sosyalizmin insan hayatını yok etmeyi amaçlayan anarşizmle hiçbir alışverişinin bulunmaması gerektiği kanaatindedir. Bununla beraber, kitabının önsözünde sosyalizmin yüce hedefleriyle haşır neşir olurken anarşizmi ayrıntılı bir şekilde ele almaktan kaçındığını belirtir. Daha kapsamlı bir araştırmada ele alınabilecek bu mesele hakkındaki nihai yargısı: “İslâm, anarşizmi yasaklar ve onu sosyalizme dâhil etmez” şeklinde özetlenebilir. Ona göre dönemin sosyalist doktrinleri, toplumsal hayatı sosyalist hedefler doğrultusunda dönüştürme sürecinde, Hz. Muhammed’in yaptığı gibi aşağıdan yukarıya doğru değil, yukarıdan başlayarak büyük bir hataya düşmektedirler. Bu yüzden, tek tek bireylerin ıslahını öncelemeyen bir sosyalist mücadele tarzının başarıya ulaşması mümkün değildir. Avrupa’nın yıkıcı sosyalizmlerini de en az anarşizm kadar eleştiren Kıdwai, Müslüman devletlerin kendi sosyalizmlerini yapıcı bir şekilde oluşturmalarını Batı’ya nazaran daha kolay görür.

Şurası son derece açık; içeriği ve sunduğu fikri-siyasi tasarımı, çağdaş İslâm düşüncesinin çelişkileri içinden söz alan İslâm ve Sosyalizm kitabı, İslâm tarihine, İslâmî şiarlara, on dokuzuncu ve yirminci yüzyıla sosyalizm nazarından bakmayı önceler. Bazı eleştirmenler, Müşir Hüseyin Kıdwai’nin bir alan açmak için ortaya koyduğu sosyalizm anlayışını, İslâmî sosyalizmi temellendirme biçiminin fikri, siyasi ve tarihi bakımdan ciddi sorunlar içerdiğini ifade edebilirler. Bugün, kimi pasajları, doğrudan doğruya “slogan klişesi” şeklinde değerlendirilebilir. Hele hele gerçek sosyalizmi İttihadı İslâm’la özdeş kabul etmesi iddialarını gözden düşürmeye yeter de artar bile.  Türkiye’de İslâm ve sosyalizm tartışmalarını yürütenlerin, Müşir Hüseyin Kıdwai’nin sosyalizm evrenine erken tarihli müdahalelerini ciddiye alıp almamaları bir yana ondan haberdar bile olmamaları çok şaşırtıcı. Zira Kıdwai’nin teklif ettiği İslâmî sosyalizm yaklaşımı tartışmanın gündeme geliş tarihi bağlamındaki  “eksik öncülüğü” göz ardı edilemeyecek nitelikte.

ASIM ÖZ, (1976, Denizli), Yazar, editör. Ağırlıklı çalışma alanı Türkiye’de İslâmcılık düşüncesi, özellikle 1960 sonrası düşünsel/siyasal etkileşimler ve İslâmcı neşriyattır. Yayımlanan çalışmaları şunlardır. Yüzüncü Yılında II. Meşrutiyet(derleme, 2008), Haritada Kan Lekesi (derleme, 2009), Saatçi Musa (nehir söyleşi, 2010) ve Kâğıt Kokulu Yıllar (nehir söyleşi, 2013). İsmail Kara ile birlikte Türkiye’de İslâmcılık Düşüncesi ve Hareketi(2013) kitabını yayına hazırladı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here