Şiir Ortamı Bağlamında Yayıncılığın Üç Meselesi

0
86

 

Türkiye’de yayıncılık da hemen hemen her şeyde olduğu gibi ‘bütün engellere rağmen’ devam eden bir olgudur. Bu bir şikâyet değil ancak bürokrasi ve kırtasiyeciliğin işleyiş biçimi bu durumun başat nedenlerinden biri. Ancak yine de Türkiye’de kitap yayın işlerinin –hem butik hem de büyük yayınlar bağlamında- bir seviyenin üstünde olduğu ortada. Bu seviye bu işe para yatıranlarca sağlanan bir seviye değil. Ülkemizde özellikle bizim içinde bulunduğumuz ve okuyucusu nispeten daha az olan şiir yayınlarını doğrudan bu işin içinde yer alan insanlar yönetiyor. Bunun getirdiği özgürlük duygusu yayıncılığı bir geçim kapısından bir özveri alanına çekiyor. Ben meseleye hem kendi şiir kitaplarımın yayımlanması süreciyle hem de çevremde bu işlerin içinde yer alan şair ve yazarların bu işle meşguliyetleri üzerinden yaklaşma niyetindeyim. Çünkü bu yaklaşım ortalama bir Türkiye haritası çıkarmak için yeterlidir.

Yayımlatma Sorunu

Şiirin kabul görmesi dergilerledir. Sosyal medyada bugün inanılmaz bir metin akışı daha doğrusu trafiği var. Ama bu bir otoban trafiğine değil, büyük şehirde işten çıkış saatine benzeyen bir trafiğe benziyor daha çok. Yani bir bakıma ‘akmıyor’. Şiirin bu mecradaki varlığı bizi pek ilgilendirmiyor özünde. Ancak ne zaman ki bu şiirler Kafa, Ot, Bavul gibi kendinden kapaklı ve popüler dergiler aracılığıyla edebiyatın içine girmeye başladı; şairin kendini duyurmasının da esasında bir hesap açmaktan farksız olduğu düşünülebilinir. Bugün şairin şiirinden önce yiyip içtiği şeyleri, gezdiği yerleri ve arkadaşlıklarını bilmemiz mümkün hatta kaçınılmaz. Bu bir eleştiri değil, sadece tespit. Tek bir şiirini dahi okumadığım birçok şair hakkında epey bir malumata sahibim. Biz yine de dergilere yani şiirin-yazının has mekânlarına dönelim. Şairin bir dergide kabul görmesi başlı başına bir mesele zaten. 90’ların sonlarında sağda solda birçok dergiye posta yoluyla şiir göndermeye başlamıştım. O zamanlar bir dergide yazarak o derginin şairi olma süreci daha ağır işliyordu. Bugün bu bir medya hesabını takip ederek ve içerden bir fotoğraf vermekle bu iş mümkün görünüyor. Dediğim zamanlarda şiirinizin akıbetinden haberdar olamıyordunuz öncelikle. O dergiyi mutlaka edinmeniz gerekiyordu. Bugün yüz tane faklı e-postadan şiir-yazı gelen ama o kadar bile satmayan dergiler mevcut. Bütün bunlar esasında yüzyılın en büyük problemi olarak gördüğüm görünür olma tutkusunun bir sonucu. Bana kalırsa bu mesele bir şiir-yazın probleminden çok bütün düzeysiz işlerle beraber düzeyli işleri de çarkına alan bir insan problemidir. İlk şiirim Ardıç kuşu dergisinde çıktığında artık kalabalıktan biri olmadığım duygusuna kapılmıştım. Bugün işler ise o kalabalığa daha fazla dahil olmak arzusuyla yapılıyor. Şiir yayımlatma artık bir sorun değil çünkü ‘nasıl olsa bir yolunu buluyorsunuz. Bir büyük şaire yanaşmak ya da bir iki iyi şairle –iyi demeyelim hadi, Twitter’dan dünyayı yönetme becerisine sahip daha uygun olur- mailleştiğiniz, dmleştiğiniz zaman şiir mahfili sizi arasına almaya hazır. Görünümünüz de bir derece iyi ya da farklı ise bu sizi daha da şanslı kılacaktır. Ancak bu mesai ancak öğütülme gayesinde olanlar için bu şekilde işliyor. Ben şiir yazdığım günden beri büyük ve isim yapmış şairlerden özellikle kaçtım, kaçındım. Kaçtım çünkü başka bir ismin sultası, şairin kendi şiirini başlı başına öldürmeye yeter. Kaçındım çünkü birçok büyük şairle aramızdakinin sadece zaman farkı olduğu gibi gereksiz bir kibir sahibi idim. Bu nedenle her şey benim için iki kat zor oldu. Kitaplarım, dağıtım ağı ve PR’ı iyi olan yayın evlerinden çıkabilirdi ama ben daha kendi halimde kalmak istedim. Kuşağımdan bir çok arkadaşım büyük dergilere, büyük yayınevlerine ve imza günlerine tenezzül ettiler ancak ben buna gönül indirmedim. Bunlar benim hakkımda bir şey söylemez ancak bu ortamda böyle kalarak da bir iş görebilmenin mümkün olduğunu kanıtlayacaktır.

Mensubiyet Sorunu

Şiirin vatanının olmadığına inananlardan değilim. Şiir bir dil dahilinde ve o dile mensup insanların zihin dünyasını esneterek, açarak ve genişleterek yazılan bir şey. Buralı olmadıktan sonra herhangi bir yerli olmanın da bir anlamı olduğunu sanmıyorum. Şair bu sebeple her şeyden önce toprağa bağlıdır, yani vatanına. Bunun dışında verilen her pozun ardı çürümedir. Bu şairi dilin, Türkçenin dışına da iter. Son yirmi yıl şiirimizde bu tarz bağlılık sorunlarının kulak arkası edilmesiyle geçti. Siyasi olmaktan ya da olmamaktan değil ülkede siyaseten bir şeyler döndüğüne şahit olmuyor gibi davranmaktan bahsediyorum. Şairler bu bağlılığı yitirdikçe, kendilerini ifade için başka kliklere, klanlara yöneldiler. Halbuki şiir zaten ifade etme biçimlerinin en görkemlisidir. Bunu gözden kaçırdılar ve şair olmanın yanında başka derecelere de vakıf görünmenin peşine düştüler. Şimdilerde birçok büyük şairi dünyayı kurtarırken izliyoruz. Bunu hakkıyla yapan birkaç isim dışında gerisi parodiden öteye geçemiyor.

Bugün Türkiye’de birçok şiir ortamı var. Tamamı lirik şiirlerden oluşan Şiar dergisi çıkarken bir taraftan karmaşıklığın zihnini karıştırdığı şairin dünya görüşünü temsil eden Nepal ve Kafagöz gibi dergiler de çıkıyor. Şiir ortamı bizi bir taraftan Mustafa Celeb’i şair olarak kabul etmeye zorlarken bir taraftan Barış Özgür’ün şiirindeki alt metinleri çözmemizi istiyor. Bu kafa karışıklığı şiir adına olumlanabilir. Ancak buna eşlik eden zihin bulanıklığı şiirin ne’liği üzerine de kafa yorulmamasıyla beraber sadece bir bulantı olarak kalıyor. Biri Nurullah Genç’i 2000 sonrası şiirin kurucularından olarak anarken kimileri bu unvanın Ah Muhsin Ünlü’de olduğunu söylüyor. Oysa şiirleri topu topu 300 kişi okuyor ya da okumuyor. Dergiler 250 satıyor ya da satmıyor. Ancak dinci romantizmin kalesi olan dergiler binlerce basılıp Migros’a kadar girebiliyor mesela. Bunlar bir taraftan küçümsenecek stratejiler olarak görülürken şiir ortamında değer sahibi olarak görülmenin ve konuşulmanın da bu mahfillere yanaşmaktan geçtiğini görenlerin tevessül ettiği mecralar da buralar oluyor. Ancak büyük klanlarla küçük çaplı klikleri birbirinden nitelik olarak ayırmalıyız. Klanlar ortak bir değerin süregelmesi için bir araya geliyorlar; klikler ise ortak bir değer yaratmak için. Çünkü bir araya gelmeden üretmek, çoğaltmak, dağıtmak bugün hem zaman açısından hem de maliyeti bakımından neredeyse imkansız bir şey. Şairleri anlıyorum. Ait olamamak bugünün insanı için altından kalkılması gereken bir endişedir. Bugün yalnız kalma düşüncesi zaten başlı başına insanları hasta eden bir düşünce. Kaldı ki şairler bundan münezzeh olsun.

Kitap Çıkarma Sorunu

İlk kitabım o dönem yazdığım Karayazı dergisinin ortaklaşa iş yaptığı Karahan Yayınevinden çıkmıştı. Kitap benim istediğim şekilde olmadı haliyle. Kitabın bütün masraflarını son kuruşuna kadar ben karşıladım. Kitap satış sitelerinde biten kitaplar takviye edilmedi, dağıtımı düzgün bir şekilde yapılmadı. Liste uzar gider, bunlar hemen hemen ilk kitapların genel sorunlarıdır. Bundan vareste olan şair arkadaşlarım da oldu. İlişkilerini sağlam tutarak kitaplarını daha profesyonel çalışan yayın evlerinden çıkardılar. Ben Zarifoğlu’nun deyimiyle ilişki değil kanilişki peşindeydim. İrtibat kurduğum her şair bir baba ya da oğul olarak çıktı karşıma. Kendinle yetinmenin ve kendi işini kendi görmenin cazibesi bana daha çekici geldi. İkinci kitabım daha steril şartlarda yayımlandı. Daha derli toplu ve ilkine göre daha şanslı idi. Ancak görece daha küçük bir yayınevinden çıkması sadece ilgilisine ulaşmasına neden oldu. Esasında sağladı demeliyim, çünkü bu işten –nasibime bunun düşeceğine olan inancımla- umduğum da buydu. Bir kitap yayımladığınızda, o kitabı birçok kişiye de imzalar gönderirsiniz. Gönderdiğiniz isimler zaten kitabınızı alacak isimlerdir. Yani satış grafiğinde bir adım geridesinizdir. Ancak bu işlerin raconu diyelim buna. Birbirine kitap gönderme, şairler arasında gizli bir mutabakattır. Ortamı canlı ve akışkan tutar çünkü bu anlaşma.

Bir şair kitabını nasıl yayımlayabilir? Çok iyi olması hemen yayımlanması için bir gerekçe olamaz. Her halükârda o sıra beklenmelidir. Eğer şair bir yanaşma ise onun için işler daha kolay. Bir referans, bir arka kapak yazısı günü kurtarmaya yeter. Gerisi sosyal medyanın işi zaten. Kitaplarım çıktığında onları duyurmaktan, hatırlatmaktan ziyadesiyle utanırdım. Bunun kendini pazarlamanın çirkin bir yolu olduğunu düşünürdüm. Ancak ortamın durumu bu işin de işlerden bir iş olduğu ve aslında üzerinde pek de fazla durulmaması gerektiği konusunda beni ikna etmek üzere.

Bir de işin teknik açıdan zorlukları var. Dağıtım sorunu, tedarik sorunu, matbaa sorunu, bugünlerde dergi işindekilerin sıklıkla karşılaştığı kağıt temininde yaşanan sorunlar vb. Ancak bütün bunların üstünde şairin şahsiyeti sorunumuz duruyor. Her şeyin kolay ulaşılabilir ve buna nisbetle kolaylıkla göz ardı edilebilir olduğu bir dönemdeyiz. Şairler arasındaki ittifaklar, ihtilaflar da toplumun bir aynası olarak karşımızda duruyor. Şiirin bir iktidarı var. Siz bu iktidardan yana tavır koyuyorsanız, hakkınızda koşulabiliyor. Burada nirengi noktası, eserden çok eserin sizi temsil ettiği mahfilde şahsınızın ilişkilerinden faydalanarak yarattığı etki oluyor. Bu iktidar dışındaki yapıda ise mikro iktidarlar karşılıyor sizi. Şiirin iktidarı genellikle sizden olumlama, onaylama ve birliktelikten doğan güce tapınma ister. Mikro iktidarların ise sizden beklentisi daha çok ahlakidir. Sizden küçük çaplı düşmanlıklar, iftira müessesenin işleyebilmesi için dedikodular ve çoğu zaman zaaflarınızın gölgesinden taşınmamanız için ve sahtelikten kopmamanıza yönelik önlemler almanızı ister. Türkiye’deki şiir iktidarlarının çalışma biçimi budur. Bu ise işin teknik kısmından kaynaklanan birçok sorunun daha ötesinde ve üstündedir.

Türkiye’de herhangi bir klana mensup olmadan bir kitap ya da eser yayımlatmak sorunun kendisi değildir. Çünkü olması gerektiği şekliyle zaten işin ham hali budur. Esas sorun şahsiyetin zedelendiği, siyasetin kurgulandığı ve enaniyetin yetenekle arasındaki bağın hiç mesafesinde olduğu bir ortamda kitap ve eser yayımlatmanın bir sorun olarak görülmemesi sorunudur. Birlikten doğan kuvvet, özgürlükten gelen şiirden daha büyük değil.

Salim Nacar, (1982, Adana), Çok sayıda dergide şiirleri ve şiir üzerine yazıları yayımlandı. Aralık (2009) ve Bütün Olup Bitenler Hakkında (2018) isimli iki şiir kitabı bulunmaktadır. Halen Kaygusuz Dergisi’ni yayına hazırlamaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here