Ana Sayfa 1. Sayı Yusuf Akçura’nın Hayatı ve Düşüncesi (1876 - 1935)

Yusuf Akçura’nın Hayatı ve Düşüncesi (1876 – 1935)

Author

Date

Category

 

Osmanlı İmparatorluğu’nun geleneksel İslam devletinden bugünün laik ulusal Türk devletine doğru geçirdiği son dönüşüm uzun zamandır modern Ortadoğu tarihinin en önemli ve etkileyici süreçlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Bu çok yönlü gelişmeye anlamamızın kolaylaştırılması noktasında noktasında çok şey başarılmasına rağmen hala yapılması gereken bir çok şey var. Bu çalışma, Yusuf Akçura’nın yaşamında ve düşüncesinde örneklenen bu dönüşümün entelektüel yönünü anlamamıza katkıda bulunmayı amaçlamaktadır (1876 – 1935).

Akçura, 1905-1908 yılları arasında ki kritik dönemde Rusya’da Türkçe konuşan Müslümanların en önemli entelektüel ve siyasi liderlerinden birisi olmasının yanı sıra 1908’den 1935’te ki ölümüne kadar geçen sürede Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyetinde de aynı rolü üstlendi. Akçura, Türk milliyetçiliğinin kurucularından ve öncülerinden biri olarak uzun zamandan beri tanınıyor olsada, kendinden daha meşhur olan çağdaşı Ziya Gökalp kadar Türkiye’de ve  Batı’da bilinmemektedir ve bir tane bile ciddi çalışmaya konu olamamıştır. Rusya ve Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Türklerin siyasal ve kültürel hareketlerinde önemli bir rol oynayan Akçura pek çok farklı yetenekleri nedeniyle hayret verici bir kişiliğe sahiptir. Jön Türkler döneminin en önemli milliyetçi gazetesinin kurucusu-editörü olmasının yanısıra Cumhuriyet döneminde etkili bir üniversite profesörü ve tarihçidir. Aynı zaman da da kritik yılları boyunca Türk Tarih Kurumu başkanlığı yapmıştır. Bunlara ek olarak çağdaşları arasında bir Türk milletini ortaya çıkaracak olan güçleri net bir şekilde ilk olarak analiz eden kişidir ve bu nedenle, Türk milliyetçiliği temelinde Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi olarak yeniden inşası için ilk çağrıda bulunmuş olması gözlerden kaçmamalıdır. Bu çeşitli ve önemli katkılar göz önüne alındığında, onun hayatı doğal bir ilgiye sahiptir; aynı zamanda yazdıklarının içerdiği bilgiler, ve yorumlayıcı nitelikleri nedeniyle yazıları, yirminci yüzyılın ilk otuz yılında Türk halkının laik gelişiminin incelenmesi için önemli bir kaynağı oluşturuyor.

Yine de, Akçura hakkında yapılan tek kapsamlı çalışma N.F. Togay’a aittir. Ancak bu çalışma otuz yıldan fazla bir süre önce yayınlanmış olup, sadece Akçura’nın sınırlı sayıda ki kitabından alıntılar yapmanın ötesine geçememiştir ve neredeyse sadece Akçura’nın kendi otobiyografik açıklamalarına dayanmaktadır ayrıca da Akçura lehine oldukça önyargılıdır. Bu nedenlerden dolayı Togay’ın çalışması Akçura’nın hayatı veya düşüncesinin sistematik veya eleştirel bir açıklaması olarak kabul edilemez. Battal Tayman ve H. Z. Ülken tarafından yapılan kısa çalışmada, Akçura’nın daha iyi bilinen yazılarından bazı alıntılar ya da özetlerle kesişen ilginç gözlemler sunulmakla beraber, genel analizler yapmaktan kaçınılmıştır. Akçura’nın 1935’teki ölümü sırasında, Gerhard ve Nende, Türk milliyetçiliğinin gelişmesinde Akçura’nın Türkçülük fikrini de içeren yeri hakkında bir makalesi yazmışlardı, ancak bu da neredeyse komik denebilecek bir şekilde kısadır. Y. H. Bayur ve Ş. Mardin’in, Akçura’ya bakışı Jön Türkler veya Türk hareketi bağlamında olup oldukça genel bir çerçevededir, ancak önceki çalışmalara çok az katkıda bulunur. Aslına bakılırsa, Togay’ın ardılları Togay’ın Akçura hakkında yazdıkları ve Akçura’nın  kendisi ve kendi düşüncesinin gelişimi hakkında yazdıklarının ötesine geçememişlerdir. B. Lewis ve N. Berkes’in monografileri, modern Türkiye’nin tarihsel sentez ve yorumlarının başlıca eserleridir. Her iki yazarda Akçura üzerine azda olsa kafa yoruyor. Fakat Akçura’nın entelektüel kaygılarının çok daha kapsamlı analizleri Berkes’in çalışmasında yer alıyor. Bununla birlikte, her ikisi de, Akçura’nın güncel Osmanlı ve Türk entelektüel tarihinin genel gelişiminin bir veya daha fazla yönünü gösteren formülasyonlarının belirli unsurlarını tartışmakla ilgilidirler. Böyle bir odak, değerli bir bağlam ve bakış açısı sağlarken, elbette Akçura’nın entelektüel gelişiminin daha eksiksiz anlaşılması için gerekli derinliği sağlamacağı gibi aynı zamanda da Akçura’nın modern Türkiye tarihinde ki yerini yeterince açıklayamaz ve tanımlayamaz. Son olarakta, tüm bu çalışmaların Akçura’nın oldukça kapsamlı yazılarının sadece kısmi bir analizinden öteye geçemediğini vurgulanmamızda fayda var.

Bu nedenle, aşağıdaki tezin amacı, Akçura’nın yaşamını tanımlamak ve mevcut tüm yazılarını kullanarak, içinde yaşadığı tarihsel dönem bağlamında Akçura’nın fikirlerini ve öğretilerini yorumlamak ve bunların bir analizini sunmak olmuştur. Ancak Akçura, otuz beş yıllık süre zarfında çok çeşitli konularda yazmış olmasına rağmen, ben yazılarımı iki ana soru etrafında sınırlandırdım: Akçura’nın düşüncesinin ana hatları neydi? Entelektüel gelişiminin aşamaları nelerdi? Ya da daha doğru bir deyişle, modern Türkiye’nin İmparatorluktan Ulus-devlet’e evrilmesinde geçirdiği süreçler hakkında, Yusuf Akçura’nın yaşamını ve daha özelde de onun düşüncesini inceleyerek neler öğrenilebilir?

Bu nedenle bu çalışma Yusuf Akçura’nın entelektüel biyografisini en iyi tanımlayan çalışma olarak tanımlanabilir. Siyasi ve sosyal faaliyetleri, entelektüel gelişimini ve kaygılarını anlamamıza yardımcı oldukları ölçüde göz önünde bulundurulacaktır. Kimse, elbette bireyin kamusal kaygıları ile özel hayatı (en geniş manada) arasında ya da entelektüel hayatı ile zamanının sosyal gerçeklerinin diğer yönleri arasında keskin bir çizgi çizemez. Bu çalışmada, mümkün olduğu kadarıyla iki tarafın bütünleştirilmesi için bir girişimde bulunulmuştur. Bunu bir tarihçi bakış açısı ile sunacağım. Bu konuyu, kişinin ana kaygılarını odak noktası kabul edip ve bu kaygıları psikolojik veya sosyolojik kökenlere indirgemeden incelemek yerinde olacaktır. Kaygılar gerçekten de önemlidir ancak kaygılar kolayca sosyolojik veya psikolojik öncülleri yansıtmaz. Kaygılar, insanın kendini bulduğu tarihsel duruma doğru ve onun içine yöneliyorlar. Psikolojik bir özellik ya da sosyal arka planın önemi göz önüne alındığında, bundan bahsedeceğim. Ancak bu çalışmanın temel amacı, Yusuf Akçura’nın bir düşünür olarak gelişimini ortaya koymak ve analiz etmek olduğu için, psikolojik mantıkla biyografi ya da sosyolojik mantıkla “durum çalışması” olması amaçlanmamıştır. Dolayısıyla, 1900’lerden 1930’un ortalarına kadar olan tarihi durumun incelenmesi için sistematik ve eleştirel bir biçimde Yusuf Akçura’nın bilinçli tepkilerinin değerlendirildiği bir method takip edilmiştir.

Akçura’nın düşüncesinin genel doğasıyla ilgili olarak bu noktada birkaç kelime söylenmelidir. Birçoğu bilindik milliyetçilik kategorileri bağlamındadır: dil, tarih, kültür, din, siyasal sistem, milliyetçilik bölgesi. Gerçekten de, Akçura’nın yaşamının ve düşüncesinin merkezi amacı, “Türk Milleti” kavramını tanımlamak ve Türkler arasında bir milliyetçilik ideolojisini teşvik etmek için çaba göstermek olarak algılanabilir. Yaşadığı dönem kolaylıkla milliyetçilik fikrinin tezahür anı olarak görülebileceği için bu şaşırtıcı değildir. Bu kapsamda Akçura, neslinin tipik bir temsilcisi idi. Milliyetçilik, kendi çağdaşlarından hepsinden önce ona, Batı’ya karşı direnebilecek bir kimlik oluşturmak için en etkili araç olarak ortaya göründü. Sonuç olarak, bu çalışmada, Akçura’nın Türk milliyetçiliğinin ideolojisine katkısı ve Türk milliyetçiliğinin Türkiye’de ki genel gelişiminde onun konumunu belirleme konusunda geniş kapsamlı bir değerlendirme yapılacaktır. Ancak Akçura’nın tüm fikir ve kaygılarını “milliyetçilik” e indirgemek ve onu yalnızca bu terimlerle tanımlamak, düşüncesini doğru olarak algılamamıza engel olur ve ona hakkını teslim etmemiş oluruz. Dahası, milliyetçilik teriminin nesnel olarak tanımlanmasının zor olduğu açıktır. Bir doktrin olarak çoğu ideolojiden daha fazla esneklik sergiler. Bu milliyetçi hareketler için de aynıdır. Akçura’nın kendisi, hayatının sonuna doğru, “milletlerin var olduğu gerçeğine rağmen, gerçekte bir milletin tanımının kolay olmadığını, bir ulusun tamamen bilimsel bir tanımının bulunamayacağı ve mevcut koşullara ve amaçlarına göre gelişmekte olan her millet, ulus olarak tanımlanacağı’’ farketti. Ulus kavramının tanımlanması tartışması bugünde  devam ediyor. Dolayısıyla bu çalışmanın amacı, Akçura’nın fikirlerini milliyetçiliğin bir türü olarak ele alarak bir tartışmaya girmek değil, modern Türkiye’nin gelişimini daha iyi anlamak için Akçura’nın bu fikirlerini kullanmaktır. Bu çalışmada milliyetçilik, bu nedenle Akçura’nın entelektüel, sosyal ya da politik düzeyde gerçekleştirdiği faaliyetlere referans ile Türkler arasında kendi farklılıklarına dair bir farkındalık yaratmayı amaçlaması bağlamında kullanılmıştır.

Bu amacı gerçekleştirmek için çalışma üç kısma ayrılmıştır ve bu aşamalardan her biri Akçura’nın yaşamındaki bir ana aşamaya karşılık gelir. Her dönem içinde bazı örtüşmeler olsa da, kariyerinin gelişiminde ve entelektüel evriminde belirli ayrık özellikler açıkça görülebilir.

Birinci bölüm Akçura’nın 1876’dan 1908’e kadar olan ilk yıllarını ele alıyor ve ilk eğitimini ve sürgününü içeriyor. İkinci bölüm, kendisinin ve çağdaşlarının maruz kaldığı çelişen ideolojik alternatiflerin arka planını sunmaktadır ve Paris’teki yıllarını kapsar, en eski entelektüel modellerini tartışır ve Osmanlı İmparatorluğu’nun korunmasına yönelik önemli ilk formülasyon ve çözümlerini ayrıntılı olarak analiz eder. Üçüncü bölüm, Rusya’daki yıllarını takip ederek, İmparatorluğa musallat olan hastalıklarla ilgili analizlerini daha da geliştirmiş ve reçetesini ‘Türk milliyetçiliği politikasının geliştirilmesi’ olarak meşhur denemesi Üç Tarz-ı Siyaset’te kapsamlı olarak tartışmıştır. Bu bölüm 1905-1908 yılları arasında birlik ve reform için Rus Türkleri arasındaki harekete katılımını ele alarak son bulur.

İkinci bölüm Akçura’nın 1908-1919 yılları arasındaki İkinci Meşrutiyet döneminde gerçekleştirdiği faaliyetlerle ilgilidir. Dördüncü bölüm, I. Dünya Savaşı’ndan önceki yıllarda Akçura’nın Osmanlı İmparatorluğu’nun entelektüel ve politik yaşamına olan ilgisine odaklanmıştır ve özelliklede Akçura’nın Türk Yurdu’nun editörü olarak rolüne odaklanır. Beşinci bölümde, Akçura’nın Türk milleti açısından Türkçülük ideolojisinin kapsamını detaylandırır  ve bu kavramın gerçekleştirilmesi sorunun tartışır. Bu bölümde aynı zamanda Batı ile olan siyasi ve kültürel ilişki sorunuda tartışılmaktadır. Üçüncü bölüm Akçura’nın 1935’de ki ölümüne kadar olan Cumhuriyet döneminde ki kariyerini ele alıyor. Altıncı bölümde, Akçura’nın “Ulusal Mücadele” döneminde ki aktivitelerini ve 1925’ten sonra akademik şöhrete kavuşması sırasında ki yükselişini ele alıyor. Yeni Türkiye’yi tam bir Batılılaşma programı aracılığıyla modernleştirmenin önemi konusundaki görüşleri de bu bölümde incelenmiştir. Son bölüm ise Cumhuriyetin kuruluşundan Akçura’nın ölümüne kadar olan süreçte Akçura’nın dikkatinin büyük kısmını işgal eden Türklerin tarihinin yazılması ve öğretilmesi ile ilgili onun fikirlerinden bahsedilmiştir. Buna ek olarak ta Akçura’nın tarihsel süreç hakkındaki anlayışını ve Akçura’nın tarihçi olarak bu sürece katkılarını analiz eder.

David S. Thomas

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Linda Barbara

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Vestibulum imperdiet massa at dignissim gravida. Vivamus vestibulum odio eget eros accumsan, ut dignissim sapien gravida. Vivamus eu sem vitae dui.

Recent posts

Amerika’nın Kuruluşunda İslam’ın Etkisi

  Amerika Birleşik Devletleri’ne köle olarak getirilmiş, okuma yazma bilen Afrikalı bir Müslüman'a ait 1830'lardan kalma el yazması anılar ABD Kongre Kütüphanesi tarafından satın alınıp...

Türkiye Notları dergisi ‘Birinci Meclis’ başlıklı 10. sayısı ile okuyucu ile buluşuyor.

Dergimizin bu sayısında, Birinci Meclis’in Ankara’da toplanmasının 100. yılı anısına sadece bu Meclise odaklanan makalelerden oluşan bir dosya hazırladık. Bu çerçevede Prof. Dr. Ahmet...

1920-1923 Yılları Arasında Meclis Zabıtlarında Türk, Türklük, Türkçülük

İstanbul’daki meclisin dağılmasından sonra Mustafa Kemal seçim çağrısı yaparak milletvekillerini Ankara’da toplamış 23 Nisan 1920’de meclis açılmıştır. Bu yıl içinde Ankara Hükümeti Yunan, Ermeni,...

Hamdullah Suphi Tanrıöver’in Milli Mücadeledeki Faaliyetleri

         Hamdullah Suphi Tanrıöver(1885-1966) soylu bir aileden gelmiştir. Dedesi, ilk Maarif Nazırı Abdurrahman Sami Paşa’dır. Babası Kocaemioğlu Suphi Paşa’dır. Maliye, Nafia, Evkaf ve Maarif...

Üç Umur Bugay

Türk toplumu 1950’li yıllardan itibaren oldukça dinamik bir süreç içerisinde gözükmektedir. Bu dinamizmi yaratan en önemli kaynağın köyden kente göç olduğu söylenebilir. Yeterli istihdam...

Recent comments