Ana Sayfa 3. Sayı 1960’ların Aydın Radikalizmi: Yön Hareketi

1960’ların Aydın Radikalizmi: Yön Hareketi

Author

Date

Category

Osmanlı-Türk modernleşmesi sürecinde ilk aydın hareketi olarak adlandırabileceğimiz Genç Osmanlılar, bir ideolojik mücadele yürütmekten ziyade devleti yöneten sınıfın reforme edilmesinin çabasını vermiştir. Bu durum, aydınları devletin organik uzantısı konumuna getirmiş, onların devlet karşısında özerk bir konuma sahip olmasını engellemiş ve devlet ekseninde düşünce geliştirmelerine neden olmuştur (Gürpınar, 2013: 67). Nitekim Osmanlı aydınlarının ağırlıklı olarak bürokratlar arasından çıkması ve geç dönem Osmanlı’da aydınların tartıştığı temel meselenin devletin nasıl kurtarılabileceği üzerine odaklanması da bundan kaynaklanmaktadır.

27 Mayıs darbesi, askerlerden ve muhalif siyasetçilerden ziyade aydınları heyecanlandırmıştı. Devrimlerin koruyucusu olan asker, devletin yönünün saptırılmasına izin vermemiş, bu gidişe dur demiş ve devleti kurtarmıştı. Aydınlar darbe sonrası darbecilere yaptıkları çağrılarda geçmişe bir daha dönülmemesi için çok partili siyasi hayata geçişteki “hatalara” düşülmemesi için öğütler vermekteydi. Çetin Altan darbecilere seslenerek, “Biz zaten milyonlarca partizana dayanan bataklaşmış partilere değil, az ve elit bir kadroyla sempatizanlara dayanan partilere taraftarız” (Altan, 1960: 2) diyerek yeni dönemde siyasetin kitlelerle değil, aydınlarla yapılması gerektiğini belirtiyordu.

Kuşkusuz 27 Mayıs sonrasında gelişen aydın hareketi sıfırdan doğmuş bir hareket değildi. 20 Aralık 1961’de yayın hayatına başlayan Yön dergisi, özellikle 1930’ların Kadro’su ile 1950’lerin Forum’undan izler taşıyordu. Kurtuluş Kayalı’nın önemle belirttiği gibi, “1960 sonrası Türk düşün hayatı Yön dergisi esas alarak incelenebilir” (Kayalı, 1988: 61).

 Kadro Dergisi

Kadro, 1932-34 yılları arasında komünist geçmişe sahip Şevket Süreyya Aydemir, Vedat Nedim Tör, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Burhan Asaf Belge gibi isimler tarafından yayınlanan bir dergiydi. Dergi, Türk inkılabını milli kurtuluş hareketlerinin temsilcisi olarak nitelendiriyor ve onun ideolojisini yapmaya çalışıyordu. Bu doğrultuda da devletçilik felsefesini öneriyordu. Kadrocular, Atatürk devrimleriyle beraber ulusal birliğin sağlandığını ancak iktisadî bağımsızlığın henüz sağlanmadığını iddia ederek, iktisadî bağımsızlığın sanayileşmekten geçtiğini savunuyorlardı. Dergi yazarlarına göre, Türkiye’de diğer Batı toplumlarında olduğu gibi burjuvazi ile proleterya arasında bir çatışma yoktu. Ancak sosyal sınıflar bakımından feodalitenin henüz tasfiye edilmemiş olması büyük bir problemdi. Esas mücadele edilmesi gereken şey feodaliteydi.

1929’da patlak veren dünya ekonomik bunalımı, Batılı ülkelerde ekonomiye devletin müdahalesini öneren Keynesyen politikaların rağbet görmesine neden olmuştu. Her türlü siyasal muhalefetin ezildiği bir ortamda Kadrocuların serbestçe görüşlerini dile getirmesi bundan kaynaklanıyordu. Türkiye’de de devletçi politikalar artık rağbet görüyordu. Kadrocular, bunalım ile beraber ekonomide devletin müdahalesini oldukça sınırlandıran liberal tezlerin çürüdüğünü, himayeci devlet anlayışının artık gerekli olduğunu iddia ediyorlardı.

 Forum Dergisi

1950’lerin özellikle ikinci yarısında Demokrat Parti’ye (DP) karşı gelişen muhalefet odağı içerisinde Forum dergisi etkili bir aydın hareketiydi. Forum, 1954 yılında ağırlıklı olarak Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde (Mülkiye) hocalık yapan isimler tarafından kurulmuştu. Derginin kurucuları arasında Turhan Feyzioğlu, Aydın Yalçın, Mümtaz Soysal, Bülent Ecevit, Şerif Mardin, Turan Güneş gibi sonraki dönemde Türk siyasi hayatına yön verecek etkin isimler vardı.

Forum, muhalefetini genel olarak siyasal liberal ilkeler çerçevesinde gerçekleştiriyordu. Çok partili siyasal hayata geçişi olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyor ve parlamenter demokrasinin kurumlarının geliştirilmesini savunuyordu. Anayasal denetim, kuvvetler ayrılığının sağlanması ve siyaseten azınlık konumunda olanların korunması Forum’un işlediği temel konulardı. Nitekim Forum’un dile getirdiği görüşler, 27 Mayıs darbesinden sonra önem arz edecek ve önemli ölçüde 1961 Anayasasına yansıyacaktır. Derginin önde gelen isimlerinden Turhan Feyzioğlu’nun Anayasa Komisyonu Başkanlığı görevini yapması da bunda etkili olmuştur.

Soğuk savaş döneminin bir ürünü olan Forum, mutlak anlamda Batıcı bir dergiydi. Dış politika alanında Sovyetlere karşı ABD ve İngiltere’nin yanında saf tutuyordu. Siyasal alanda liberal olmasının tersine Forum, iktisadi alanda devletçi bir dergiydi. Bunun temel nedeni Forum’un siyasal alanda olduğu gibi iktisadî alanda da Batı’yı takip etmesidir. Bu dönemde Batı’da Keynesyen politikalara yönelimin olması Forumcuların da fikirlerini etkilemiştir.

Yön Dergisi

27 Mayıs sonrasındaki aydın hareketi böylesi bir mirası devralmıştı. Sol-Kemalizmin temel kaynaklarından biri sayılan ve Doğan Avcıoğlu yönetiminde yayınlanan Yön dergisi, böyle bir ortamın ürünüydü. Derginin kurucu kadrosu içerisinde yer alan Mümtaz Soysal Forum yazarlarından biriyken, Doğan Avcıoğlu da 27 Mayıs öncesinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) gazetesi Ulus’ta yazıyordu. Derginin kurucu kadrosu içerisinde yer almasa da Kadro’nun öncü isimlerinden Şevket Süreyya Aydemir de Yön’de yazacaktır. Bu anlamda fikri devamlılığın dışında şahıslar üzerinden de bir devamlılık söz konusudur.

Bu dönemde solcu aydınların önemli bir kısmı “sola açık” olduğu varsayılan 1961 Anayasasını sola çekmek için kendilerini bir aracı olarak göreceklerdir (Gürpınar, 2013: 257). Anayasa aydınları oldukça heyecanlandırmıştı. Ancak darbe sonrası yapılan ilk seçim ise aydınları sukutuhayale uğratmıştı. DP’nin devamı olan partiler CHP’den daha fazla oy almışlar ve ordu içindeki üst düzey subayların müdahalesi sonucu son anda CHP’nin de içinde yer aldığı bir koalisyon hükümeti kurulabilmişti. Özdemir’in de belirttiği üzere, “Yöncülerin davranışı, 27 Mayıstan sonraki uygulamalarda beklediklerini bulamayan, bir anlamda düş kırıklığına uğrayan aydınların tepkisi”ydi (Özdemir, 1993: 295).

20 Aralık 1961 ile 30 Haziran 1967 tarihleri arasında 222 sayı yayınlan Yön dergisi, Kadro ve Forum’dan sonra Cumhuriyet tarihinin en etkin üçüncü siyasi dergisi ve aydın hareketi olmuştur. Yön, bu dönemde sol-Kemalizmin temsilcisi olmasının ötesinde soldaki tüm siyasi oluşumları etkilemiştir. Bu niteliğiyle Yön, 1960’larda Milli Demokratik Devrim (MDD) ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) ile beraber Türkiye sosyalist solunun üç ana akımından biri olmuştur. Özellikle sol içi tartışmalar bakımından Yön önemli bir platform işlevi görmüştür.

Dönemin aydınları açısından 27 Mayıs darbesi ve 1961 Anayasası önemli bir anlam taşısa da darbe sonrası atılan adımlar yetersiz kalmıştı. Aydınlara göre reformlar yapılıp sosyal yapı değişmedikçe Cumhuriyet devrimleri amacına ulaşmış olmayacaktı. Batılılaşmak için sarf edilen onca çabaya rağmen Türkiye hâlâ azgelişmiş bir ülke olma niteliğini aşamamıştı. Bu bakımdan esas tartışma noktası kalkınma meselesi üzerine odaklanmaktaydı. Yön örneğinde görüleceği üzere, bu durum, aydınları yeni yol arayışlarına itmiştir.

Yön Bildirisi

Birinci sayısında yayınlanan bildiri ile Yön, “öğretmen, yazar, politikacı, sendikacı, müteşebbis ve idareci” gibi mesleklere sahip aydın sınıfına seslenerek belli bir kalkınma felsefesinin üzerinde anlaşmaya varmanın zorunlu olduğunu ifade etmiştir. Oldukça seçkin bir imzacı gruba sahip olan bildiriyi ilk etapta 164 kişi daha sonra da 878 kişi olmak üzere toplamda 1042 kişi imzalamıştır.[1] Yön üzerine oldukça eleştirel bir kitap yazan Hikmet Kıvılcımlı, Yön’ü bir “kapıkulu dergisi” olarak değerlendirip, bildirinin imzacı listesine atıfla, “modern toplumda bir sosyal sınıf olmayan aydınlar Yön sosyalizminde %96,5’durlar” diyerek Yön’ün bir aydın hareketi olduğunu ifade eder (Kıvılcımlı, 1970: 40).

Bildiriye göre, Atatürk devrimlerinin amacı olan Batılılaşmak, ancak Batı’nın üretim seviyesine yaklaşmakla gerçekleşebilir. Üretim seviyesi yükseldikçe, Türkiye’deki sosyal yapı değişecek ve akılcı düşünce bu şekilde kitlelere yayılacaktır. Ancak tüm gayretlere rağmen düşük bir üretim seviyesi olduğu için kitlelerin kültür seviyesinde esaslı bir değişiklik gerçekleşmemiştir. Bu durum, ciddi bir iktisadi ve sosyal buhranın oluşmasına neden olmuştur.

Yeni bir devletçilik anlayışı öneren Yön Bildirisi, iktisadi hayatın bütünüyle planlanmasını öneriyordu. Ancak ne yazık ki, Türkiye’nin kaderine hâkim olabilecek durumda olanlarca benimsenen ve uygulanabilecek bir kalkınma felsefesi yoktu. Bu çevreler, dış yardımlarla ve sebze, meyve ihracatıyla kalkınmanın gerçekleşebileceğini düşünüyorlardı. Hâlbuki radikal reformlar uygulanmadan kalkınmanın gerçekleşebilmesi imkânsızdı.

Yöncüler, özel teşebbüsün ağırlıkta olduğu bir sistemle ülkenin kalkınamayacağını, Türkiye’nin bu şekilde çağdaş uygarlık seviyesini yakalayamayacağını iddia etmiştir. Çünkü kâra dayanan özel teşebbüs, gelir dağılımında adaletsizliğe neden olmakta, kalkınmanın düşük bir tempoda kalmasına yol açmaktadır. Özel teşebbüsün mutlak anlamda verimli, devlet teşebbüsünün ise mutlak anlamda verimsiz olduğu yargısı geniş bir propagandadan beslenen bir inançtır ve gerçeklikle bir alakası yoktur. Kimi devlet işletmelerinin verimsiz kalmasının nedeni devletçilik değil, yeterince devletçi olmamaktır ve devletçiliğin sistemli bir şekilde uygulanmamasıdır. Bundan dolayı yapılması gereken, “şuurlu devlet müdahalesi” ile “yeni bir devletçilik anlayışını” hayata geçirmektir.

Yeni devletçilik anlayışı, iktisadi hayatı bütünüyle planlamayı şart koşar. Her şeyden önce iktisadi hayatın çeşitli kesimlerine hâkim olan kilit sanayilerin devletleştirilmesi gerekir. Bu anlayış, gelir dağılımındaki adaletsizlikleri giderecek, sosyal güvenliği gerçekleştirecek, üretici ile tüketicinin aracı zümre tarafından ezilmesini engelleyecek, bölgeler arasındaki dengesizlikleri ortadan kaldıracaktır. Ancak bu devletçilik anlayışı, sadece iktisadi hayatla sınırlı değildir. Demokrasinin kitlelere mal olmasını sağlayacak temel müdahale aracıdır. Planlı bir eğitim seferberliğine girişmek, Köy Enstitüleri ile açılan yolu genişletmek, köylü ve işçi çocukları için fırsat eşitliği yaratmak ancak şuurlu bir devlet müdahalesiyle mümkün olabilecektir. Sonrasında Yön sayfalarında daha net göreceğimiz üzere Yöncüler, “yeni devletçilik anlayışı” ile erken Cumhuriyet dönemindeki devletçilik anlayışını birbirinden ayırır. Avcıoğlu’na göre, İzmir İktisat Kongresi ile beraber kapitalist gelişme ilkesi kabul edilmiş ve sonrasında girişilen devletçilik denemesi ise özel teşebbüsün bile yapamadığını yapmış ve kapitalizmi güçlendirmiştir. (Avcıoğlu, 1964: 3)

Bildiri, “Bugün içinde bulunduğumuz buhranlardan kurtulmanın birinci şartını, Türk toplumunun çeşitli kesimlerinde görev almış olanların ve millet kaderine hâkim olabilecek mevkilere gelmiş bulunanların, düşüncelerini açıkça ortaya koyarak, bir temel kalkınma felsefesi etrafında birleşmelerinde görüyoruz.” sözleriyle Türk aydınlarını Yön’de tartışmaya davet eder.

1967’de Yön yayın hayatına son verdikten sonra derginin kurucusu Doğan Avcıoğlu 1968 yılında dönemin neredeyse tüm sol hareketlerinin başucu kitabı olacak Türkiye’nin Düzeni (Avcıoğlu: 1968) kitabını yayınladı. 21 Ekim 1969’da da bu kez daha dar bir kadroyla yine Avcıoğlu’nun yönetiminde Devrim dergisi yayınlandı. Bu dönemi bir süreklilik içerisinde ele aldığımız zaman Yön hareketini üç ana bölüme ayırabiliriz. Birinci dönem, Yön’ün yayın hayatına başladığı 1961 ile 1965 genel seçimleri arasındaki dönemdir. Bu dönemde Yön, iktidara reform önerileri sunan oldukça geniş bir kesime hitap eden ve daha çoğulcu bir yazar kadrosuna sahipti. İkinci dönem ise 1965 seçimleri ile 1969 yılında Devrim dergisinin yayınlanmasına kadar olan dönemdir. 1965 seçimlerinde Adalet Partisi’nin (AP) %52 oy alarak tartışmasız bir zafer elde etmesi Yöncü aydınların daha da radikalleşmesine neden olacaktır. Yön hareketinin üçüncü dönemi ise 12 Mart 1971 muhtırasına kadar olan dönemdir. Bu son dönemde Yön hareketi, Devrim’de artık doğrudan bir iktidar müdahalesi için çalışacaktır. Yöncüler artık serbest seçimlerden umutlarını tamamen kesmiş bir şekilde askeri bir darbenin yapılması için çaba sarf edecek duruma gelmişlerdir. Ülkenin kurtuluşunu bir aydın yönetiminde gören Yöncülerin günün sonunda Devrim ile varacağı yer cuntacılık olacaktır.

Kalkınma ve Sosyalizm

Yön Bildirisinde de göze çarpacağı üzere Yöncülerin üzerine en fazla kafa yordukları konu kalkınma meselesi olmuştur. Yöncülerin temel davası, “Atatürk’ün belirttiği üzere, çağdaş uygarlık seviyesine hızla ulaşmaktır. Bu hedefe götüren başlıca yol ise, hızlı iktisadi kalkınmadır” (Avcıoğlu, 1962a: 9). Yani Yöncüler açısından Atatürk’ün gösterdiği çağdaş uygarlık seviyesine erişmek hızlı iktisadî kalkınmayla eş anlamlı kullanılabilir. Avcıoğlu, kalkınmanın mahiyetinin tam olarak anlaşılmadığından dert yanarak “Batı kopyacılığı” ile bir yere varılamayacağını belirtir. Çünkü Batı, kalkınmanın temel şartı olan fazla tasarruf ve fazla yatırım avantajlarına sahip olmuştur. Ancak Türkiye gibi azgelişmiş ülkeler böylesi avantajlara sahip değildir (Avcıoğlu, 1962a: 9).

1960’lara kadar Kemalist entelijansiya kalkınmanın Batılılaşmaktan geçtiğini düşünürken, Yöncü aydınlar, bu düşünceye karşı çıkıyor, bunu bir Batı taklitçiliği olarak görüyorlardı. Yöncüler nezdinde Batılılaşma karşıtlığı, kimi zaman mevcut Batılılaşmayı gericilik olarak nitelendirmeye kadar varacaktı (Berkes, 1965: 9). Onlar ne kapitalist bir kalkınma yolu ne de Sovyet tipi bir kalkınma yolu öngörüyorlardı. İzlenmesi gereken yol, Asya, Afrika ve Güney Amerika gibi üçüncü dünya ülkelerinin izlediği kapitalist olmayan kalkınma yolu olmalıydı.

Hızlı bir kalkınma için Avcıoğlu tarafından önerilen yol ise, sosyalizm olacaktır. Buna göre, “…Yirminci yüzyılın ikinci yarısında az gelişmiş memleketler için tek çıkar yol, sosyalizmdir” (Avcıoğlu, 1961: s.3). Sosyalizmden kastedilen, işçi sınıfı öncülüğünde verilecek bir mücadele değildir. Sosyalizm bu dönemde daha çok devletçilik ve Yön’de vurgulandığı şekliyle “yeni devletçilik” ile eş anlamlı kullanılacaktır. “Dünya Sosyalizme Gidiyor” başlığıyla çıkan Yön’ün 7. sayısında sosyalizmi niçin savunduklarını anlatan Avcıoğlu, “Bir toplum düzeni olarak iyi niyetli hiç kimsenin sosyalizme karşı koyabileceğini” sanmadığını söyler. Çünkü “insanın insanı istismarına son veren millî gelirin çalışma ölçüsüne göre paylaşılmasını sağlıyan, insanların çeşitliğinden hareket ederek herkese eşit şans veren bir toplum düzenine herkes taraftardır.” Avcıoğlu’na göre az gelişmiş ülkelerden olan Türkiye’de “hürriyet ve sosyal adalet içinde hızlı kalkınmayı sağlıyacak tek metod sosyalizmdir. Buna karşılık, özel teşebbüse dayanan bir kalkınma hamlesi, (…) geniş kütlelerin refah taleplerini süngü ile susturan faşist bir idarenin mevcudiyetini zarurî kılar” (Avcıoğlu, 1962b: 3). Avcıoğlu son cümlesiyle özel sektöre dayanan kalkınma hamlesinin sonucunun ancak faşizm olabileceğini belirtir.

Kadro’dan Yön’e devamlılığın bir simgesi olan Şevket Süreyya Aydemir, açık bir şekilde sosyalizm anlayışlarının sınıf çatışmasına dayanmadığını belirtir. Aydemir, savundukları sosyalizm anlayışına kimi zaman “memleketçi sosyalizm”, kimi zaman “Türk sosyalizmi” kimi zaman da “sosyal milliyetçilik” dense de hep aynı anlama geldiğini söyler. Ayrıca, Güneydoğu Asya’dan, Ortadoğu, Afrika ve Güney Amerika’ya kadar uzanan bölgelerdeki sosyal gelişmeler de bu anlam dünyasının içerisinde değerlendirilmelidir. Aydemir’e göre, sanayi kapitalizmi burjuvazi ile proleterya arasında bir çatışma yaratmış bu da sosyalizmi doğurmuştur. Ancak aynı sanayi kapitalizmi bir taraftan da “…sanayici memleketlerle müstemleke ve yarı müstemlekeler arasında iktisadî ve siyasî tabiiyet yaratarak dünya üzerinde, ileri gitmiş ve GERİ KALMIŞ ÜLKELER çatışmasını doğurmuştur.” Bundan dolayı Türkiye, “…Batı memleketlerinin geçen asırda düştüğü sınıf kavgaları ve sonunda ihtilâller çıkmazına düşmemek için, kendi yapısında milliyetçi bir sosyal devlete yer vermek zorunda bulunuyor.” Aydemir, buradan hareket ederek Türk sosyalizmini Atatürkçülüğe ve milli inkılâbın ilkelerine bağlar (Aydemir, 1962: 20). Bir diğer önemli Kadrocu Yakup Kadri Karaosmanoğlu da “…Atatürk ilkelerine milli sosyalizm ismi verilebilir” diyecek ve kavramı ilk kendisinin kullandığını belirtecektir (Karaosmanoğlu, 1962: 12). Kendisini “hakiki milliyetçi” ve “Türk sosyalisti” olarak Yön’de takdim eden Milli Birlik Komitesi’nin (MBK) 14’ler kanadına mensup Muzaffer Karan da Atatürk ilkelerinin Türk sosyalizminin temel taşı olduğu görüşündedir (Karan, 1962: 6).

Görüldüğü üzere, Yön, Kemalizm ile sosyalizmi birbirine eklemlemeye çalışır. Aslında bu durum Cumhuriyet tarihi boyunca Kadro’dan başlamak üzere neredeyse tüm aydın hareketleri için geçerlidir. Aydınlar kendi düşüncelerini topluma benimsetmenin bir aracı olarak Kemalizme eklemlenmiş bir siyasi dil kullanmışlardır. Örneğin Yön’den önce 1950’lerde de Forum, Kemalizm ile liberalizmi birbirine eklemleye çalışacaktır (Beriş, 2005: 537).

Kadrocular, inkılâbın bir kadroya ihtiyaç duyduğunu düşündükleri için dergilerine bu ismi seçmişlerdi. Aynı şekilde Yöncü aydınlar da kalkınmanın ancak aydınların öncülüğünde gerçekleşebileceğini düşünüyorlardı. Çünkü “Türkiye’nin kalkınma dâvâsının çözümü sadece büyük kütlenin eğitilmesi değil, aynı zamanda bu kütleye önderlik edeceklerin de çok sayıda yetiştirilmesine bağlıdır.” Yazara göre, “Türkiye’de aynı zamanda bir aydın dâvâsı vardır” (Kazgan, 1962: 8).

Milliyetçilik

Öner Buçukcu’nun Marx ve Engels’ten uyarlamayla dediği gibi 1960’lı yılların dünyasında “…bir hayalet dolaşıyor(du), milliyetçilik hayaleti” (Buçukcu, 2017: 1). Bu anlamda 1960’lar Türkiye solunun neredeyse tüm renkleri milliyetçilikle bezelidir. Yöncüler, milliyetçilik bayrağını sosyalistlerin taşıdığını düşünmektedir. Buna göre, “Gerçek Türk milliyetçisi, Türkiye’nin bugünkü geri, bağımlı durumuna isyan eden ve tek çözüm yolu olan sosyalizm yolunu tutma kavrayış ve cesaretini gösterendir” (Yön, 1965: 8). Yöncüler nazarında milliyetçilik ile sosyalizm birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak kullanılır. Avcıoğlu’na göre sosyalizm en büyük milliyetçiliktir (Avcıoğlu, 1962c: 3). İlhan Selçuk da “Kuzey Afrika’da, Yakın ve Orta Doğu’da, az gelişmiş Asya ve Afrika ülkelerinin milliyetçilik akımları, kapitalizmin sömürgecilik karakterine isyanla başlamıştır” diyerek bu milliyetçilik anlayışlarını savunarak “…kapitalizmin emperyalizmine karşı bir özgürlük ve devletçilik reaksiyonunda gelişen Türk milliyetçiliği”ni de bu milliyetçilik türü içerisinde değerlendirir (Selçuk, 1962a: 7). Selçuk’a göre, Asya ve Afrika milletlerine ışık tutan Atatürk milliyetçiliğinin bilimsel temelleri olduğu gibi Yön’ün de savunucusu olduğu Türk milliyetçiğinin şaşmaz rotasını tespit eden de yine bu bilimsel temellerdir (Selçuk, 1965: 3). Bir başka Yön yazarına göre ise, sömürülen ülkelerde milliyetçilik yeni bir öz kazanmıştır. Türkiye gibi az gelişmiş bir ülkede bunun alacağı şekil antiemperyalizm olacaktır (Naci, 1965: 5). 

Zinde Kuvvetler

Yön’ün ilk dönemlerinde genel oy karşıtlığı pek görülmez. Hatta Mümtaz Soysal, gerçek bir sosyalistin “…tam anlamıyla demokrasiye inanan, genel oya değer veren…” kişiler olduğunu söyler (Soysal, 1962: 6). Ancak 1965 seçimlerinden sonra Yöncü aydınlar, serbest seçimlerden, parlamentodan iyice umudunu kesecektir. Avcıoğlu’na göre, “Genel oya dayanan çok partili sistemin yirmi yıllık bilançosu, tutucu güçlerin devamlı zaferini sağlamaktan ibaret kalmıştır. Genel oy, halkın değil, ilerici güçler aleyhine olarak, eşrafın ve kompradorun egemenliğini gerçekleştirmiştir” (Avcıoğlu, 1966a: 3).

27 Mayıs’tan sonra yapılan seçimlerde murat edilen şey, CHP’nin tek başına iktidar koltuğuna oturmasıydı. Ancak darbecilerin hesabı sandıktan dönmüş ve seçmenin çoğunluğu DP’nin devamı olan partilere destek vermişti. Bu hayal kırıklığı sonraki seçimlerde de artarak devam etti. Demokrasiye kuşkuyla yaklaşan ve çok partili siyasi hayata geçişi “karşı-devrim” olarak değerlendiren aydınlar için bu durum kötüye gidişin işaretiydi. Ülkeyi bu girdaptan ancak 27 Mayıs’ta olduğu gibi “zinde kuvvetler” kurtarabilirdi.

Avcıoğlu, Marksist teorinin azgelişmiş ülkelerdeki ara tabakaları ihmal ettiği görüşündedir. Marksist teori Batı’da belli bir dönemin durumuna göre kimi kavramlar geliştirmiştir. Ancak azgelişmiş ülkelerde bu kavramlar artık yetersiz kalmaktadır. Avcıoğlu, büyük bir heyecanla Batı’da Marksist olmayan araştırmacılar tarafından azgelişmiş ülkelerde ordunun rolü üzerine yapılan araştırmalardan bahseder (Avcıoğlu, 1966b: 8).

Yön’ün kurucu kadrosu içerisinde yer alan İlhami Soysal, Osmanlı’dan bu yana ordunun ilerici, düzen kurucu bir role sahip olduğunu savunuyordu. Hatta bu sebeptendir ki, orduya “yeni nizam” anlamında “Nizam-ı Cedit” denmişti. Batılı anlamda ilk mühendisler, ilk doktorlar bu yüzden ordu içinden çıkmıştı. Yine, “Fakir halk çocuklarına okuma ve yükselme yolunu açan ocak” ordu olmuştu (Soysal, 1962: 7). Soysal gibi İlhan Selçuk da geçmişten beri Türkiye’de ordunun halkın önünde yürüdüğünü ifade eder ve ekler “Türkiyede ordu eski ve müstehase düzenin değil yeninin, ilerinin devrimlerin, sosyal adaletin ve sosyal güvenliğin yanındadır. Bunun içindir ki eskinin muhafazakârları ve gerinin gericileri her devirde ve her harekette ordunun yumruğunu akılsız kafalarında hissetmişlerdir” (Selçuk, 1962b: 10). Avcıoğlu da benzer bir şekilde Türk ordusu ile Batı’daki orduları birbirinden ayırır. Batı’daki ordular, burjuvazinin bir aleti olmuş, ordu halk çocuklarına kapatılmıştır. Hâlbuki “Türkiyede ise halktan çıkmış Atatürkçü bir ordu vardır.” Dolayısıyla bu ordu Batı’daki gibi hâkim sınıfların elinde itaatkâr bir ordu olmamıştır. Aynı yazısında 1952 Mısır darbesini yapan Nasır’ı selamlayan Avcıoğlu, ordu ve faşizm sözlerini bir arada kullananların Nasır’ın sosyalist programını açıklayamadığını söyler (Avcıoğlu, 1962d: 20).

Yön’den Devrim’e, Sözden Eyleme

1965 genel seçimleri ile 1969’da Devrim dergisinin çıkarılmasına kadar olan dönemde Yöncülerin genel oya dayanan sisteme dair umutları giderek tükenecektir. Bu umutsuz hâlin varacağı yer Devrim’le beraber sol bir cunta olacaktır. Yön dergisinin 1961 seçimleri ertesinde yayın hayatına başlamasına benzer şekilde Devrim dergisi de 1969 seçimlerinin hemen ertesinde 21 Ekim 1969’da yayın hayatına başlayacaktır. Devrim, Yön’e göre daha dar bir yazar kadrosuna sahip olacaktır. Bunun temel nedeni, 1960’lı yıllar boyunca yaşanan tartışmalardan dolayı genel olarak solun tamamında ve özel olarak da Yön içerisinde yaşanan ayrışmalardır. Yön, başlangıç itibariyle bir arayışın ifadesiydi. Ancak yayın hayatının sonuna doğru Yön, daha çoğulcu diyebileceğimiz yapısını kaybedecek ve giderek sert bir ideolojik söyleme kavuşacaktır. Yön, “eylem”e girişmemiş bir aydın hareketidir. Ancak aynı şeyi Devrim için söylemek imkânsızdır. Yön, “söz” ise, Devrim, “eylem”dir. Devrim, dönemin askeri cuntaları ile ilişki kurarak darbeye çanak tutan yayınlar yapmış ve bir taraftan da darbe sonrasının aydın kadrolarını oluşturmayı amaçlamıştır. Avcıoğlu’nun adeta bir “devrim rehberi” niteliğindeki “Devrim Üzerine” (Avcıoğlu, 1971a) kitabının askeri müdahale tarihi olarak düşünülen 9 Mart 1971’den hemen önce Şubat 1971’de yayınlanması da buna örnektir.

Yön bildirisine benzer bir şekilde birinci sayısında bir bildiri yayınlayan Devrim’e göre, Atatürk’ün giriştiği Kemalist devrim 1945 yılında yarıda bırakılmıştı. Dolayısıyla günümüzün “Kemalistlerine düşen görev, antikemalist gidişe son vererek, Kemalist devrimi sürdürmek, altyapı devrimleriyle temele indirmek ve Türkiyemizi en kısa sürede, çağdaş uygarlığa Atatürk’ün tüm hayatına yön vermiş bulunan tam bağımsızlık amacına” ulaştırmak olmalıdır (Devrim, 1969: 8). Aynı sayıda Avcıoğlu da 27 Mayıs’tan bu yana aydınların rejime karşı ümitlerinin azaldığını, düzen değişikliğinden yana olan CHP ve TİP gibi siyasi partilerin beklenen sonucu elde edemeyişlerinin parlamentoculuk ile kalkınmanın gerçekleşemeyeceğini ortaya koyduğunu söylüyordu. Avcıoğlu’na göre Türkiye’nin kalkınabilmesi için gerekli olan düzen değişikliğine duyulan ihtiyacı bilinçli olarak hisseden “zinde güçler” yeni çözüm yolları aramaya yöneliyordu (Avcıoğlu, 1969: 3). Kuşkusuz Devrim de bu çözüm yolu arayışının yayın organı olacaktı.

Devrim Üzerine kitabı Avcıoğlu’nun Yön’deki yazılarıyla karşılaştırıldığında oldukça sert bir ideolojik söyleme sahiptir. Yön’deki hemen her yazısında sosyalizmi vurgulayan Avcıoğlu’nun bu kitabında kapitalist olmayan kalkınma yolu şiddetli bir şekilde vurgulansa da sosyalizm kelimesi neredeyse hiç kullanılmaz. Bunun temel nedeni, asker cephesinde bir tedirginliğe neden olmamaktır. Avcıoğlu ve arkadaşları, 27 Mayıs’ın gerçek amacına ulaşmamış bir “devrim” olduğu düşüncesindeydiler. Çünkü darbeden sonra serbest seçimler yoluyla iktidar yeniden sivillere teslim edilmiş, AP’den CHP’ye kadar siyasi partilere feodal güçler egemen olmuştu. Oysaki feodalite ve tarih öncesi kurumlar tasfiye edilmeden gerçek bir kalkınma sağlanamazdı. Bundan dolayı Avcıoğlu, Atatürk’ün 1931’de yaptığı bir konuşmaya atıfta bulunarak, “dost güçler” olan asker, aydın ve gençlik önderliğinde bir toplumsal devrimin gerçekleştirilmesini savunur. Nasıl ki ulusal kurtuluş döneminde Atatürk bu güçlere dayanarak ulusal devrimi gerçekleştirdiyse yeni bir ulusal kurtuluş mücadelesi verilen bu dönemde de bu yol izlenmelidir. “Devrimci Ordu Gücü”ne dayanacak devrim savaşının ilk andaki dayanakları, “Asker, sivil genç devrimci aydınlar, öğretmenler ve üniversite gençliği” olacak ve “İdarenin her alanında girişilecek geniş bir gençleştirme hareketi, devrime bağlı genç aydınları kilit mevkilere getirerek devrime bir güvenlik ve destek getirecektir” (Avcıoğlu, 1971a: 18-19).

Halkın büyük çoğunluğunun “tutucu güçler koalisyonunun diktası altında” yaşadığını söyleyen Avcıoğlu, genel oyun tutucu güçler koalisyonunun diktasına göre biçimlendiğini iddia eder. Ancak dönem itibariyle, bu “koalisyonun siyasi rejimi, bir çöküntünün eşiğine gelmiştir” ve fırtına artık kaçınılmazdır. Tam da bu noktada “Devrimcinin görevi, ‘olmaz inşallah’ edilgenliğinden silkinip, fırtınadan devrim yolunda yararlanmağa çalışmaktır.” Nitekim “birçok şeyi yıkıp götüren fırtına, aynı zamanda bereketli yağmurların getiricisi de olabilir” (Avcıoğlu, 1971: 138). Avcıoğlu açık bir şekilde söylemese de ima ettiği şey bellidir, “fırtına” darbeydi; “bereketli yağmurlar” ise sol bir darbeydi.

Sonuç Yerine

1950’lerin siyasal ortamında doğan aydın hareketini temsil eden Forum, soğuk savaş ortamından etkilenmiş ve ekonomik anlamda olmasa da siyasal anlamda liberal bir muhalefet sergilemişti. Tek parti dönemini demokrasinin yerleşmesi açısından gerekli gören bu aydın sınıfı çok partili siyasi hayata geçişi olumlu bir gelişme olarak karşılıyor, ancak parlamenter demokrasinin geliştirilmesini savunuyordu. Bauman’ın kavramsallaştırmasıyla (Bauman, 2003) belirtecek olursak başlangıçta “yasa yorumcu” bir hareket olan Forum, DP iktidarının otoriterleşmeye başlamasıyla beraber Hürriyet Partisi’nin kuruluşu örneğinde olduğu gibi “yasa koyucu” bir aydın hareketi olmaya yönelecektir. Nitekim 27 Mayıs darbesinden sonra bu aydınların önemli bir kısmının darbe yönetimi tarafından çeşitli görevlere getirilmesi de bunun bir göstergesidir.

1960’lara gelindiğinde ise bu aydın hareketinin bir kanadı, küresel çaptaki gelişmelerden de etkilenerek daha radikal bir form kazanacaktır. Artık parlamenter demokrasiye önem veren bir aydın sınıfından ziyade parlamentoculuğa karşı çıkan ve kapitalist olmayan kalkınma yolunu savunan bir aydın hareketi olacaktır. Seçimler yoluyla radikal bir dönüşümün olmaması ve her seferinde “gerici partilerin” seçim zaferi kazanması aydınları hayal kırıklığına uğratacak ve aydınlar, “yeni 27 Mayıs’lar”ın olmasını arzu edeceklerdir. Yön Hareketi, başlangıç itibariyle bir arayışın ifadesiydi. Ancak bahsettiğimiz hayal kırıklıkları Yön’ü oldukça radikalleştirecek ve Devrim’le beraber cunta işbirlikçiliğine kadar vardıracaktır. Öyle ki, daha Devrim’in ilk sayısında parlamentoculuğa cephe alınacak ve ancak zinde güçlerin öncülüğünde radikal bir dönüşümün olabileceği vurgulanacaktır.

Dönemin sol hareketlerinin önemli bir kısmında var olan “acelecilik” eğilimi kendisini en fazla Yön Hareketinde gösterecektir. Devrime öncülük edebilecek sınıfların oldukça örgütsüz ve bilinçsiz olduğu düşüncesi Devrim örneğinde görüleceği üzere başta Avcıoğlu ve arkadaşları olmak üzere birçok kişiyi sol cuntaya yönlendirecektir. Öyle ki Avcıoğlu için devrimden önce kitlelerin bilinçlendirilmesine ihtiyaç yoktur. Devrimden sonra, “Devrimci parti, sınıfsal ve ulusal gerçekleri ön planda tutarak, devrimin, bilimin ışığında tutarlı ve gerçekçi olması gereken ideolojisini geliştirecek ve geniş kitleye benimsetecektir” (Avcıoğlu, 1971a: 23).

Ancak Avcıoğlu ve arkadaşlarının bütün çabaları aksi bir sonuç doğuracak ve 12 Mart 1971 muhtırası ile beraber bu aydın hareketi askerden yana umudunu kaybedecektir. 9 Mart’ta gerçekleşmesi beklenen sol darbenin gerçekleşmemesi ve hemen sonrasında cuntacıların ordudan tasfiye edilmesine paralel Yön Hareketi de adeta yalnızlığa terk edilecektir. Her ne kadar 12 Mart’tan sonraki ilk sayısında Devrim, “Ordu, antikemalist gidişe ‘artık dur’ dedi” (Devrim, 1971: 1) manşetiyle muhtırayı heyecanla karşılamış ve Uğur Mumcu (Mumcu, 1971: 2) ile Avcıoğlu (Avcıoğlu, 1971b: 7) da yazılarıyla muhtırayı sola çekmeye çalışsa da bu çaba sonuç vermeyecektir. Yön Hareketi 12 Mart ile beraber “zinde güçler”den bekledikleri şeyi bulamadıkları için derin bir hayal kırıklığına uğrayacaklardır. Avcıoğlu da 1960’larda sol siyaset ortamını hiç etkilememiş gibi adeta unutulmaya terk edilecektir.

KAYNAKÇA

Altan, Ç. (1960, Temmuz 25). Halkçıların Sitemleri. Milliyet, s.2.

Avcıoğlu, D. (1961, Aralık 21). Kemerleri sıkalım… Ama önce sosyal adalet. Yön (1), s.3.

Avcıoğlu, D. (1962a, Mart 7). Kalkınma Programı 1-Arayış.  Yön (12), s.9.

Avcıoğlu, D. (1962b, Ocak 31). Niçin Sosyalizm?. Yön (7), s.3.

Avcıoğlu, D. (1962c, Ocak 10). Yapıcı milliyetçilik. Yön (4), s.3.

Avcıoğlu, D. (1962d, Eylül 12). Sosyalist gerçekçilik. Yön (39), s.20.

Avcıoğlu, D. (1964, Kasım 13). Medrese Atatürkçülüğünden gerçek Atatürkçülüğe. Yön (85), s.3.

Avcıoğlu, D. (1966a, Nisan 8). Parlamentoculuk. Yön (158), s.3.

Avcıoğlu, D. (1966b, Temmuz 15). Askeri Rejimler ve Marksist Teori. Yön (172), s.8.

Avcıoğlu, D. (1968). Türkiye’nin Düzeni. Ankara: Bilgi Yayınevi.

Avcıoğlu, D. (1969, Ekim 21). Takke Düştü. Devrim (1), s.3.

Avcıoğlu, D. (1971a). Devrim Üzerine. Ankara: Bilgi Yayınevi.

Avcıoğlu, D. (1971b, Mart 16). Teşhis ve Tedavi. Devrim (73), s.7.

Aydemir, Ş.S. (1962, Ağustos 29). Sosyalizm ve Kapitalizm. Yön (37), s.20.

Bauman, Z. (2003). Yasa Koyucular İle Yorumcular. İstanbul: Metis Yayınları.

Beriş, H. E. (2005). Kemalist Liberal Sentez Çabası: Forum Dergisi. M. Yılmaz içinde, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce (Cilt 7: Liberalizm, s.530-540). İstanbul: İletişim Yayınları.

Berkes, N. (1965, Nisan 23). Batıcılık Gericiliktir. Yön (108), s.8.

Buçukcu, Ö. (2017). Türkiye Sosyalist Solu ve Milliyetçilik (1960-1971). Afyonkarahisar: Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. (Yayınlanmamış Doktora Tezi)

Devrim. (1969, Ekim 21). Devrim Bildirisi. Devrim (1), s.8.

Devrim. (1971, Mart 16). Ordu antikemalist gidişe “artık Dur” dedi Açıkça güdümlü parlamentoculuğa doğru. Devrim (73), s.1.

Gürpınar, D. (2013). Türkiye’de Aydının Kısa Tarihi. İstanbul: Etkileşim Yayınları.

Karan, M. (1962, Eylül 12). Kemalizm Türk Sosyalizmi. Yön (39), s.6.

Karaosmanoğlu, Y.K. (1962, Kasım 7). Açık Oturum: Atatürk’ün özlediği Türkiye’yi kurabildik mi?. Yön (47), s.12.

Kayalı, K. (1988). Kalkınmada Bir Strateji Arayışı: Yön Hareketi. Tarih ve Toplum (C.9, S.51), s.61-63.

Kazgan, G. (1962, Şubat 7). Kalkınmanın “ABC”si Aydının Sorumluluğu. Yön (8), s.8.

Kıvılcımlı, H. (1970). 27 Mayıs ve Yön Hareketinin Sınıfsal Eleştirisi. İstanbul: Ant Yayınları.

Mumcu, U. (1971, Mart 16). Erkekseniz Karşı Çıkın. Devrim (73), s.2.

Naci, F. (1965, Şubat 26). 1965 Yılında Türk Milliyetçisi Kimdir?. Yön (100), s.5.

Özdemir, H. (1993). Sol Kemalizm. İstanbul: İz Yayıncılık.

Selçuk, İ. (1962a, Ocak 3). Bizim milliyetçiliğimiz. Yön (3), s.7.

Selçuk, İ. (1962b, Ocak 17). Türkiyede Ordu. Yön (5), s.10.

Selçuk, İ. (1965, Ocak 29). Milliyetçiliğin Temelleri. Yön (96), s.3.

Soysal, İ. (1962, Ekim 10). Çıkmazlar İçinde Bir Işık Ordu. Yön (43), s.7.

Yön. (1965, Mayıs 7). Türk Milliyetçilerine Sesleniş. Yön (110), s.8.

[1] Bildiri ve imzacı listesi için bkz. (Özdemir, 1993: 317-341).

Erkan Şen, (1986, Van), İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 2011 yılında mezun oldu. 2012 yılından itibaren İstanbul Barosu’na bağlı avukat olarak çalışmaya başladı. İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Ana Bilim Dalındaki yüksek lisans eğitimini 2014 yılında tamamladı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Linda Barbara

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Vestibulum imperdiet massa at dignissim gravida. Vivamus vestibulum odio eget eros accumsan, ut dignissim sapien gravida. Vivamus eu sem vitae dui.

Recent posts

Amerika’nın Kuruluşunda İslam’ın Etkisi

  Amerika Birleşik Devletleri’ne köle olarak getirilmiş, okuma yazma bilen Afrikalı bir Müslüman'a ait 1830'lardan kalma el yazması anılar ABD Kongre Kütüphanesi tarafından satın alınıp...

Türkiye Notları dergisi ‘Birinci Meclis’ başlıklı 10. sayısı ile okuyucu ile buluşuyor.

Dergimizin bu sayısında, Birinci Meclis’in Ankara’da toplanmasının 100. yılı anısına sadece bu Meclise odaklanan makalelerden oluşan bir dosya hazırladık. Bu çerçevede Prof. Dr. Ahmet...

1920-1923 Yılları Arasında Meclis Zabıtlarında Türk, Türklük, Türkçülük

İstanbul’daki meclisin dağılmasından sonra Mustafa Kemal seçim çağrısı yaparak milletvekillerini Ankara’da toplamış 23 Nisan 1920’de meclis açılmıştır. Bu yıl içinde Ankara Hükümeti Yunan, Ermeni,...

Hamdullah Suphi Tanrıöver’in Milli Mücadeledeki Faaliyetleri

         Hamdullah Suphi Tanrıöver(1885-1966) soylu bir aileden gelmiştir. Dedesi, ilk Maarif Nazırı Abdurrahman Sami Paşa’dır. Babası Kocaemioğlu Suphi Paşa’dır. Maliye, Nafia, Evkaf ve Maarif...

Üç Umur Bugay

Türk toplumu 1950’li yıllardan itibaren oldukça dinamik bir süreç içerisinde gözükmektedir. Bu dinamizmi yaratan en önemli kaynağın köyden kente göç olduğu söylenebilir. Yeterli istihdam...

Recent comments