Alternatif Bir Küresel Düzen Peşinde: Robert W. Cox ve Kuramsal Dünyası

0
89

Geçtiğimiz Ekim ayında, Uluslararası İlişkiler disiplinine büyük katkılar yapmış bir ismin, Robert Warburton Cox’un hayatını kaybettiğini öğrendik. Eleştirel Uluslararası İlişkiler kuramının öncülerinden biri olarak kabul edilen Kanadalı akademisyen, İtalyan Marksist Antonio Gramsci’nin düşüncelerini uluslararası ilişkilere uygulayarak disipline yeni açılımlar getirmesiyle ünlenmişti. Eserlerinde küresel düzeninin oluşumunu tarihsel materyalist perspektiften ele alan Robert W. Cox, bu düzenin nasıl değişeceğine kafa yormuş ve değişim fikrini Uluslararası İlişkiler kuramlarına taşımıştı. Türkiye’de de tanınan bir isim olan Cox’u ele alan bu yazı temel olarak iki bölümden oluşmaktadır. İlk kısımda, Cox’un biyografisine ve çalışmalarına kısaca değinilecektir. İkinci kısımda ise, Cox’un Uluslararası İlişkiler kuramına getirdiği yenilikler ve düşünsel mirası üzerinde durulacaktır.

Robert W. Cox’un Kısa Biyografisi ve Çalışmaları

Robert W. Cox’un kuramsal dünyasını ele almadan önce biyografisine ve eserlerine kısaca değinmenin faydalı olacağını düşünüyorum. Robert W. Cox, 1926 yılında Kanada’da doğdu. Çağdaşları tarafından Eleştirel Teori ve İngiliz Uluslararası Politik Ekonomi Okulu’nun entelektüel liderlerinden biri olarak kabul edilen Cox, 1946 yılında Montreal’de bulunan McGill Üniversitesi’nden mezun oldu. Cox, tarih alanında aynı üniversiteden yüksek lisans derecesi aldı. Mezuniyetinin ardından Uluslararası Çalışma Örgütü’nde işe başlayan Cox, bu kurumda 20 yıl kadar çalıştı ve Uluslararası Çalışma Enstitüsü’nün kuruluşuna öncülük etti. Uluslararası Çalışma Örgütü’nden ayrıldıktan sonra Columbia Üniversitesi’nde ders vermeye başlayan Cox, 1977-1992 yılları arasında Kanada’nın Toronto şehrinde bulunan York Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olarak çalıştı. Denver Üniversitesi, Yale Üniversitesi, Avustralya Ulusal Üniversitesi ve Tokyo Birleşmiş Milletler Üniversitesi gibi pek çok kurumda misafir öğretim üyesi olarak ders veren Cox, 9 Ekim 2018 tarihinde hayata gözlerini yumdu.

Rober W. Cox, Uluslararası İlişkiler ve Uluslararası Politik Ekonomi alanlarında çığır açıcı birçok çalışmaya imza attı. Cox, Millennium: Journal of International Studies’te yayımlanan Social Forces, States and World Orders: Beyond International Relations Theory” (1981) ve Gramsci, Hegemony and International Relations: An Essay in Method” (1983) makaleleriyle Uluslararası İlişkiler alanında adından söz ettirmeye başladı. Cox’un 1987 yılında Columbia University Press tarafından yayımlanan Production, Power, and World Order: Social Forces in the Making of History isimli kitabı en çok okunan ve tartışma yaratan eseri oldu. Cox, bu kitabında üretim sürecindeki güç ilişkileri ve bu ilişkilerin topluma ve dünya siyasetine olan etkileri üzerinde durdu. 1993 yılında Cambridge University Press’ten çıkan Gramsci, Historical Materialism and International Relations isimli kitaba Stephen Gill ile birlikte editörlük yapan Cox, 2006 yılında Routledge’ın bastığı The Political Economy of a Plural World: Critical Reflections on Power, Morals, and Civilization başlıklı kitabın Michael G. Schechter’la birlikte editörlüğünü üstlendi.

Robert W. Cox’un Kuramsal Dünyası

Cox’un eserlerinde, klasik Uluslararası İlişkiler kuramlarına ontolojik düzlemde getirilen eleştiriler dikkat çekicidir. Cox, Uluslararası İlişkiler disiplininin düşünsel geleneğini ele alırken, her şeyden önce disiplinin klasik kuramları olarak kabul edilen Realizm ve Liberalizm’e mündemiç olan siyasal çıkarlara vurgu yapmaktadır. Cox’a göre, bu kuramlar taraflıdır ve mevcut küresel düzeni meşrulaştırma gibi bir amaca hizmet etmektedir. Bu bağlamda Cox, “kuram her zaman birilerinin menfaati ve bir amaç içindir” sözleriyle kuramsal bilginin, geleneksel Uluslararası İlişkiler teorilerinin iddia ettiğinin aksine nötr ya da gayr-i siyasi olmadığının altını çizmiştir. Cox’u Eleştirel Uluslararası İlişkiler Kuramının öncülerinden biri haline getiren de, geleneksel teorilere karşı post-pozitivist perspektife dayanarak yaptığı bu esaslı eleştiridir.

Cox, kuramlarının temel olarak iki amaca hizmet ettiğini belirtmektedir. Kuramların birinci amacı karşılaşılan sorunları belirli bir perspektiften çözmeye yardımcı olmaktır. Cox, bu grup kuramları “sorun-çözücü” olarak tanımlamakta ve geleneksel Uluslararası İlişkiler kuramlarını bu kategoriye sokmaktadır. Geleneksel Uluslararası İlişkiler kuramlarının temel amacı mevcut küresel sistemin karşılaştığı sorunları çözmek ve hâkim güçlerin yararı için sistemin işleyişini sağlamaktır. Kuramların ikinci amacı ise bizzat kuram oluşturma süreciyle ilgilidir. Buna göre, insanlar kuram oluşturmaya ortam sağlayan bir perspektifin farkında olabilir ve bu perspektifin yol açtığı farkındalık sayesinde farklı bir yol seçerek alternatif bir dünya düzeni kurma arayışına girebilir. Cox, bu ikinci yaklaşıma Eleştirel Kuram adını vermektedir. Bu çerçevede, Eleştirel Uluslararası İlişkiler Kuramı küresel düzenin içindeki güç ilişkilerini açığa çıkarmayı, verili ve değişmez addedilen küresel düzenin tarihsel bir olgu olduğunu ve değişebileceğini göstermeyi hedeflemektedir.

Frankurt Okulu’nun ünlü isimlerinden biri olan Max Horkheimer’den esinlenen Cox, Eleştirel Kuram ve geleneksel veya sorun-çözücü kuramlar arasında köklü farklılıklar bulunduğunu iddia eder. Cox’a göre, geleneksel veya sorun-çözücü kuramlar pozitivist metodoloji ile maluldür ve mevcut dünya düzeninin sosyo-politik yapılarını meşrulaştırma ve stabilize etme eğilimindedir. Buna karşılık, Eleştirel Kuram mevcut dünya düzeninden kendisini ayrıştırmakta ve bu düzenin nasıl ortaya çıktığını sorgulamaktadır. Eleştirel Kuram, sorun-çözücü kuramların aksine, dünya düzeninin kurumları ile bu düzen içinde var olan sosyal ilişkileri ve güç ilişkilerini verili olarak kabul etmemektedir. Eleştirel kuram, bu kurumların ve ilişkilerin oluşum sürecini mercek altına almakta ve bunların nasıl değişebileceğine odaklanmaktadır.

Burada, Cox’un Uluslararası İlişkiler kuramını Realizm ve Liberalizm’den ayırt eden iki temel özellik karşımıza çıkmaktadır: tarihselleştirme ve değişim. Ne Realizm ne de Liberalizm küresel düzenin tarihsel oluşumuna bakmakta ve onu değiştirmeyi düşünmektedir. Cox’un Eleştirel Kuramı sadece küresel düzenin nasıl oluştuğunu ve bu düzen içindeki güç ilişkilerinin hangi siyasi yapıların çıkarları etrafında örüldüğünü ortaya koymamakta, daha da önemlisi bu düzeni değiştirecek bir kapı aralamayı hedeflemektedir. Eleştirel Kuramı bütüncül bir yaklaşıma dayananan Cox, sosyal ve siyasal kompleksleri ayrı ayrı ele almaktan ziyade bir bütün halinde irdelemeyi yeğler. Böylece hem bütünü oluşturan parçalar hem de bütünün bizzat kendisinde değişim sürecini anlamak mümkün olacaktır. Geleneksel Uluslararası İlişkiler kuramlarının tarihdışı doğasının aksine, Eleştirel Kuram bir tarih teorisidir. Cox’un Eleştirel Kuramı, tarihi sadece geçmiş olaylar dizisi olarak değil, tarihsel değişimin devam eden bir süreci olarak ele almaktadır.

Cox, geleneksel kuramların değer-bağımsız (value-free) olduklarına yönelik genel savı reddeder. Cox, geleneksel kuramların süregiden dünya düzenini gizliden gizliye kabul ettiklerini dolayısıyla değer-bağımlı (value-bound) olduklarını öne sürmektedir. Geleneksel kuramlar dünya düzeninin sorunsuz işlemesi gibi bir misyon yüklenmişlerdir, dolayısıyla bu düzenin değişmesi onların gündemlerinde asla yoktur. Cox’a göre, aslında Eleştirel Kuram sorun-çözücü kuramları bünyesinde barındırmaktadır. Ancak bu içerme durumu geleneksel kuramların muhafazakâr sonuçlarını göstermek içindir, onları kullanışlı bir eylem rehberi olarak almak için değil!

Cox, sosyal bilimlerin en kadim meselelerinden biri olan özne-yapı problemine de kuramsal yaklaşımı içinde yer ayırmaktadır. Cox’a göre hem öznelerin hem de yapıların toplumsal ve tarihi oluşumları verili olarak ele alınamaz. Zaten Eleştirel Kuramın en önemli amacı hem öznelerin hem de yapıların tarihsel süreç içerisinde nasıl ortaya çıktığını ve şekillendiğini ortaya koymaktır. Giambattista Vico’nun argümanlarından yararlanan Cox, devlet gibi kurumların aslında tarihin bir ürünü olduğunu öne sürer. Cox’a göre, özellikle devlet adı verilen olgu tarihten soyutlanamaz. Cox’un tarihselleştirilmiş devlet anlayışı, Realist ve Liberal Uluslararası İlişkiler kuramlarının soyut, verili ve değişmeyen devlet tahayyülü ile taban tabana zıttır.

Cox, tarihsel materyalizmi Eleştirel Kuramın en önemli kaynağı olarak kabul eder. Marx ve Gramsci’nin kuramsal çıkarımları, Cox’un kuramsal dünyasının şekillenmesinde başat rol oynamıştır.  Dolayısıyla Cox’un dünya düzenine bakışı doğrudan tarihsel materyalizm perspektifinden beslenir ve toplumsal ilişkilerdeki değişimi merkezine alır. Cox’a göre, dünya düzeninin yapısı zaman içinde değişmektedir, Eleştirel Kuramın da öncelikli amacı bu değişimi anlamaktır. Cox, dünya düzeninin yapısını birbiriyle etkileşim halinde şekillendiren üç güçten bahsetmektedir. Bunlar fikirler, maddi kapasiteler ve kurumlardır. Dünya düzeni bu üç güç etrafında oluşturulmuş, hegemonya da yine buradan devşirilmektedir.

Cox, dünya düzeni yapısının değişimini çeşitli düzeylerdeki güç ilişkilerinde yaşanacak dönüşüme bağlamaktadır. Cox, dünya düzeni yapısında yaşanacak değişimin bireysel aktörlerden ziyade yapılara bakılarak anlamlandırılması gerektiğini vurgular. Cox, bu yapıları “tarihsel-yapılar yaklaşımı” ekseninde ele alır. Bu tarihsel yapılar, sayısız defa tekrarlanan eylemlerin bir neticesidir, tarihin bir ürünüdür ve koşullar mümkün olduğunda değişime müsaittir. Cox, bu tarihsel yapıların üç düzeyde uluslararası ilişkilere uygulanması gerektiğini düşünmektedir: üretim düzeyi (üretimin organizasyonu), devlet düzeyi (devletin formu) ve dünya düzeni düzeyi (dünya düzeninin yapısı). Cox, bu üç düzeyin birbiriyle ilişkili olduğunu söyler. Cox’a göre, üretimin organizasyonunda yaşanan değişimler yeni toplumsal güçleri üretmiş, bu durum devletlerin yapısının değişmesine neden olmuş, devletlerin yapısının değişmesi ise dünya düzenini dönüştürmüştür. Cox, bu üç düzey arasındaki ilişkiyi tekdüze ele almaz. Örneğin, 19. yüzyılda kapitalizmin genişlemesinde görüldüğü gibi ulusötesi güçler dünya düzeni üzerinden hem merkezdeki hem de çevredeki devletleri etkilemiştir. Dolayısıyla dünya düzeninin belirli yapıları, devletlerin alacağı formlar üzerinde etkili olmuştur. Cox’a göre, küresel düzenin değişimi birbiriyle ilişkili bu üç düzey üzerinden mümkün olacaktır. ABD’nin gücünün gerilemesi, küresel ekonomik bunalımlar ve yeni devlet formlarının ortaya çıkması yeni küresel düzenin ilk ayak sesleridir.

Cox’un Eleştirel Kuram bağlamında yeniden ele aldığı kavramlardan biri de hegemonyadır. Cox, küresel düzenin kurumsallaşması ile Gramsci’nin hegemonya yaklaşımı arasında bağlantı kurar. Cox, kurumsallaşmanın mevcut düzeni sürdürme ve stabilize etmenin bir aracı olduğunu öne sürmektedir. Gramsci’den esinlenen Cox, hegemonyayı bir tahakküm yapısı olarak tarif etmektedir. Cox’a göre, küresel sistemde hegemonya, küresel düzenle uyumlu ideolojinin ve kurumların diğer aktörler tarafından rızaya dayalı olarak benimsenmesiyle oluşur ve sürdürülür. Dolayısıyla Cox’un kuramsal dünyasında, hegemonik dünya düzeni yapısı içindeki güç ilişkileri öncelikli olarak rızaya dayalı bir forma bürünmüştür. Ancak hegemonyayı bir devletin mi, bir grup devletin mi yoksa devlet ve toplumsal güçlerin mi birlikte oluşturdukları tartışmaya açıktır. Bu bağlamda Cox, Robert O. Keohane’in hegemonyayı dünya sistemindeki bir gücün tahakkümü olarak gören yaklaşımından farklılaşmakta ve normlar ile kurumsal düzenlemeleri ön plana çıkarmaktadır.

Cox’un kafa yorduğu bir diğer mesele, küreselleşmeyle birlikte dünya düzeninin yeniden şekillenmesidir. Cox, üretim ve finans alanlarının küresel düzeyde organize edilmeye başlanmasıyla birlikte Vestfelyan devlet ve toplum düzeninin değişime uğrayacağını iddia etmiştir. Bu dönüşümün kalbinde yatan olgu ise “devletin uluslararasılaşması”dır. Bu yeni yapıda, devlet yeniden şekillenen ulusal ekonomilerin elinde giderek araçsallaşmakta, böylece IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlar yoluyla küresel kapitalist ekonominin isteklerine daha uyumlu hale gelmektedir. Bu durum, sermayenin devletlerin fikirlerini, çıkarlarını ve formlarını yeniden oluşturacak şekilde büyümesine ve bir neo-liberal iş medeniyetinin yükselişine zemin hazırlamaktadır. Cox, bu yeni tip hegemonyaya ve kapitalist merkez ülkelere karşı, Üçüncü Dünya ülkelerine dayanan bir “karşı-hegemonya” kurulması çağrısında bulunur. Böylece periferik ülkeler kapitalist ülkelerden daha bağımsız bir gelişme sürecine girecek ve merkez-çevre ilişkileri sona erecektir.

1990’lı yıllardan itibaren, Cox’un eserlerinde belirgin bir değişim gözlenir. Cox, daha önce kimlik siyaseti olarak adlandırılan meselelerin, mesela azınlık durumunda bulunan ulusların ve yerli halkların özgürlük mücadelelerinin üzerinde durur. Batılı uluslararası sistemin bir gün mutlaka değişeceğine inanan Cox, bu yeni düzende Batı-dışı medeniyetlerin oynayabileceği role odaklanmaya başlamıştır. Cox’un yazıları giderek normatif bir içerik kazanır. Cox’un normatif yaklaşımı, sınıfsal çelişkilerin azaltılmasından ziyade post-hegemonik düzenin farklı medeniyetler arasında artan anlayış neticesinde var olabileceği düşüncesine dayanmaktadır. Gramsci’nin kuramsal çıkarımlarından ve tarihsel materyalizmden fazlasıyla istifade eden Cox’un uluslararası ilişkiler düşüncesine “medeniyet” kavramını geri getirmesi oldukça ilginçtir. Cox’un kuramsal dünyasında yaşadığı bu değişim, onun İngiliz Okulu’nun kuramsal savlarına yakınlaştığı görüşüne yol açmıştır.

Kimileri tarafından eklektik olmakla suçlanan Cox’un uluslararası ilişkiler yaklaşımı, 2018 yılı itibarıyla cazibesini korumaktadır. Halihazırda Üçüncü Dünya ülkelerinin bir karşı hegemonya hareketi başlatması pek mümkün görünmese de, uluslararası arenada yaşanan gelişmeler Cox’un öne sürdüğü gibi küresel düzenin değişebileceğini göstermektedir. ABD hegemonyasının dünyanın çeşitli bölgelerinde gözle görülür bir biçimde gerilemesi, Çin ve Rusya’nın yükselişi, ABD-Çin ticaret savaşı ve Avrupa Birliği’nin yeni güvenlik arayışları, Cox’un kuramsal çıkarımlarının mevcut küresel sisteme uygulanmasını kolaylaştıran olaylar olarak karşımıza çıkmaktadır. Cox’un kuramsal dünyası, mevcut dünya düzenindeki değişimi açıklayacak akademik çalışmalar tarafından keşfedilmeyi beklemektedir…

Nuri Salık, (1986, İstanbul) 2009 yılında ODTÜ Tarih Bölümünden lisans, 2012 yılında ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümünden yüksek lisans derecesini aldı. AYBÜ Tarih Bölümünde 2018 yılında doktorasını tamamladı. AYBÜ Tarih Bölümü öğretim üyesi.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here