Ana Sayfa 3. Sayı Bir Muhalefet Tasfiyesi Olarak Serbest Cumhuriyet Fırkası Olayı ve İttihatçılık Meselesi Üzerine

Bir Muhalefet Tasfiyesi Olarak Serbest Cumhuriyet Fırkası Olayı ve İttihatçılık Meselesi Üzerine

Author

Date

Category

Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF) Olayı, Türkiye siyasi tarihi ve kültürü açısından son derece kritik bir olay olmasına rağmen, konuyla ilgili literatürün önemli bir kısmı hatıralardaki sübjektif şahitliklere dayanmaktadır. Cemil Koçak’ın Belgelerle İktidar ve Serbest Cumhuriyet Fırkası başlıklı çalışması, detaylı bir belge taramasının yanında konuyla ilgili belli başlı hatıraların da değerlendirmelerini içeren, alandaki en geniş kapsamlı çalışma olarak dikkat çekmektedir. SCF Olayı, lisansüstü tezlere konu olmuştur. Bu yazının yazıldığı tarih itibariyle konu üzerine yapılmış bir doktora tezi bulunmamaktadır. Özellikle dönem basınına odaklanan çalışmalar dikkat çekmektedir. Bu bilgilere bağlı olarak SCF meselesinin farklı boyutlarla çalışılmaması, önemli bir eksiklik olduğu gibi karşılaştırmalı çalışmaların yapılmaması da bir başka eksikliktir. Çünkü bu olay, tek parti döneminin kendi içinde yaşanan bazı değişmeleri analiz etmeye imkân sunmaktadır. Başka bir deyişle SCF Olayı, tek parti dönemi açısından önemli bir kırılma noktasıdır. Nitekim 1925-1930 arası dönem ile 1930 sonrası uygulanan politikalarda yaşanan değişim ve özellikle kültürel alanın dönüştürülmesi konusundaki radikal hamlelerin anlaşılmasında bu olay ve etrafında yaşananların etkisi büyüktür.

SCF Olayının en önemli sonuçlarından birisi, gelişen sürecin potansiyel bir muhalefeti bastırma sürecine dönüşmesidir. Bu işin başından itibaren mi planlandığı, olayların gelişmesi üzerine mi böyle bir sürece dönüştüğü tartışmalı bir meseledir. Konu hatıralar odaklı ele alındığında SCF mensuplarının kendilerine verilen sözlerin tutulmaması bağlamında bir resim çizdikleri dikkat çekmektedir. Öyle ki genel olarak sanki başından itibaren Gazi tarafından bir tasfiye süreci murat edilmiş ve bu süreç kısa bir demokrasi tecrübesiyle hayata geçirilmiş gibi bir algı oluşmaktadır. Bazı yorumlar, Gazi’nin İsmet Paşa karşısında CHF içindeki gücünü koruma ve arttırma arzusu üzerine yoğunlaşmaktadır. CHF’ye ve Gazi’ye bağlı olanların yorumları ise zaten başından itibaren iktidar güdümünde ve sadece meclis içinde kalması arzu edilen bir muhalefetin kitleselleştirilmesi hatasına vurgu yapmaktadır. Farklı yorumlar farklı taraflar dolayısıyla yapılmıştır ve konu üzerine çalışanlar da yeni yorumlar geliştireceklerdir. Çok partili hayata geçiş, samimiyetle arzulanmış olsa bile sürecin gidişatı, ikinci bir muhalefet tasfiyesine doğru olmuştur.

SCF Olayının Gazi Paşa haricindeki başroldeki kahramanlarının en önemli vasıfları arasında Gazi Paşa’ya sadakat bulunmaktadır. Öyle ki CHF genel başkan vekaleti ve başbakanlık İsmet Paşa’da bulunmaktayken yeni kurulan muhalefet fırkasının başına İsmet Paşa’dan önce başbakanlık yapmış Fethi Bey getirilmiştir. Fethi Bey, Paris Büyükelçisi olarak Gazi Paşa’yı ziyaret etmiş ve Gazi Paşa, kendisine muhalif bir parti kurma teklifini bizzat yapmıştır. Fethi Bey, siyasi kişiliği ve geçmişi dolayısıyla üzerinde durulması gereken bir isimdir. Öncelikle Fethi Bey, II. Meşrutiyet sonrası dönemde Mustafa Kemal ve İsmet Paşa ile kıyaslandığında İttihat ve Terakki’de çok daha öne çıkan bir isimdir. Hatta kendisi Sofya Büyükelçisiyken Mustafa Kemal Paşa askeri ateşe olarak yanında bulunmuştur. Savaş yıllarında ve sonrasında İçişleri bakanlığı gibi önemli görevler üstlenmiş ve Malta Sürgünleri arasında yer almıştır. Milli Mücadeleye destek vermiş, cumhuriyetin kurulması ve Şeyh Said İsyanı öncesinde kısa süreli olarak iki kez başbakanlık yapmıştır. Fethi Bey’i Paris Büyükelçisi tayin ederek güncel siyasetten uzaklaştıran gelişmeler Şeyh Said İsyanı ve sonrasında yaşananlarla ilgilidir. Üslubu ve kendilerine yaklaşımı dolayısıyla Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası üyelerinin de İsmet Paşa’ya tercih ettikleri bir isim olan Fethi Bey, Şeyh Said İsyanı sonrasında aktif siyasetin dışına itilmiştir.

1925-1930 yılları arasından aktif siyasetin dışında olsa bile Fethi Bey’in gözden düşmesi gibi bir durum söz konusu değildir. SCF’ye gönüllü giren bazı isimler, hem Fethi Bey’in Gazi nezdindeki itibarını hem de Gazi’nin SCF kurulma aşamasındaki itimadını hesap etmişlerdir. Örneğin Nuri Conker gibi Gazi’ye “Mustafa” diye hitap edebilen en yakın birisinin SCF Genel Sekreteri yapılması, Gazi’nin emriyle kendi kardeşi Makbule Hanım’ın fırkaya kaydettirilmesi gibi adımlar, söz konusu itimadın ne kadar yüksek olduğunu gösteren işaretler olarak kolayca yorumlanabilmiştir. Ne var ki Türkiye siyasi tarihinde siyasetin akışının bireysel yakın ilişkilerin ötesine geçme ihtimali daima vardır. SCF Olayında da bir bahar havasında başlayan gelişmeler, “irtica, ihanet, rejim elden gidiyor” gibi ifadelere sıkça referansta bulunan bir retorikle son bulmuştur. Öyle ki Fethi Bey, hemen birkaç hafta içinde kendisinin laiklik karşısında ve irtica tarafında olmadığını ispat zorunda kalmış bir siyasetçi konumuna geçivermiştir. SCF feshedildikten sonra da Londra’ya Büyükelçi atanmıştır.

1926 yılında İzmir Suikastı dolayısıyla yaşanan büyük muhalefet tasfiyesinde İttihatçıların güçlü isimleri ve komitacıları, Terakkiperverler ve İstanbul Matbuatı siyaset alanından uzaklaştırılmıştır. SCF’nin ilk büyük halk toplantısını yapacağı İzmir’de SCF’ye büyük bir ilgi gösterilmesi, çıkan arbedede bir çocuğun ölmesi, Cumhuriyet Gazetesi ile CHF parti teşkilatının taşlanması gibi olaylar sonucunda iktidar, kendi güdümündeki bir muhalefetin bile siyaset alanında beklenmedik sonuçlar elde edebileceğini görmüştür. Burada “1930 yılının Eylül ayında SCF Olayı dolayısıyla İzmir’de yaşananlar, ikinci bir İzmir Suikastı olarak yorumlanabilir mi?” sorusu akla gelmektedir. Hatta konu üzerine çalışanlardan bu şekilde yorum yapanlar da bulunmaktadır. SCF’ye üye olanların Gazi’ye yakın olanlar hariç olmak üzere çoğu aktif siyasetin dışına itilmiştir. Asıl önemli etki, rejimin kendi ideolojik sürekliliğinde değişmeler yapması ve dönemin uluslararası etkisiyle kültür politikalarına ağırlık vermesidir. Dolayısıyla bir İttihatçı tasfiyesinden bahsetmek tam karşılık bulabilecek bir iddia değildir. Hatta SCF etrafında İttihatçılar da dahil olmak üzere herhangi bir grubun ya da ideolojinin örgütlenebilme ihtimali daha önce ortadan kaldırılmıştır. Elbette Fethi Bey ile Ağaoğlu Ahmet Bey -ki ikisi de Meşrutiyet döneminde İttihat ve Terakki için önemli isimlerdir- gibi siyasette usta iki ismin gidişatı en başından görememeleri ilginç bir durumdur. SCF ile İttihatçılık arasında bir bağ da Türk Ocaklarının kapatılma kararının bu olayın etkisinin devam ettiği 1931 yılının Nisan ayında alınmasıdır. Türk Ocaklarının kurucuları arasında Ağaoğlu Ahmet Bey’in bulunmasıyla bir ilişki kurulmaktaysa da 1930’lu yıllarda kamusal alanın yeniden tanziminde rejimin parti-devlet bütünleşmesiyle tek otorite olarak var olmak iradesi dikkatten kaçmamalıdır.

SCF Olayında Gazi Paşa’nın iktidarını kaybetmeme adına fikir ve siyaset değiştirdiği iddiası, SCF’ye aidiyet duyan ve daha sonra hayal kırıklığı yaşayanların en temel iddiaları arasındadır. Belki de fırkanın kuruluşundan kapanışına kadar devam eden üç aylık süreçte ilk defa Gazi’nin kendi konumunun tartışmaya açıldığı da gözden kaçırılmamalıdır. SCF İstanbul İl Başkanı İsmail Hakkı Bey’in (Baltacıoğlu) “Bizim Taptığımız Mustafa Kemal” başlıklı gazete yazısı, Yunus Nadi imzalı olarak Gazi’ye hitaben yazılan ve kendisinden taraf belirtmesini talep eden Cumhuriyet Gazetesindeki yazı ve buna Gazi’nin kendisinin “CHF Umumi Reisi” olduğunu hatırlatması meselenin nerelere gittiğini göstermesi bakımından manidardır. Elbette SCF meselesi fırkanın fesih kararı almasıyla bitmemiştir. SCF meselesi rejim açısından laiklik-irtica gerilimi üzerinden devam etmiş, SCF’nin belediye seçimlerini kazandığı yerlerden birisi olan Menemen’de fırkanın feshinden bir ay sonra Kubilay Olayı yaşanmıştır. Her şeyin kontrollü geliştiği ya da yaşandığı gibi bir komplocu kabule itibar edilmese de yaşanan her gelişmenin yeni bir retorik etrafında kendi gerçekliğini inşa ettiği de göz ardı edilmemelidir. İktidara sahip olanlar, kendi ideallerinin millette bir karşılığının olmadığını; demokrasiyi ve dolayısıyla çok partili siyasi hayatı arzu edenler, böyle bir şeye teşebbüs edemeyeceklerini; fikir ve ifade hürriyetine taraf olanlar bu hürriyetlerin var olamayacaklarını net bir şekilde görmüşlerdir.

SCF Olayının iki kahramanı olarak dikkat çeken Fethi Bey ile Ağaoğlu Ahmet Bey, İttihatçılıktan gelme, geçmişte Türkçü fikirlere sahip ve zamanla liberalizmden etkilenmiş iki isimdir. Fırkanın kuruluşundan itibaren İttihatçılıktan çok liberal siyaset felsefesine bağlılıkları ve yeni rejimde Gazi Paşa’nın iradesiyle kendilerine serbest bir siyaset alanının açılacağına inandıkları dikkat çekmektedir. Süreç onların arzu ettiği gibi gelişmemiş, ikisi de aktif siyasetin dışında kalmıştır. Sadece bu olay değil, öncesinde ve sonrasında yaşanmış pek çok olay, Türkiye’de yerleşmiş siyaset normlarının işleyişinin güçlü şahısların ve liderlerin iradelerinin ötesinde bir tarihsel hakikate ve sürekliliğe dayandığını göstermektedir. Daha zahmetli tarihsel ve sosyolojik analizlerin yerine sübjektif hatıraları merkeze alan, kendi taraflarından meseleyi genellikle de anakronik kurgularla okumaya çalışan çokça yorum yapıla gelmiştir.

Mahmut Hakkı Akın, (1981, Karaman) Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünden 2003 yılında mezun oldu. 2004 yılında Selçuk Üniversitesi Edebiyat Sosyoloji Bölümüne araştırma görevlisi olarak atandı. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Ana Bilim Dalında 2005 yılında yüksek lisans, 2009 yılında doktora eğitimini tamamladı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Linda Barbara

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Vestibulum imperdiet massa at dignissim gravida. Vivamus vestibulum odio eget eros accumsan, ut dignissim sapien gravida. Vivamus eu sem vitae dui.

Recent posts

Amerika’nın Kuruluşunda İslam’ın Etkisi

  Amerika Birleşik Devletleri’ne köle olarak getirilmiş, okuma yazma bilen Afrikalı bir Müslüman'a ait 1830'lardan kalma el yazması anılar ABD Kongre Kütüphanesi tarafından satın alınıp...

Türkiye Notları dergisi ‘Birinci Meclis’ başlıklı 10. sayısı ile okuyucu ile buluşuyor.

Dergimizin bu sayısında, Birinci Meclis’in Ankara’da toplanmasının 100. yılı anısına sadece bu Meclise odaklanan makalelerden oluşan bir dosya hazırladık. Bu çerçevede Prof. Dr. Ahmet...

1920-1923 Yılları Arasında Meclis Zabıtlarında Türk, Türklük, Türkçülük

İstanbul’daki meclisin dağılmasından sonra Mustafa Kemal seçim çağrısı yaparak milletvekillerini Ankara’da toplamış 23 Nisan 1920’de meclis açılmıştır. Bu yıl içinde Ankara Hükümeti Yunan, Ermeni,...

Hamdullah Suphi Tanrıöver’in Milli Mücadeledeki Faaliyetleri

         Hamdullah Suphi Tanrıöver(1885-1966) soylu bir aileden gelmiştir. Dedesi, ilk Maarif Nazırı Abdurrahman Sami Paşa’dır. Babası Kocaemioğlu Suphi Paşa’dır. Maliye, Nafia, Evkaf ve Maarif...

Üç Umur Bugay

Türk toplumu 1950’li yıllardan itibaren oldukça dinamik bir süreç içerisinde gözükmektedir. Bu dinamizmi yaratan en önemli kaynağın köyden kente göç olduğu söylenebilir. Yeterli istihdam...

Recent comments