Ana Sayfa 2. Sayı Enver Paşa’nın Sonu

Enver Paşa’nın Sonu

Author

Date

Category

Devrimci Rusya ile devrimci Türkiye arasındaki ilişkiler, iki Türk lider arasındaki kişisel rekabete dayanıyordu. Bolşevikler, Kemal Paşa’ya karşı son derece yardımsever ve samimi bir tavır benimsemişlerdi. Kemal Paşa da, Sovyet hükümetine aktif bir yakınlık sergiledi. Fakat bu durum romantik bir figür olan Enver Paşa yüzünden karmaşıklaştı.

Enver ve Kemal birbirlerine karşı uzun süreden beri nefret besliyorlardı. Enver, Türkiye’nin Ludendorff’uydu. Dünya Savaşı sırasında, ise ülkenin gerçek hükümdarıydı. Talat Paşa ve Cemal Paşa ile birlikte diktatoryal üçlü otoriteyi oluşturuyorlardı. Enver’in ismi Berlin’den Bağdat’a kadar heryerde önemli bir güç olmanın yanı sıra aynı zamanda da ünü güçlü ve hayal gücü kuvvetli bir lider olarak Hindistan’ın sınırlarına kadar yayıldı. Kaiser Wilhelm onun etkisini biliyordu. Halife-Sultan da onun isteğini yerine getirmişti.

Bu dönemde, Mustafa Kemal sadece ordu komutanı olmasına rağmen ortalığı karıştıran bir tipti. Enver Paşa ile hem Trablus Savaşı sırasında ve hemde Balkan Savaşları sırasında kavga etmişti. Dünya Savaşı sırasında Kemal, Gelibolu cephesinin en kanlı bölgesinde İngilizleri püskürttükten sonra, ordunun nasıl örgütlenmesi gerektiği konusunda Enver ile Kemal arasında keskin bir anlaşmazlık çıktı. Askeri dehası bağışlanamaz olan Kemal, Mezopotamya-Filistin cephesine “utanç içinde” gönderildi. Orada Alman General von Falkenhayn ile anlaşmazlık yaşadı ve istifa etti. Kemal’in istifası Enver’i oldukça üzmüştür. Fakat Falkenhayn’ın halefi olan Liman von Sanders, Mustafa Kemal’i geri dönmesi için ikna etti. Sultan’ın kuvvetleri General Allenby tarafından ezildiğinde, Kemal, Adana’yı elde tutmak ve Türk ordusunu yeniden düzenlemek için Liman von Sanders’in verdiği görevi kabul etti. Bu görev sırasında Türkiye’nin milli kahramanı olarak gelecekteki konumuna doğru ilk adımları attı.

Türkiye ile itilaf devletleri arasındaki ateşkesten bir hafta önce, Kemal İstanbul’da göründü ve çok geçmeden Anadolu’nun Müfettiş Genel Müdürü olarak atandı.

Kemal iktidara yükselirken, Enver gözden düşüyordu. Orduları Kafkasya’da sefil bir şekilde yenilgiye uğradı. Enver’in politikalarının, ülkenin çöküşüne neden olduğu iddia ediliyordu ve  1919’da ölüme mahkum edildi.

Daha sonra Enver kaçtı ve Odessa’ya ulaşmaya çalıştı. Ancak Karadeniz’de çıkan bir fırtına sonucu Enver’i taşıyan küçük yelkenli geminin direğini kırıldı ve gemi rotasını tekrar Türkiye’ye geri çevirmek zorunda kaldı. Enver Rusya’ya ulaşmakta oldukça kararlıydı. Moskova’ya uçmak için gizlice bindiği kendi uçağı ile önce Almanya’ya uçtu. Fakat uçak daha gideceği  yere varmadan kaza yaptı ve yere çakıldı. Bunun ardından tutuklanan Enver Paşa Kovno’daki hapishanede bir süre kaldıktan sonra Riga’da birkaç hafta geçirdi ve sonunda 1920’de Moskova’ya ulaştı.

Enver, üçlü yönetimdeki arkadaşı Cemal Paşa ve onun yanında olan Halil Paşa ve Semi Bey’den daha önce Sovyet başkentine gelmişti. Fakat bu önemli Türkler Rusya’da ne arıyorlardı? Doğu Halkları Bakü Kongresi’nde Enver Paşa tarafından bir açıklama yapıldı. Enver Paşa burada “Alman emperyalizminden ve Alman emperyalistlerinden, İngiliz emperyalizminden ve İngiliz emperyalistlerinden olduğu kadar çok nefret ettiğini ve onları lanetlediğini iddia etti. Enver’in iddialarına göre kendisi Sovyet Cumhuriyeti’nin ve Sovyet fikrinin bir dostuydu; devrimden yanaydı ve mazlum halkların çıkarları için savaşacaktı.

Ancak ne Kongreye katılanlar ne de Bolşevikler Enver’in bu iddialarına inanmadılar. Cemal’i idare etmek Enver’i idare etmekten daha kolaydı. Cemal, hiçbir zaman anti-Kemalist ihtirasları dikkate almamıştı. İngilizler komünistlerle savaşıyordu. Bunun yanında Rusya ve İngiltere arasında aktif bir düşmanlık durumu vardı. O dönemde Afganistan, İngiltere ile bağımsızlık mücadelesine girişmişti. Buna nedenle Moskova, Cemal Paşa’nın dikkatini Kabil’e yöneltti.

Kabil’de, Cemal hızla önemli bir saygınlık kazandı ve Amanullah Han’ın üzerinde oldukça etkiliydi. Afganistan’ın anayasası büyük ölçüde onun eseriydi. Aynı şekilde Afgan ordusunun örgütlenmesine de yardım etti.

Enver, Cemal’den çok daha fazla hayalperestti. Enver’in hayal gücü tüm Asya’yı kasıp kavurdu. Onun hırsı ve ihtirasları sınırsızdı… Moskova’da her zaman kısa boyunu gizlemek ve endanımı göstermek için normalden daha uzun siyah bir fes takıyordu. Bunun yanında ise sürekli olarak karısının Sultan’ın yakın akrabası olması ile övünüyordu.

Bolşevikler Enver’in askeri ve politik bir lider olarak yeteneklerini biliyorlardı. Ayrıca onun bir maceracı olduğunu da biliyorlardı. Ama Lombroso ateşli içgüdüler ile doğan bu iki adam birinin yangın çıkarıcı, diğerinin de ünlü bir itfaiye şefi olabileceğini düşünüyordu. Onların maceraperstlikleri maceraperestleri kıskandıracak boyutta olabilirdi. Enver şiddetli bir İngiliz karşıtıydı. İngiltere, Türk İmparatorluğu’nu yıkmış ve Türkiye’nin Arap bölgelerinin bir kısmını Türkiye’den koparmıştı. Ayrıca, İngiltere, I. Dünya Savaşında Türk ordusunun yenilgisinden büyük ölçüde sorumluluk sahibiydi. Dahası İngiltere “kelimelerin anlatmaya bile yetmediği Türk’ü” Avrupa dışına atmak istemişti.

Bolşevikler önce Enver ve Kemal’i uzlaştırma girişiminde bulundular. Fakat bu girişim başarısız oldu. Daha sonra Enver’i, Cemal’i kullandıkları gibi kullanabileceklerini düşündüler. Enver, Büyük Britanya’ya karşı yüzyıllardır devam eden Rus nefretine ve Kızıl Moskova ile emperyal Londra arasındaki yeni düşmanlık olanaklarına dayanarak, sempati kazanma ve destek alma beklentisiyle Sovyet başkentine gelmişti. Enver’in rüyalarının Bolşevik planlarına uyması halinde mükemmel bir ortaklık ortaya çıkabilirdi. Ama Enver’in faaliyetleri için tek alan, doğası gereği Enver gibi bir adam için çok dar olan Afganistan idi.

Enver’in zihin dünyası imparatorlukları kasıp kavuruyordu. Enver Timur’un krallığını yeniden diriltmenin hayallerini kuruyordu. Kendisini Çin Türkistan’ını, Rus Türkistan’ını, Kazakistan ve Afganistan’ı kucaklayan bir imparatorluğun yöneticisi olarak görüyordu. Büyük İskender gibi, Khyber Geçidi’nden Hindistan’a doğru yürüyecek ve İngiliz İmparatorluğu’na ölümcül bir darbe vuracaktı. Asya’nın Napolyon’u olacaktı.

Enver bu arzuları kalbinin derinliklerinde saklıydı. Bu duygular uzun süreden beri İngiliz karşıtlığı üzerine kurulmuş iken, bunlara daha sonra Sovyet topraklarındaki arzularıda eklendi. Enver, Pan-Turan İmparatorluğunun başarısının öncelikle Turan dünyasının merkezi olan Türkiye’nin fethedilmesine bağlı olduğunu hissetti. Bunun içinde ilk olarak Kemal Paşa’yı devirmek zorundadır.

Enver Moskova’da aylardan beri başıboş dolaşmaktan rahatsız olurken, Ruslar Kemal’le ilişkilerini sağlamlaştırıyorlardı. Enver Paşa, başlangıçta Rus-Türk ön müzakerelerinde aracı olarak hareket etmeye ve kendisini Türkiye’nin gerçek temsilcisi konumuna getirmeye çalıştı. Enver “Mustafa Kemal zayıftır. Ne Türkiye’de, ne de yurt dışında bilinir. Öte yandan, benim Türkiye ve Avrupa çapında bir itibarım var. Müslüman dünyasındaki her çocuk Enver Paşa’nın ismini biliyor.” diyecektir.

Bolşevikler muhtemelen Enver’e tam olarak güvenmedikleri için onu dinlemediler. Onlar  Kemalistlerin yanındaydı. Moskova ve Ankara her geçen gün daha fazla yakınlaşıyordu. 16 Mart 1921 tarihli Sovyet-Anadolu Antlaşması imzalandığında Enver, Kemal’in yerine Bolşevik yardımı ile kendini getirme şansının ortadan kalktığını anladı.

Bu nedenle 1921’in başlarında Kafkasya’ya gitmek istediğini açıkladı. Enver, Sovyet hükümetinin konuğu olarak Rusya’da bulunuyordu; bu yüzden de onun hareket özgürlüğünü kısıtlayamazlardı. Enver’e güney bölgelerde seyahat edebileceği sedan bir araba verildi. Ancak seyahate çıkmadan önce, Chicherin’e Türkiye’deki arkadaşlarıyla temas kurmayacağı veya Kemal’e karşı çalışmalar yapmayacağı konusunda kişisel bir söz verdi.

Enver’in destekçileri Türkler onunla tanışmak için Batum’a gelmişti. Enver Türk ordusunda, dini çevrelerde ve üst sınıfta hâlâ etkiliydi. Dini çevrelere göre Kemal, Pan-İslamcılığa ve Sultan-Halifeliğe bariz bir şekilde kaşıydı. Ruslarında haberdar olduğu, Kemal yönetimine karşı yapılacak darbenin planlandığı tam teşekküllü Enverist Kongre Batum’da gerçekleşti. Bu yüzden Kemal Bolşevikleri protesto etti. Toplantıdan kısa bir süre sonra Enver Türkiye’ye dönmeye çalıştığında, Sovyet makamları zor kullanarak onu gözaltına aldı.

Enver oldukça öfkelendi, intikam almaya yemin etti. Ancak bu öfkesine rağmen Ruslar ile dışa dönük dostane ilişkiler kurdu. Ruslar’a hemen Moskova’ya geri dönmek istemediğini, bunun yerine Kabil’den geri dönen Cemal Paşa ile buluşmak için Trans-Kafkasya’ya gideceğini söyledi. Aynı zamanda da Buhara’da ava çıkma isteğini Rus yetkililere bildirdi. Fakat ava çıkmak, Ruslardan kurtulmak için kendisinin uydurmuş olduğu bir bahaneydi. Enver Buhara şehrinde resmi olarak Sovyet temsilcilerine görünüyor olsada daha sonra aniden ortadan kayboldu.

Enver çok geçmeden Bolşevik yönetimine karşı Basmacılar önderliğinde çıkarılan Buhara’da ki ayaklanmanın liderliğini üstlendi. Genç Türklere ve Genç Afganlara oldukça benzeyen Genç Buharalılar Partisi, Dünya Savaşı’ndan önce ortaya çıktı. 1910’da ve daha sonra 1913’te, Orta Asya’daki Çar’ın temsilcisi olan yerel emire karşı Genç Buharalılar ayaklandılar. Göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaşan Rus karşıtı duyguları, Genç Buharalıları harekete geçirdi.

Örneğin Dünya Savaşı patlak verdiğinde, çatışmaların sonunda Çarlık yanlılarına ne olacağının göstergesi olarak Basmacılar Semerkant sokaklarında büyük bir boğa yaktılar. Daha sonra ise Kerensky iktidarı ele geçirdiğinde, zengin Buharalı tüccarlardan oluşan bir delegasyon emirliğin kaldırması için talepte bulundu. Miliukov böyle bir hamleye itiraz etti. Sonuç ise Genç Buharalılar arasında Bolşeviklere karşı sempati artışıydı.

Fakat İngiliz silahlı birliklerinin ülke dışına çıkarılması buna ek olarak ta Sibirya ve Türkistan’daki Beyazlar’ın yenilgisi Genç Buharalıları popüler olmayan emirle mücadeleye devam etmeleri için cesaretlendirdi. Eylül 1920’de üç gün süren bir devrim hiç beklenmedik bir anda alevlendi. Bu süreç ailesinide yanına alan Emir’i Afganistan’a kaçmaya zorladı. Emir o zamandan sonra Kabil’de Karakul koyunu postu ticareti yapmaya başlamıştır.

Bu ayaklanma feodal hanları ve emir yanlılarını memnun etmedi. Ayaklanmalar iç savaş boyunca Rusya ile temasın kesilmesinden kaynaklı ekonomik sıkıntı çeken köylülerin canlarından bezdirebilirdi. Çünkü ticari olarak Buhara ekmek için Rusya’ya, Rusya’da pamuk için Buhara’ya bağımlı idi. Köylüler aynı şekilde din karşıtılıklarından dolayı Bolşeviklerden de memnun değillerdi. Genel olarak, gelişen hareket yeni düzene karşı örgütlü bir protesto olarak düşünülebilirdi.

Bu süreçle birlikte Enver Paşa isyancıların veya Basmacıların başına geçti ve Bolşeviklere karşı olan savaşını başlattı. Enver Paşa Basmacılara Pan-Turan ideolojisini enfekte etmeye çalıştı. Buna ek olarak, Afganistan tarafından Buhara’nın ilhak edilmesine karşı çıkmamaları için saray halkının sempatisini kazanmaya çalıştı. Bunun için Kabil’e elçiler gönderdi. Daha sonra bir ordu harekete geçirdi ve kendi harika yeteneklerini hayatı boyunca arzu ettiği şeyi gerçekleştirmeye yoğunlaştırdı. Enver’in İngilizlerden para ve silah aldığı söyleniyor. Fakat bu suçlamalar oldukça şüpheli olup, Basmacılar kesinlikle önceden Turkistanda operasyon gerçekleştiren ajanlardan elde ettikleri İngiliz tüfekleri ve mühimmatı ile donatılmıştı. Enver, hakeza, Buhara’daki Afgan Bakan ve bin Afgan gönüllünün desteğinden yararlanıyordu.

Enver Buhara’da yaklaşık bir yıl geçirdi. Fakat onun hareketi beklenenden az ses getirdi. Merkez Rusya ile coğrafi bağlantıların yeniden kurulması, Basmacıların ana şikayetlerini ortadan kalkıyor olduğunun göstergesidir. Ayrıca Pan-Turancılıkta burada kök salamamıştı.

Enver, Alman okulunun bir generali ve modern askeri taktiklerin ustasıydı. Fakat Buhara dağlarındaki stratejisi, onu yok etmek için gönderilen Kızıl Kuvvetlerin konumunu sürekli olarak iyileştiriyordu.

Enver, 14 Haziran 1922 gecesi, İskender ve Romalıların yüzyıllar önce üzerinde yürüdüğü Derbent bölgesinde bir saldırı gerçekleştirdi. Bolşevikleri komuta eden General Kakurin, Enver’in üç binden fazla askeri olmadığını ve sadece küçük toplara sahip olduğunu tahmin ediyordu. Fakat Sovyet bölüğü sekiz bin kişiden oluşuyordu. Bunun yanında ise Kakurin kendilerinin sahip olduğu üstün topçu ve eğitimli süvarileri bir avantaja dönüştürülebileceğini düşünüyordu. Kakurin’in tahmini gerçekleşti ve Enver mağlup oldu.

Kakurin hızla Enver’in parçalanmış birliklerini dağların derinliklerine sürdü. Çok geçmeden, Türk lider güneye yönelerek rotasını Afgan sınırına doğru çevirdi. Kızıl Ordu, isyancı Basmacıları bulmak için küçük gruplar halinde dar geçitlerde devriye geziyordu.

Bu devriyelerden birinde yaklaşık yüz süvariden oluşan bir tim 4 Ağustos 1922’de dar bir geçide girdi. Önlerinde bir daire şeklinde yere oturmuş oldukça kalabalık bir Buharalılar grubunu gördüler. Buharalılar Kızılları fark edince hemen çatışma patlak verdi ve saldırganlar geri püskürtüldüler. Ancak, iki yoldaş tarafından desteklenen bir topçu, alçak bir tepenin üstüne taşıdığı tek parça hafif mühimmatlı top ile Basmacıları alanda tuttu. Bu arada, dağdan yankılanan ateş seslerini fark eden başka bir Kızıl Ordu birliği dört nala sürdükleri atları ile sahneye girdiler. Buharalılar ve Ruslar arasında Aslan Yürekli Kral Richard’ın ve Ortaçağ Şövalyeleri’nin düellolarına benzeyen bir savaş meydana geldi. Savaşçılar birbirlerini palalar ve kılıçlarla parçaladılar. Hayatları pahasına bu kayalık alanda mücadele ettiler. Sonunda, mücadeleden sağ kurtulmayı başarabilen Basmacılar, ölülerini bile geride bırakarak savaş alanını terk ettiler.

Kızıl askerler cesetleri inceledikleri zaman, bütün Basmacı hanlarının çok zengin renkli Buhara cüppeleri giydiklerini ve tipik Orta Asya takkeleri taktıklarını gördüler. Fakat diğerlerinden farklı olarak bir tanesinin üzerinde uzun askeri botlar, pantolon ve düğmeleri sıkıca bağlanmış mavi bir ceket, parmağında değerli bir mühür yüzüğü vardı. Gazetelerini incelediler. Yanında Berlin’den gelen ve bir kadının elinden kaleme alınmış üç mektup, bir not defteri ve içerisinde Türkçe emirler yazan kağıt parçaları vardı. Ölen adam Enver Paşa idi.

Eşyaları Taşkent’e götürüldü, fotoğraflandı ve askeri müzeye verildi. Bedeni ise, uzak bir dağ geçidinde, işaretsiz ve şimdi bilinmeyen bir mezarda gömülü bulundu. Kafasının kesildiği ve Semerkant sokaklarında taşındığı iddiası da Enver’in romantik kariyerinin son dönemindeki birçok başka asılsız haber gibi doğru değildir.

Daha sonra elde edilen bilgilere göre, Sovyet devriyesinin farkettiği dar geçitte gerçekleştirilen bu konferans, en ileri gelen Basmachi hanları ve şeyhlerinin bir buluşmasıydı. Enver, mücadeleyi bırakıp Afganistan’da inzivaya çekilmeye karar vermişti, ama sonsuza dek değildi. Bu toplantı Enver’in komutayı devretmeyi teklif ettiği savaşçı liderlerle yaptığı veda görüşmesiydi ve Afgan sınırından sadece seksen kilometre uzaklıkta bulunan Baldjhan’ın yakınında gerçekleşmişti.

LOUIS FISCHER, (1896, Philadelphia) ABD’li Yahudi asıllı gazeteci. Bir dönem Sovyetler Birliği’nde bulunmuştur. SSCB, Lenin üzerine çalışmaları bulunmaktadır.

*Bu makalenin orijinalinin künyesi şu şekildedir: The Virginia Quarterly Review, Vol. 6, No. 2 (APRIL 1930), pp. 232-239. Yunus Badem’in önerisi ile makale dilimize Ebuzer Demirci tarafından kazandırılmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Linda Barbara

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Vestibulum imperdiet massa at dignissim gravida. Vivamus vestibulum odio eget eros accumsan, ut dignissim sapien gravida. Vivamus eu sem vitae dui.

Recent posts

Amerika’nın Kuruluşunda İslam’ın Etkisi

  Amerika Birleşik Devletleri’ne köle olarak getirilmiş, okuma yazma bilen Afrikalı bir Müslüman'a ait 1830'lardan kalma el yazması anılar ABD Kongre Kütüphanesi tarafından satın alınıp...

Türkiye Notları dergisi ‘Birinci Meclis’ başlıklı 10. sayısı ile okuyucu ile buluşuyor.

Dergimizin bu sayısında, Birinci Meclis’in Ankara’da toplanmasının 100. yılı anısına sadece bu Meclise odaklanan makalelerden oluşan bir dosya hazırladık. Bu çerçevede Prof. Dr. Ahmet...

1920-1923 Yılları Arasında Meclis Zabıtlarında Türk, Türklük, Türkçülük

İstanbul’daki meclisin dağılmasından sonra Mustafa Kemal seçim çağrısı yaparak milletvekillerini Ankara’da toplamış 23 Nisan 1920’de meclis açılmıştır. Bu yıl içinde Ankara Hükümeti Yunan, Ermeni,...

Hamdullah Suphi Tanrıöver’in Milli Mücadeledeki Faaliyetleri

         Hamdullah Suphi Tanrıöver(1885-1966) soylu bir aileden gelmiştir. Dedesi, ilk Maarif Nazırı Abdurrahman Sami Paşa’dır. Babası Kocaemioğlu Suphi Paşa’dır. Maliye, Nafia, Evkaf ve Maarif...

Üç Umur Bugay

Türk toplumu 1950’li yıllardan itibaren oldukça dinamik bir süreç içerisinde gözükmektedir. Bu dinamizmi yaratan en önemli kaynağın köyden kente göç olduğu söylenebilir. Yeterli istihdam...

Recent comments