Ana Sayfa 2. Sayı ‘Millî Mücadelede İttihatçılık’

‘Millî Mücadelede İttihatçılık’

Author

Date

Category

Cumhuriyet dönemi tarih yazımında, 1918’den sonrası büyük oranda Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk’unda anlattığı şekilde işlenir. Bernard Lewis ve Niyazi Berkes gibi Türk Modernleşmesi alanında kült eser sahibi isimlerin metinlerinde bile bu husus hemen göze çarpar. Birçok yabancı dil de bilmelerinden dolayı, Kurtuluş Savaşı dönemine kadarki süreci birçok farklı dildeki kaynaklara referansla ele alan bu isimlerde 1918 sonrasındaki gelişmelerde Nutuk anlatımı baskındır. Görece daha genç bir Türkolog olan Hollandalı tarihçi Eric Jan Zürcher büyük oranda ‘ortodoks Kemalist tarih yazımı’ dediği bu geleneğin dışında konumlandırır kendisini. Ona göre, cumhuriyet dönemi tarih yazımı büyük oranda Nutuk merkezli olduğu içindir ki, Millî Mücadeledeki İttihatçıların rolü sıklıkla göz ardı edilir. Bu minvaldeki tezlerini de özellikle Millî Mücadelede İttihatçılık kitabında ayrıntılı olarak ele alır.

Zürcher’in tarihçiliğinde hem Osmanlı geçmişine yabancılığı hem de özellikle arşivlere girmemesi/ulaşamaması yönünden eleştirilen noktalar vardır. Bu yüzden yukardaki kitabını, Zürcher, büyük oranda anı ve biyografiler üzerinden şekillendirdiğini belirtmektedir. Ancak Zürcher’in metodolojisi ve tezlerinin sağlam olup olmadığı da önemli olmak birlikte, esas olarak Onun metinlerinin (ve dolayısıyla da Zürcher isminin) Türkiye’de popülerleştiği ve tartışıldığı zaman dilimi de çok önemlidir. Zira Zürcher 1980’lerden itibaren temel kitaplarını yazmasına karşın, ‘90’lardan itibaren Türk yayın dünyası büyük bir iştiyakla onun metinlerini çevirmiştir. Özellikle de B. Lewis ve Faroz Ahmad ikilisinin Kemalizme yakın tezlerine karşın Zürcher’in Kemalizm’e eleştirel tezleri, onun anti-Kemalizm’in yıldızlaştırıldığı ‘90’lar Türkiye’sinde popüler olmasının temel sebebidir. Zürcher’in kitaplarını çeviren sol çevrelerin Kemalzim’e yaklaşımında 90’lardan epeyce bir farklılaşma söz konusu olduğu için Zürcher sol çevrelerde nispeten gözden düşmüşse de O hâlâ Türkiye’deki anti-Kemalist tarihçiliğin gözde isimlerinden biridir. Zürcher’in anti-Kemalizm eleştirisi daha çok ittihatçıların Millî Mücadelede oynadığı rol ve bu rolün Mustafa Kemal başta olmak üzere Kemalist elitler tarafından yok sayılması üzerinedir.

Zürcher’in özellikle gündeme getirilmesi ve anti-Kemalist hesapların ittihatçılar üzerinden yürütülmesinin ötesinde, İttihatçıların ve İttihatçılığın Millî Mücadeledeki rolüne daha doğrusu yerine ilişkin bazı tespitler yapılması gerekmektedir. Ancak bu yapılırken Mustafa Kemal yerine bir başkasını, söz gelimi Kazım Karabekir’i, yıldızlaştırmaya ve Mustafa Kemal’in ‘Samsun’a çıkıp her şeyi başlattım ve bitirdim’ tezine nazire olarak ‘Kazım Karabekir Trabzon’a çıktı ve Millî Mücadele’yi başlattı’ şeklinde bir tez üretmeye çalışmak aynı madalyonun iki yüzüdür. Süreci ve aktörleri sağlıklı bir şekilde kavramaktan ziyade bir kişi kültüne karşı diğer bir kişinin kültünü yaratmaktan öte bir işe de yaramayacaktır.

Her şeyden önce, Millî Mücadele’nin tabandan gelişen bir halk hareketi mi olduğu yoksa tavandan örgütlenen bir hareket mi olduğunun tespit edilmesi gerekir. Bu ikisi birbirini tamamen dışlayan argümanlar değildir ve fakat bir başlangıç noktasının kabulü de şart. Millî Mücadele, bize göre, büyük oranda Osmanlı Ordusu’nun savaşta terhis edilmeyen son ‘kalıntıları’ tarafından örgütlenmiştir. Aydın ve bürokratik kadronun da kısmen desteği sağlanmış olmakla beraber, esas olarak subaylar tarafından organize edilen bir hareket söz konusudur. Hatta Doğan Avcıoğlu, bazı ileri gelen zengin eşrafın mücadelede kısmî başarılar sağlanana kadar subaylara destek vermediğini iddia eder. Bu salt ahlâkî bir tercih meselesi olarak değil, teknik ve askerî gerekçelerle de böyle olmak zorunda idi. Zira bir mücadele başlatmak için gerekli silah, mühimmat, askerî iletişim araçları gibi malzemeler Anadolu’da yetersizdir. Sadece başındaki komutanların terhis etmediği, Doğu’daki 9. Kolordu Komutanlığı derli toplu askerî birlik idi. Bu da büyük oranda Rusların savaştan çekilmesi sonucu Kafkas Cephesi’nin fiilinin düşmansız kalmasıyla ayakta kalabilmişti. Ayrıca uzun süreli savaşlardan ve yenilgilerden maddi ve manevi bir çöküş içerisindeki bir halktı Anadolu halkı ve bu halkın bazı ön girişimlere ihtiyacı vardı.

Anadolu’da böyle ön girişimleri başlatabilecek yegâne ağ İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC)’nin elinde vardı. Her ne kadar İTC liderleri savaştan sonra yurt dışına çıksalar da hem partinin birçok üyesi ve şubesi vardı hem de subaylar içerisindeki en güçlü yapıydı. İzmir’in işgali sonrası gösterilen tepkiler Millî Mücadele’nin başlangıcı sayılır. Fakat İzmir’deki gösterileri vs. organize eden kişilerden birisi İTC’nin İzmir Şubesi katib-i umumisi Celal Bayar’dır. Celal Bayar da hayatının sonuna kadar ittihatçı kalmış olmak olmakla nam salan bir isimdir. Bunun gibi Bursa, Trabzon ve Edirne gibi yerler başta olmak üzere İTC’nin önemli adamlarının olduğu yerlerde temel kıpırdanışları görmek mümkündür. İzmir ve Trabzon vilayetlerinin İTC geçmişli üyeleri daha sonra I. TBMM ve II. TBMM’nin hem önemli isimleri hem de Meclis’te mebus öldürmek gibi eksantrik işlerin içerisine giren figürler olacaktır.

İTC’nin Millî Mücadele’deki diğer temel bir icraatı da İstanbul’dan Anadolu’ya mühimmat sevkiyatı yapmak ve İstanbul’un işgali sonrası tutuklanmaya başlayan mebus ve subayları Anadolu’ya kaçırmaktır. Özellikle Kara Kemal ve Kara Vasıf gibi isimler önderliğinde kurulan Karakol Cemiyeti bu minvalde çokça tartışılır. Ancak Cemiyetin faaliyetlerine dair bilgiler son derece kısıtlıdır çünkü Cemiyete ilişkin elle tutulur pek vesika yoktur. Cemiyetin Kara Kemal, Kara Vasıf gibi liderlerinin hem hatıratları vs. yok hem de 1926 İzmir Suikastı Davası’nda bu isimler tasfiye edilmiştir. İzmir Suikastı Davasında Dr. Nazım, Cavit Bey gibi ileri gelen İttihatçılar idam edilirken Kara Kemal intihar etmiş, Kara Vasıf da yargılanıp beraat etmiş ancak 1931 yılında şaibeli bir şekilde ölmüştür. Dolayısıyla Karakol Cemiyeti’nin faaliyetlerini değerlendirirken bu kapalılığı göz önünde tutmak gerekir. Söz gelimi, Zürcher, Millî Mücadelede İttihatçılık kitabında nerdeyse ulusal direnişin çok büyük oranda, en azından başlangıç aşamasında, Karakol Cemiyeti tarafından organize edildiğini iddia eder. Açıkçası Zürcher’in Cemiyetin rolünü abartma ihtimali üzerinde durmakta fayda var. Çünkü Mustafa Kemal’i İTC içerisinde çok pasif bir figür olarak takdim ettiği için ve Enver Paşa’nın direniş başlarken doğrudan dahlinin olmadığını göz önünde tutarak Cemiyete bu kadar merkezî bir rol vermiş olabilir. Ancak yine de Karakol Cemiyetinin bizzat Mustafa Kemal tarafından kaldırılana kadar İstanbul çevresinde epey faaliyette bulunduğu anlaşılıyor. Cemiyetten başka Kuşçubaşı Eşref gibi, Teşkilat-ı Mahsusa üyelerinin silah temini konusunda önemli işler yaptığını söylemekte fayda var. Özellikle Eşref’in Salihli’deki çiftliğinde önemli silah depolarının olduğu kayıtlarda geçer. Belki de Eşref, Kara Kemal gibi isimlerin bu denli etkili olmasındandır ki, Eşref 150’likler listesine eklenip Türkiye’den uzaklaştırılmış ve Kara Kemal gibi etkili ittihatçılar da İzmir Suikastı Davası’nda tasfiye edilmişlerdir.

Ancak burada bir parantez açmak istiyorum. Karakol Cemiyetinden ilk bahsedenlerden birisi Kemal Tahir’dir ve Kurt Kanunu’nda Kemal Tahir hem Karakol Cemiyetinden söz eder hem de Cemiyetin lideri olarak gösterdiği Kara Kemal’i bir filozof gibi konuşturur. Hem de sosyalizme yakın bir isimdir Kurt Kanunu’ndaki Kara Kemal. O dönem Kemal Tahir’in metinlerini okuyan ve Tek Parti Dönemi çalışan Mete Tunçay gibi isimler Kemal Tahir’i sert bir şekilde eleştirirler. Hatta Tunçay’ın Kemal Tahir’e, mealen, “Yazdıklarınızın hiçbir tarihsel hakikat değeri yok, olsa olsa erotik bir değeri olabilir ve eserlerinizi toplatmak gerekir” dediği aktarılır. Ancak işin ilginç tarafı, Kemal Tahir’in roman diliyle ve bir roman kahramanının ağzından söylettirdiği birçok husus daha sonra hem Mete Tunçay hem de özellikle Zürcher tarafından önemli iddialar şeklinde ele alınmıştır. Zürcher’in Millî Mücadelede İttihatçılık kitabında dile getirdiği tezlerinin özetini ve romansı bir dildeki belli başlı temalarını Kurt Kanunu’nda bulmak mümkündür. Üstelik ittihatçılıktaki bezginlik ve yılgınlığı atma girişimlerine örnek olarak Kemal Tahir’in Yorgun Savaşçı romanına atıf yapan Zürcher olumlu ya da olumsuz anlamda Kurt Kanunu’ndan tek bir kelime bile söz etmez. Kemal Tahir’e hakaret boyutunda eleştiriler yöneltenler ise yıllar sonra Zürcher’i yıldızlaştıracaklardır. Parantezi kapatabiliriz.

İttihatçıların Millî Mücadeledeki rolüne ilişkim belki değinmemiz gereken son husus Enver Paşa’nın faaliyetleridir. Enver Paşa hem kendi de istediği için hem de muhipleri tarafından desteklendiği için Anadolu’ya geçip Millî Mücadele’ye katılmak, muhtemelen de liderlik etmek, istemiş ancak bu girişimleri bizzat Mustafa Kemal tarafından engellenmiştir. Özellikle de Sakarya Meydan Muharebesi’nin kazanılması Enver Paşa’nın Anadolu’ya girme planlarını tamamen bitirmiştir. Enver Paşa’ya yakın isimler arasında Mustafa Kemal’in de çok yakınında olan ve daha sonra Ankara İstiklâl Mahkemesi Başkanı olarak görev yapan Kel Ali (Çetinkaya) de vardır. İttihatçıların özellikle Yahya Kâhya gibi Trabzonlu isimleri Enver Paşa’nın Anadolu’ya girmesi için çok uğraşmışlar ancak Enver Paşa tüm girişimlere rağmen Anadolu’ya girememiştir. Enver Paşa’nın Anadolu’daki muhipleri de daha sonra Millî Mücadele’nin önde gelen isimlerinden olmuştur.

Toparlamak gerekirse, İttihatçıların Millî Mücadeledeki rollerini değerlendirirken rövanşist bir tutumdan kaçınmak gerekir. Anti-Kemalizm uğruna Mustafa Kemal dışında herhangi bir ismi kült haline getirmeye çalışmanın hiç tutar tarafı yok. Bunun yanında Millî Mücadele’yi de Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışıyla gerçekleşen mucizevî bir teşebbüs olarak göstermeye çalışmanın bir anlamı yok. Şüphesiz Millî Mücadele takdire şayan bir direniş ve kurtuluştur ancak bunu tek bir kişiye ya da Cemiyete mâl etmeye çalışmak tarihsel gerçekliklerin mutlak surette bir tarafından çarpıtılmasını icbar eder. Kaldı ki, Mustafa Kemal’in Samsun’a geçtiği 19 Mayıs 1919 bir direniş başlatmak için epeyce de geç bir tarihtir. Ancak Mustafa Kemal karşıtlığı üzerinden de bir başka hikâye yazmaya gerek yok. İttihatçıların rolü için de aynı şeyin geçerli olduğunu düşünüyorum; İttihatçılar o dönem ancak İTC’nin sunabileceği çok kıymetli kadrolar, silahlar ve mühimmatı Anadolu direnişinin hizmetine sunmuştur. İttihatçılar içerisinden Mustafa Kemal liderliğini kabul eden ve ona itaat eden isimler Cumhuriyetin kuruluşunun mimarlarından olurken, onun liderliğini sorgulayan ya da sorgulaması muhtemel olarak görülen kişiler ise çeşitli vesilelerle tasfiye edilmiştir. Yoksa Celal Bayar ittihatçı kimliğiyle tasfiye edilenlerden hiç de daha az bir ittihatçı değildir. Ancak diğerlerine nazaran, O, Cumhuriyetin kurucu lideri ve kadrolarıyla anlaşabildiği için tasfiye edilmeyip Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı da dahil birçok pozisyona gelebilmiştir. Kemalizm’e yaklaşımlara göre, İttihatçıların durumuna ilişkin değerlendirmeler yapılması da meseleyi problemli kılan unsurlardan biridir. Zürcher’in metinleri ve popülaritesi ile AK Parti ile MHP ittifakını da ‘Ebed-Müddet İttihatçılık’ın bir devamı olarak gören Tanıl Bora’nın yaklaşımında da problemli olan taraf bu İttihatçılık yaklaşımlarına gösterilen ilgideki dönemsel farklılaşmadır.

Yunus Şahbaz, (1991, Yozgat) Siyasal Bilgiler Fakültesi-Mülkiye, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Halen Kırıkkale Üniversitesi’nde doktora çalışmalarına devam etmekte olup, aynı üniversitenin Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde araştırma görevlisidir.

Önceki İçerikCavit Bey
Sonraki İçerikİçinden Yahya Kemal Geçen Üç Soru

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Linda Barbara

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Vestibulum imperdiet massa at dignissim gravida. Vivamus vestibulum odio eget eros accumsan, ut dignissim sapien gravida. Vivamus eu sem vitae dui.

Recent posts

Amerika’nın Kuruluşunda İslam’ın Etkisi

  Amerika Birleşik Devletleri’ne köle olarak getirilmiş, okuma yazma bilen Afrikalı bir Müslüman'a ait 1830'lardan kalma el yazması anılar ABD Kongre Kütüphanesi tarafından satın alınıp...

Türkiye Notları dergisi ‘Birinci Meclis’ başlıklı 10. sayısı ile okuyucu ile buluşuyor.

Dergimizin bu sayısında, Birinci Meclis’in Ankara’da toplanmasının 100. yılı anısına sadece bu Meclise odaklanan makalelerden oluşan bir dosya hazırladık. Bu çerçevede Prof. Dr. Ahmet...

1920-1923 Yılları Arasında Meclis Zabıtlarında Türk, Türklük, Türkçülük

İstanbul’daki meclisin dağılmasından sonra Mustafa Kemal seçim çağrısı yaparak milletvekillerini Ankara’da toplamış 23 Nisan 1920’de meclis açılmıştır. Bu yıl içinde Ankara Hükümeti Yunan, Ermeni,...

Hamdullah Suphi Tanrıöver’in Milli Mücadeledeki Faaliyetleri

         Hamdullah Suphi Tanrıöver(1885-1966) soylu bir aileden gelmiştir. Dedesi, ilk Maarif Nazırı Abdurrahman Sami Paşa’dır. Babası Kocaemioğlu Suphi Paşa’dır. Maliye, Nafia, Evkaf ve Maarif...

Üç Umur Bugay

Türk toplumu 1950’li yıllardan itibaren oldukça dinamik bir süreç içerisinde gözükmektedir. Bu dinamizmi yaratan en önemli kaynağın köyden kente göç olduğu söylenebilir. Yeterli istihdam...

Recent comments