Uygarlık Anlatı/sı

0
63

Mimarlık Tarihi, Sanat Tarihi, Uygarlık Tarihi gibi pek çok disiplin farklı açılardan ele almış olsa bile nihayetinde kentlerden ‘uygarlığın en görkemli ürünü’ olarak övgü ile bahsederler. Bunu yadırgamıyorum elbette, zira ilk kentler teknik, estetik, abidevîlik gibi ölçütler esas alındığında gerçekten övgü ile anılmayı hak ediyorlar. Şimdi lütfen söyler misiniz, hangimiz Mezopotamya ya da Grek antik kentlerinin güzelliği karşısında etkilenmemiştir? Hangimiz Anadolu’da Efes, Aspendos ve Perge gibi kentlerin yıkık dökük harabeleri karşısında bile büyülenmemiştir? Hangimiz ihtişamlı başkent Roma’ya hayran kalmamıştır? Kabul edilmelidir ki kent insan eli ile biçimlenmiş en güzel sanat eseri, en görkemli uygarlık ürünüdür.

Ancaaak…

Ancak ben bu övgü ve hayranlık bahsini şimdilik bir kenara bırakarak siz okurlara bazı sorular yöneltmek istiyorum; İlk kent/uygarlık nasıl ve kimler tarafından kuruldu? İhtiyaç var mıydı? Kentte süreç nasıl işliyordu? Kimler çalışıyor, kimler keyif sürüyordu? Kimler işkence görüyor, kimler kahkaha ile gülüyordu?

Doğrusunu söylemek gerekirse son bir yüz yılda on binlerce uzman; arkeoloji, antropoloji, etimoloji, etnoloji, mitoloji, paleografi, hidroloji, klimatoloji, biyoloji, patoloji, genetik gibi yüzlerce farklı sahada öyle araştırmalar yaptılar, öyle kitaplar yayınladılar ki kent/uygarlıklar hakkında bilinmedik bir şey bırakmadılar. Artık nerede bir uygarlık varsa, adını, yerini, yurdunu, yazısını, sanatını, gelmişini, geçmişini biliyoruz. Peki bilmediğimiz ya da söylenmedik bir şey kaldı mı? Mesela uygarlığın temel figürünü biliyor muyuz? Mekanizmalarını? Kimin işine yaradığını? Parazit ne demek? Kölelik nasıl ortaya çıktı? Savaşlar olmadan uygarlıklar ayakta kalabilir mi?

Açıkçası bilimadamları bilim dışı niteledikleri bu tür sorulara cevap vermiyorlar. Kent/uygarlık konusunda ikazları olan kutsal kitaplar ise yine aynı nedenle dikkate alınmıyor. Tarih/yazımı deseniz bilinen en sübjektif alan, hadiseler insandan insana, kültürden kültüre, toplumdan topluma farklı yorumlanabiliyor. Birinin kazancı diğeri için kayıp, Amerikalılar için atom bombası ‘bilimsel başarı’ Japonlar için ‘ölüm’ demek. 1453, bizim için ‘fetih’ tarihi, Katolik Avrupa için ‘uğursuz’ bir tarih.

Gel de çık işin içinden…

Bugün yaygın iletişim vasıtaları sayesinde yakın tarihî olayları bile kısmen bilebiliyoruz. Kısmen diyorum, zira burada da yapıp ettikleri öğrenilirse meşruiyetini kaybedecek liderlerin ‘resmî tarihçilik’ yöntemi devreye giriyor ya da haber ajanslarının ‘filtreleme’ ve ‘algı operasyonları’ karşımıza çıkıyor. Güç merkezleri öğrenilmesini istemediği gerçeklerin üzerini bir şekilde örtmeyi başarıyor. Şimdi yakın ve güncel hâdiseleri öğrenme hususunda bile önümüzde bunca mâni varken, pek az iz ve vesikanın elimize ulaştığı ve onların da çarpıtılarak aktarıldığı ilk uygarlıklar hakkında gerçekleri nasıl öğreneceğiz? Bu kitabın üstünde durduğu temel soru bu. Açıkçası ben buna imkân olmadığını düşünenlerdenim. Zira bizi aydınlatacak ‘yazı’ ve ‘tarih yazımı’ yazının ortaya çıktığı ilk andan itibaren ruhbanlık ve kraliyet gibi iki kurumun tekelinde olmuştur, bu da doğal olarak ilk uygarlıklar hakkında gerçekleri öğrenmeyi imkânsız hale getirmektedir. Şimdi siz bir kralın işlediği bir cinayeti kayıt altına aldırmış olabileceğini düşünebilir misiniz, ya da komşu bir devlete açtığı savaşın gerçek nedenini yazdırmış olabileceğini? Sizce yaptığı katliamları arşivleyecek kadar dürüst (ahmak mı demeliydim) bir hükümdar var mıdır/olabilir mi? Takdir edersiniz ki böyle vesikalar olmadığına daha doğrusu olamayacağına göre geriye başarılarla dolu bir uygarlık anlatımından başka bir şey kalmamaktadır. Uygarlık tarihinin çarpıtılmış olaylar, yalan yanlış bilgiler kadar yazılmamış pek çok yüz kızartıcı suçlarla dolu olduğunu tahmin etmek hiç zor değil.

-Her türlü istifadeye elverişli bu icat (yazı) kısa sürede kralların da dikkatini çekti ve krallar sarayda çok sayıda kâtip/yazıcı istihdam ettiler.

Her şeye rağmen az sayıda pervasız bilim adamı sayesinde bazı gerçeklerden haberdar olabildik. Ancak karşımızda uygarlığın barbarlığına değil başarılarına odaklanmış devasa sistematik bir yapı var, bu yüzden kütüphanelerin uygarlığın başarılarını anlatan kitaplarla dolu olduğuna şaşırmamak gerekiyor.

Oysa gerçek şu ki, kent/uygarlıklar emperyalizm sayesinde kurulmuşlardır. Başlangıçta angarya ve kölelik gibi emek sömürüleri olmasaydı ne ilk devirlerdeki kale, sur, tapınak ve saraylar yapılabilir ne sonraki devirlerdeki arena, amfi tiyatro, stat gibi devasa ölçeklerde anıtsal binalar inşa edilebilirdi.

Hiç kuşkusuz uygarlıklar varlıklarını emperyalizme borçludurlar. Hiçbir uygarlık insan, emek ve doğa sömürüsü olmaksızın ortaya çıkamazdı.

“Sanatın ve yüksek kültürün, varlıklarını, toplumun alt tabakalarını oluşturan yüz milyonlarca insanın alın teri sonucunda elde edilen artı-değere borçlu oluşlarının bir alegorisi gibi de okuyabilirsiniz” diyen Bertan Rona da “Hiçbir uygarlık ürünü yoktur ki aynı zamanda bir barbarlık belgesi olmasın” diyen Alman sanat eleştirmeni Walter Benjamin de bu yalın gerçeğe işaret ediyorlar.

Her şeye rağmen kent/uygarlıklar varoluş biçimlerini gayet ustalıkla gizlediler. Uygarlık tarihi eğer egemenler tarafından değil, mesela Keops Piramidi inşaatında çalışan on binlerce köleden biri tarafından ya da Roma’da Coloseum’a taş taşıyarak ömrünü tüketmiş bir köle tarafından yazılmış olsaydı herhalde acı, kan ve gözyaşından başka bir şey olmayacaktı.

Ben işte bu yazı serisinde uygarlığın, hiç yazılmayan ya da hiç dile getirilmeyen hadi daha insafla söyleyeyim, çok az sayıda kitabın o da ancak dipnotlarında yer bulabilen barbarlıklarını ortaya sermeye ve uygarlık uğruna hayatları karartılan mazlumların kimseye duyuramadığı o çığlıkları bir nebze olsun duyurmaya çalışacağım. Ta ki bir kısım iyi niyetli saf insanlar uygarlığın insanlığın hayrına kurulduğunu, güle oynaya başarıldığını zannetmesin.

Şimdi sözlerimi toparlıyorum;

Bize göre bir şeyin meşru olabilmesi için hem kendisi (vakıa/olgu) hem yöntemi (vuku/oluş) meşru olmalıdır. Mesela alın teriyle kazanılmış zenginlik meşru, kumarda kazanılmış zenginlik gayr-ı meşrudur, ancak nasıl kazanıldıysa kazanılsın bu parayla asla banka(faiz) kurulamaz, asla kumarhane açılamaz. Zira bunların günah ve/ya gayr- meşru olduğu herkes tarafından ittifakla kabul edilmektedir. Görüldüğü gibi bir şeyin bazen kendisi bazen yöntemi bazen de her ikisi meşru ya da gayr-ı meşru olabiliyor, bu yüzden bir konu (meselâ uygarlık) hakkında konuşurken ya da yazarken bütün bu hususları birlikte değerlendirmek durumundayız.

Şimdi açıkça söylüyorum; kent/uygarlıklar kimseye zulmetmeden hakkaniyetli ve adil bir şekilde kurulduysa meşru; zulüm ve sömürü ile kurulduysa gayrimeşrudur. Velev ki böyle bir uygarlık herkesin takdir ve beğenisini kazanmış olsun hüküm yine değişmez. Tarihte böyle bir uygarlık var mı (olmuş mudur) diye sorarsanız ben olmadığını hatta olamayacağını düşünenlerdenim.

Ancak her şeye rağmen meşru yöntemlerle bir uygarlık kurma yolunda insanlığın önü kapalı değil; onu engelleyen, kısıtlayan hususi bir dinî emir de yok. Lakin kutsal kitaplar tek bir şart öne sürüyor; ‘zulmetmeyeceksin.’ Yani, komşuna haksız yere savaş açmayacaksın, suçsuz hiç kimseyi öldürmeyeceksin, zayıfları köleleştirmeyeceksin, insanların emeğini sömürmeyeceksin, tabiata zarar vermeyeceksin. Bir şart da ben ilâve ediyorum; toprağı, tohumu, havayı, denizi kirletmeyeceksin. Şimdi biz bu şartları yerine getiren bir uygarlığı niçin kabul etmeyelim?

Son olarak şu hakikati söylemek boynumuzun borcu olsun; İnsanoğlunun yeryüzünde en yüce/yüksek gayesi kent/uygarlık kurmak değil, öncelikle kimseye zulmetmemek, merhameti ve adaleti tesis etmeye çalışmaktır.  Adaletin bize vereceği ile yetinmemiz, bizi sınırladığı yerde durmamız gerekiyor.

Semih Akşener, (1964, İnegöl) İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Fakültesi’nden mezun oldu. Halen özel bir üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Kendini Bilen İnsan (2004), Apartmana-Betona Hayır (2008), Milyonluk Manzara (kollektif-2013), Mutlu Ev (2017) adlı dört kitabı vardır.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here