Ana Sayfa 4. Sayı Avm’de Bir Öğle Vakti

Avm’de Bir Öğle Vakti

Author

Date

Category

Çürüyen bir kavak ağacının devrilme sürecini kapsayan bir buçuk saatlik zaman dilimini kurgularken; kentin zaman, mekân ve insan ilişkilerini de yansıtan ve Sevgi Soysal tarafından 1973 yılında kaleme alınmış olan Yenişehir’de Bir Öğle Vakti romanı bu yazının başlığına bir parça ilham oldu. Romanda, 1970’lerin Ankara’sı ve kentsel yaşantının modernleşmesi eleştirel bir yaklaşımla ve gerçekçi bir dil kullanılarak anlatılır. Romanda devrildi devrilecek diye betimlenen kavak ağacı metaforu esasen bir sistem eleştirisidir. İçten çürümüş kimin üzerine devrileceği henüz belli olmayan bir tehlikeyi ifade eder. Günümüz Ankara’sının bir nevi gündelik hayatına temas eden konular ele alınacağından bu yazı için de bir metafor aranmadı değil ancak Ankara’da o yıllardaki gibi şehrin içinde kavak benzeri ağaçlar günümüzde kalmadığından bu niyetten vazgeçildi. Belki, yeni “bitki örtüsü” olarak nitelenebilecek Çukurambar, Eskişehir yolu bölgesindeki yüksek yapılar kullanılabilirdi ama onların da içten çürümesinin mümkün olmaması ve depreme dayanıklılığı göz önüne alındığında metafor aramadan vazgeçerek ve edebiyatı bir kenara bırakarak meseleye doğrudan giriş yapmanın makul olacağı sonucuna varıldı.

Dünya’daki ekonomik sistem ve bunun Türkiye’ye yansımaları, neoliberal politikalar ve onun yarattığı küresel ortama dair uzun uzun tahliller yapmaktansa, Türkiye’de 38’i Ankara’da olmak üzere 412 adet alışveriş merkezinin olduğunu tespit etmek yeterli olacaktır. Küresel ekonomik sistemle olan ilişki biçimimizin özeti esasen bu niceliksel verilerde mevcut. Öyle ki Ankara bir AVM çöplüğü hâlinde.

Peki, AVM’lerden önce ne vardı? Pasajlar. Pasajların, İstanbul’da kent kültürüne ait ilk örnekleri 1800’lü yıllardan itibaren var olurken, modernleşme sürecindeki Ankara’nın kent kültürüne ancak 1950 yılları itibariyle girmeye başlamıştır. 1920’li yıllarda esasen konut alanı olarak plânlanan Yenişehir’in, 1960’lardan itibaren ticari merkez olan Ulus’a ikâme olmaya başlamasıyla, bulvar ve caddelerin, yoğun bir halde, Cumhuriyet Türkiye’sinin modernleşen kültürel yüzü olarak Yenişehir’de inşa edilmeye başladığı ve bu semtte pasajlar açıldığı görülecektir. Soysal, Kocabeyoğlu, Amerikan, İzmir, Efes, Menekşe pasajları, Moda Çarşısı, Alemdar İş Hanı, Sönmezer İş Hanı, Engürü, Ülkealan, Onur Çarşısı gibi örnekler hâlihazırda Yenişehir’de biraz içeriği değişse de hayatına devam ediyor.

Türkiye’de ilk AVM 1988 yılında Galleria, 1989 yılında da Atakule olarak açılmıştır. Ancak 2000’li yıllar itibariyle ülke genelinde AVM sayısında ciddi bir artış yaşanmış ve Ankara da bundan büyük bir pay almıştır. Ankara’daki AVM yapılaşmaları, genç Cumhuriyet’in inşa ettiği Yenişehir gibi alanlardan ziyade Çukurambar, Mamak gibi şehrin biraz daha çeperlerinde yer alan eskiden gecekondu olan alanların “mutenalaştırılması”, dönüştürülmesi yoluna gidilerek inşa edilmiştir. Dünya’da Amerikan kriterlerine uyumla özdeş olan modern sistem, ürettiği meta ve kültürü pazarlayacak mekânlar yaratmış ve adını da AVM koymuştur. Sistemin bu mabetlerinde, mensuplar, müritler, meczuplar olmak üzere birçok insan unsuru yer alır. Bu aslında, bir nevi hayatı algılama biçiminin yeni bir versiyonudur. Tüketim açısından bakıldığında bu saha, ılımlılar ve radikaller olmak üzere kendi içerisinde bir gerilimi de her zaman barındırır. Elbette günümüzde bu hususlara payanda olan nitelikli bir olgu vardır: Reklam. Reklam mevcut sürecin bir parçası olarak tüketim kültürünün yayılmasında önemli bir misyon üstlenir. Bu misyon, satışı arttırma gayesinin çok ötesine geçmiş, geleneksel amaçlarını aşmıştır. Dolayısıyla reklam, satış, bilgilendirme ve ikna etme fonksiyonları ile birlikte belirli bir kültürün yayılmasında da etkindir. Reklam, içerdiği işaret ve semboller ile hem ürün tanıtımı yapmakta hem de sahte ihtiyaçlar yaratıp, kültür sanayinin bir parçası olarak, kitle iletişimi ile üretilen metaya yönelik olarak tüketiciler arasında bir talep yaratmaktadır. Bu amaç doğrultusunda reklam, işaret ve sembollerden bir dünya oluşturup tüketicilerde yapay gereksinimler yaratır ve piyasayı denetim altında tutar. Aslında burada acıklı olan, tüm gereksinimlerin piyasadaki malların alınması yoluyla tatmin edileceği fikrini dayatarak tüketimi yücelten bir mesaj veren ortam oluşturmasıdır.

Şöyle bir bakıldığında, AVM’lerin oluşturduğu tüketim ve yaşam alanlarına, Ankara’da değmeyen bir kimsenin kalması, şehir insanları tarafından gün içerisinde bir nedenle uğranılmaması mümkün değil. Neredeyse bir nöbet halinde insan öbekleri, bir görevi devralırcasına sahada yer alır. 17-50 yaş aralığında, eğitimli, öğrenci, memur kimseler günün belirli saatlerini buralarda geçirirler. Sosyal’ın romanında da benzer bir durum vardır ancak bundan yaklaşık 45 yıl evveldir ve mekân Yenişehir’deki pasajlardır.  Mekânsal kültürün, sınıf farklılıklarının gündelik yaşamı etkilemesi ve dönüştürmesinde, pasajların o yıllarda, AVM’lerin ise günümüzde etkili olduğu söylenebilir. Ancak, Yenişehir’deki pasajların kent kültürüne bir nevi olumlu katkı sağladığı, kendi içinde tutarlı bir içtenliği barındırdığı, AVM kültürünün bayağı ve yoz görüntüsünün aksine kente ruhunu veren unsurlardan olduğu gerçeğini belirtmek ve bir hakkı teslim etmek gerekir.

Kızılay’da Soysal Apartmanı, hem ilk hali hem de, sonrasında tüketim kültürü düşüncesinin pasaja dönüştürdüğü hali ile önemli bir mekân olmuştur. Soysal Apartmanının, Ankara’nın ilk sinemalarından biri olan Ulus Sinemasına, modern dans okuluna, İstanbul’un en gözde mekânlarından birinin; Atatürk’ün özel isteği ile Ankara’ya gelerek açtığı Süreyya gibi ünlü bir müzikhole ev sahipliği yapmasıyla sınıfsal farklılıklarla beraber tüketim mekânı kültürüne değer kazandırdığı görülmüştür. O yıllarda yeme içme için uğrak bir yer olan servisi hızlı menüsü basit Piknik’ten tutun da Karpiç restoran gibi lüks mekânların da bu yeni bölgede, bir cazibe alanı olarak yer almıştır. 1960’lı yıllarda giriş kısmında Gima alışveriş merkezi olan Türkiye’nin ilk gökdeleni Emek İş Hanı inşa edilmiş, Set Kafeterya gibi buluşma noktaları kentin hafızasına kazınmıştır. 1980’li yıllarda Kızılay’ın dönüşümü esnasında sermaye yatırımını Yenişehir’den yana kullanmayıp daha çok Eskişehir istikametine doğru kaydırmıştır. Kızılay’a şimdilik girebilen tek AVM Kızılay binasının yerine inşa edilmiş olan Kızılay alışveriş merkezidir.

Siyasal maddecilik ve bunun yarattığı dünyada mekân, pasajdan AVM’ye evrilirken sadece isimler değişmekte, adeta bir proteus*[1] olan düzen bir ikâmeler kümesi yaratmaktadır. Kılık değiştirerek hayatın içinde yer alan ve belirli bir kültürle kuşatan bu yapı insanın temel ihtiyaç, taleplerini manipüle edebilme yeteneğine sahip olmakla birlikte gündelik hayatının koşullarını da belirlemektedir. Türkiye’de son 60 yılda günümüz ekonomik sistemiyle yazılan hikâye aynıdır. Tüketim toplumunun mekânları değişmiş ve bu değişim esnasında önceye nazaran daha kaba, estetik yoksunu ve şehrin kenar semtlerindeki bölgelerin “mutenalaştırılması” yöntemi benimsenerek yeni alanlar oluşturulmuştur. Cumhuriyet Ankara’sının Yenişehir’de oluşturduğu yapılaşma ve mekânlar her ne kadar günümüz ekonomik sisteminin dışında bir temsil olmasa da mevcutlarla ile kıyas edildiğinde yaşam kültürü, kentleşme, estetik vb. kaygıların daha yüksek olduğu hatta kıyas etmenin bile haksızlık olduğu sonucuna varılacaktır.

Tüketim toplumunda, ideolojilerin yönlendirmesiyle, kendi mekânlarına sıkıştırılmış bireylerin aileden bile bağımsızlaşan davranışları, kendi yaşam alanlarının dışındaki olanla iletişime, neredeyse hiç şans vermeme noktasına gelmiş gözükmektedir. Bireyler, yerel dünyalarında, birbirinden ne kadar farklı kimliklere, konuma sahip olursa olsun, küresel kapitalizm söz konusu olduğunda neredeyse tek tip davranış örnekleri vermektedir. Birbirinden farklı ve izole noktalarda yaşayan bireylerin, aynı tüketim alışkanlıklarını göstermesi aslında modernleşmenin her imkânının eşit dağıtılması gibi bir tuzağın nesnesi hâline gelmiş olmaları uç bir yorum olmasa gerek. İnsanları AVM’lerin müzmin üyeleri hâline getiren nedir?  Thorstein Veblen, Aylak Sınıf adlı eseriyle tüketimde farklılaşma, gıpta ve itibar kavramlarını sentezler. Sanayi toplumunun işleyişinin kodları insan doğasının nitelikleriyle kültür arasındaki ilişkide aranmalıdır. Bu ilişki, aylak sınıfların gereksinim duymadıkları halde bir malı fiyatıyla doğru orantılı bir gösterişçi tüketim pratiği görüşü üzerine kuruludur. Aylak sınıfların gösterişçi tüketimine karşılık kitleler bu seçkin topluluğun tüketim pratiklerini taklit ederek maddi bir özenti içine girmektedir. Bu taklit, geniş toplum kesimlerine yayıldığı ölçüde de aylak sınıf seçkinliğini korumak adına, tüketim pratiklerini değiştirerek kendini farklılaştırma yoluna gitmeyi tercih eder. Bu doğrultuda, tüketim alışkanlıklarının yönelimlerinin nabzının tutulduğu, modern insanın açmazlarının madde üzerinden tanımlanmasını sağlayan, sosyoekonomik bir vitrin olan AVM’ler, önemli bir sosyolojiyi barındırmaktadır. Ankara’daki AVM’ler bulundukları semte göre de bir tasnifi içinde barındırır. Oran semtindeki AVM’ler daha yüksek ekonomik koşullara sahip insanlara hitap ederken; İstanbul yolundaki AVM’ler gelir düzeyi nispeten düşük olan kesime yöneliktir. İşin ilginç kısmı ise aynı ürünlerin fiyatlarının AVM’den AVM’ye değişmesidir. Oran’da satın alınan bir ürünle İstanbul yolunda satılan bir ürünün fiyatı aynı değildir. Oran’dan alışveriş yapan da bunu bilir ve farklılaşma gıpta ve itibar motivasyonunun da bir nevi fiyatını ödeyerek kendini tatmin etmek adına fazladan bir bedel ödeme yoluna gider. Ankara’nın AVM’lere, “mutenalaştırılmış” bölgelere hayranlığı, talebi elbette ki birçok katmandan oluşmuş bir yönelimin sonucu. Aksi takdirde, bu kadar sayıda AVM’nin olması ve talebinin de hat safhada gerçekleşmesi mümkün değil. Öğle vakti artık Yenişehir’de geçmez. Memur ve öğrenci kenti olan Ankara’nın AVM’lerine öğle arasında bir uğrarsanız memurdan bol bir şey göremezsiniz. Keza, bu durum her boş zamanda soluğu AVM’de alan öğrenciler için de geçerli. Evde sıkılıp gündelik zamanını AVM’lerde geçiren ev hanımları, emekliler, işsizler de cabası.

Genel olarak bakıldığında, Ankara’nın Cumhuriyetle birlikte ortaya çıkan görüntüsü, kent mekân kurgusu ve peyzajı 1950 itibariyle dönüşmüş, doğal olarak bu yaşam alanlarına da yansımıştır. Yenişehir’in nispeten atıl kalması, içinde yer alınan ekonomik sistem gereği “mutenalaştırılmış” alanların yaratılarak Ankara’nın yeni bir dekor kazanmasına neden olmuştur. Ne yazık ki bu dekor hayli çirkin ve estetik yoksunudur. Ankara’ya ruhunu veren Cumhuriyet dönemi kent mekân kurgusu artık detay haline gelmiş, zevksizlik ve tüketim mabetlerinin gösterişli plastik suretleri şehri delik deşik etmiştir. Artık öyle ki nereye baksanız bir zevksizlik ve kent estetiği yoksunluğu ile karşı karşıyasınız. Roma’dan günümüz Türkiye’sine bir yaşam alanı olarak var olan bu şehrin tematik öğeleri, gelinen noktada Siyasi Parti binaları, AVM’ler, yüksek binalar, gökdelenler olmuştur. Sevgi Soysal’ın Yenişehir’de Bir Öğle Vakti romanındaki kavak ağaçları gibi tabii bir örtü, cadde, sokak araları ve ev bahçelerinde yer almaz; artık hayatı çürüten, ruhsuz, plastik mekânlar ve tüketim kültürünün merkezleri olan AVM’ler, yüksek binalar, plazalar yaşadığımız bu mahzun, pek mütevazı şehrin yeni yüzü olmuştur.

 

Ferhat MEŞE, (1985, Adana) Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Ankara’da mukim.

*Çeşitli hayvan kılıklarına giren, ağaç olan, su olan tanrı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Linda Barbara

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Vestibulum imperdiet massa at dignissim gravida. Vivamus vestibulum odio eget eros accumsan, ut dignissim sapien gravida. Vivamus eu sem vitae dui.

Recent posts

Amerika’nın Kuruluşunda İslam’ın Etkisi

  Amerika Birleşik Devletleri’ne köle olarak getirilmiş, okuma yazma bilen Afrikalı bir Müslüman'a ait 1830'lardan kalma el yazması anılar ABD Kongre Kütüphanesi tarafından satın alınıp...

Türkiye Notları dergisi ‘Birinci Meclis’ başlıklı 10. sayısı ile okuyucu ile buluşuyor.

Dergimizin bu sayısında, Birinci Meclis’in Ankara’da toplanmasının 100. yılı anısına sadece bu Meclise odaklanan makalelerden oluşan bir dosya hazırladık. Bu çerçevede Prof. Dr. Ahmet...

1920-1923 Yılları Arasında Meclis Zabıtlarında Türk, Türklük, Türkçülük

İstanbul’daki meclisin dağılmasından sonra Mustafa Kemal seçim çağrısı yaparak milletvekillerini Ankara’da toplamış 23 Nisan 1920’de meclis açılmıştır. Bu yıl içinde Ankara Hükümeti Yunan, Ermeni,...

Hamdullah Suphi Tanrıöver’in Milli Mücadeledeki Faaliyetleri

         Hamdullah Suphi Tanrıöver(1885-1966) soylu bir aileden gelmiştir. Dedesi, ilk Maarif Nazırı Abdurrahman Sami Paşa’dır. Babası Kocaemioğlu Suphi Paşa’dır. Maliye, Nafia, Evkaf ve Maarif...

Üç Umur Bugay

Türk toplumu 1950’li yıllardan itibaren oldukça dinamik bir süreç içerisinde gözükmektedir. Bu dinamizmi yaratan en önemli kaynağın köyden kente göç olduğu söylenebilir. Yeterli istihdam...

Recent comments