Ana Sayfa 5-6. Sayı Gelişen Türkiye-Latin Amerika İlişkileri: Çok Boyutlu Ve Çok Ortaklı Dış Politika

Gelişen Türkiye-Latin Amerika İlişkileri: Çok Boyutlu Ve Çok Ortaklı Dış Politika

Author

Date

Category

Türkiye ile sömürgecilik sonrası dönemde Latin Amerika ülkelerinin ilişkilerinin tarihi, Osmanlı İmparatorluğu’nun bölge ülkeleri ile ikili ilişkiler kurmaya başladığı ve aynı zamanda Osmanlı coğrafyasından özellikle Hıristiyan Arap nüfus başta olmak üzere çeşitli azınlık gruplarından Latin Amerika’ya kitlesel göçlerin yaşandığı 19. yüzyılda başlar. Bununla beraber 20. yüzyılın büyük bölümünde Türkiye ve bölge ülkeleri arasındaki ilişkiler oldukça zayıf kalmıştır. Dolayısıyla güncel Türk dış politikasının Latin Amerika’ya bakışını belirleyen etkenler ne tarihsel anlaşmalara ne de kendilerini Türkiye’deki yaygın kanının aksine Turco olarak değil fakat Lübnanlı, Suriyeli ve Ermeni gibi kimlik özelliklerine göre tanımlayan Osmanlı tebaasının göç etmiş torunlarına dayanmaktadır. Aksine günümüzde Türkiye-Latin Amerika ilişkilerinin önem kazanmasının ardında yatan nedenler 21. yüzyılın ilk on yılında küresel alanda yaşanan gelişmelerin yanı sıra gerek çeşitli Latin Amerika ülkelerinin gerekse Türkiye’nin yükselen ekonomiler arasında yer almaları ve yalnızca Türkiye tarafından değil, çoğu kez karşılıklı olarak başlatılan bölgesel açılım politikalarıdır. Latin Amerika ülkelerinin 19. yüzyılda bağımsızlıklarını kazanmalarının ardından siyasal ve ekonomik hayatta yaşadıkları pek çok deneyim ise Türkiye’nin siyasi tarihi ile benzerlikler göstermektedir. ABD ile ilişkilerden ekonomik gelişimlerine, bağımsızlık anlayışlarından küresel alanda etkin olma isteklerine değin pek çok alanda yaşanan benzeri tecrübeler ise günümüzde Türkiye ve Latin Amerika ilişkilerine derinlik katan önemli unsurlardır.

Türkiye’nin Latin Amerika ile ilişkilerini geliştirme düşüncesi, 1998’de İsmail Cem’in Dışişleri Bakanlığı döneminde gündeme gelen Latin Amerika ve Karayipler Eylem Planı ile ortaya konmuştur. Fakat ekonomik ve siyasal koşullar bu yolda önemli adımlar atılmasına imkân sağlamamıştı. 2000’lerin ilk yıllarında ise AK Parti iktidarı süreci ile ortaya çıkan siyasal istikrara ekonomi alanında olumlu gelişmelerin eklenmiştir. Bu dönemde benimsenen çok boyutlu dış politika yaklaşımı ile Türkiye, daha önce dış politikada az yer verilen Afrika ve Latin Amerika gibi bölgelere yönelik açılım politikaları başlatmıştır. Bu çerçevede 2006, Latin Amerika ve Karayipler Yılı ilan edilmiştir. Aynı dönem, çeşitli Latin Amerika ülkeleri için de ikili ve çok taraflı küresel açılım politikalarının benimsenmesine sahne olmuştur. Böylelikle 2006’dan itibaren, Türkiye ve Latin Amerika ülkeleri arasında başta ekonomik olmak üzere siyasal, toplumsal, askerî ve kültürel alanda işbirliğinin geliştirilmesi yolunda çeşitli adımlar atılmıştır.

Türkiye’nin Latin Amerika Açılımı

         2000’li yıllarda Türk dış politikasında önem kazanan ve 2006 Eylem Planı ile yol haritası şekillenen Latin Amerika açılımı çerçevesinde iki konunun önem kazandığı görülmektedir. İlki Latin Amerika ülkeleri ile ilişkilerin savunma sektöründe işbirliğinden turist sayısının artırılmasına dek geniş bir yelpazede geliştirilmek istenmesidir. İkincisi ise, Türkiye’nin Latin Amerika ve Karayipler bölgesinin genelinde özel hedef ülkeler seçmek yerine mümkün olduğunca fazla sayıda ülke ve bölgesel örgüt ile ilişkilerini geliştirme çabası içinde olmasıdır. Bu tutumun bölgede güvenilir ve ortak/lar arayışının ön adımı olduğunu düşünmek de mümkündür.

2000’lerde Türk dış politikasının en önemli özelliklerinden biri, diplomatik açılımların coğrafi yakınlık boyutunu öncelikli görmeyen küresel ortaklık hedefleri ile belirlemiş olmasıdır. Türkiye’nin coğrafi, tarihsel, etnik, dini ve kültürel alanda yakın bağlarının bulunduğu Balkanlar, Orta Asya, Orta Doğu gibi bölgeler doğal olarak ön plandaki konumlarını sürdürmüşlerdir. Bununla beraber, Latin Amerika özelinde bu bağların kısıtlılığı, Türkiye’nin bölgeye yönelik hedeflerini sınırlandırmamış ve bu alandaki girişimleri, Türkiye’nin yeni dış politika vizyonunu ortaya koymuştur. Nitekim Türk diplomasisinde bu vizyon; “… Türkiye’nin proaktif ve çok boyutlu dış politikasında artık “uzak” ya da “çok uzak” gibi tanımlamalara yer olmadığı kanısındayız” ifadesinde somutlaşmıştır.[i]

2000’li yıllarda gerçekleştirilen karşılıklı yüksek düzeyli diplomatik ziyaretler, Türkiye’nin bölge ile ilişkilerini hızlı biçimde geliştirmesini sağlamıştır. Çeşitli işbirliği anlaşmalarının imzalanması ve karşılıklı olarak diplomatik temsilciliklerin açılması ise gelişen ilişkilerin kalıcı bir zemine oturmasının yolunu açmıştır. Bu çerçevede 2006 sonrasında karşılıklı olarak, resmi gezilerle ve uluslararası toplantılara katılım amacıyla üst düzey ziyaretler gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan 2015 ve 2016 yıllarında iki kez Latin Amerika turuna çıkarak farklı ülkeleri ziyaret etmiştir. İlk turda Meksika, Kolombiya ve Küba’yı; 2016’da ise Şili, Peru ve Ekvator’u ziyaret etmiş, 2018 için planlanan gezi ise ertelenmiştir. Brezilya, Arjantin, Şili, Ekvator, Kolombiya, Meksika,  Venezuela ve Bolivya devlet başkanları da Türkiye’ye ziyaretler yapmışlardır. Latin Amerika ve Karayipler genelinde çok sayıda ülke ile de bakanlıklar düzeyinde karşılıklı ziyaretler gerçekleşmiştir.  Yine 2006 sonrasında bölge ülkeleri ile çok sayıda diplomasiden ticarete çeşitli alanlarda kurulacak işbirliklerini ve ilişkileri düzenlemeye yönelik ikili ve çok taraflı anlaşmalar imzalanmıştır.[ii]

Türkiye’nin Lula-Amorim ikilisi döneminde özel bir yakınlaşma içinde olduğu Brezilya ve MIKTA’daki ortaklarından Meksika ile yani Latin Amerika’nın en büyük ülkeleri ve en büyük iki ekonomisi olan bu ülkeler ile ilişkiler, stratejik ortaklık seviyesine çıkarılmıştır.  Bölge ülkeleri ile karşılıklı olarak diplomatik temsilciliklerin sayısı artırılmıştır.

Türk Hava Yolları ile Brezilya, Arjantin, Kolombiya, Meksika, Küba ve Panama’ya uçmak mümkündür. TİKA ise 2015’te Meksika’da ve sonrasında Kolombiya’da faaliyete geçen ofisleri ile Latin Amerika genelinde insani yardımlarda bulunmanın yanı sıra kalkınma alanındaki projelerle bölgeye katkı sunmaya başlamıştır Türkiye, Latin Amerika Açılımı ile Latin Amerika ve Karayip Ülkelerini içine alan aktif durumdaki bölgesel örgütlerle ilişkiler kurma politikası başlatmıştır. Bu çerçevede Türkiye, Amerikan Devletleri Örgütü (OAS), CARICOM ve Pasifik İşbirliği’ne gözlemci üye olmuş, UNASUR ve MECOSUR gibi bölgesel örgütlerle işbirliğini geliştirmek için çeşitli adımlar atmıştır.[iii] Bu girişimler devletler arası ilişkilerle sınırlı kalmamış, TOBB da İber-Amerika Ticaret Odaları Birliği’ne (AICO) gözlemci ve onursal üye olarak kabul edilmiştir.[iv] Bu yıllarda THY’nin uçuş noktalarının artışı ile de uyumlu olarak karşılıklı turistik ziyaretler de artmıştır. İlginç yakınlaşma vesilesi ise küresel eğlence piyasasındaki ağırlığı her geçen gün artan Türk dizileri sayesinde olmuştur. Günümüzde Meksika’dan Arjantin’e dek Latin Amerika’nın tamamında Türk dizileri büyük hayranlıkla izlenmekte ve bu ilgi sosyolojik analizlere konu olmaktadır. Dizilerin Türkiye’deki yaşantıyı gerçekten ne derecede yansıttığı tartışılmaya açık olmakla beraber bu uzak bölgede yaşayan ve muhtemelen hiçbir zaman Türkiye’ye seyahat etmeyecek kitleler üzerinde Türkiye hakkında birinci elden olumlu bir imaj inşa ettikleri de görülmektedir.

Böylelikle siyasetten insani ilişkilere pek çok alanda, cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar Latin Amerika ile siyasal yakınlaşma yaşanmıştır.  Bu hususlara ilaveten Türkiye’nin çok boyutlu dış politika yaklaşımı kapsamında önem verdiği bir diğer konu ise dış politikanın yalnızca diplomatik temsilcilikler eliyle yürütülen bir faaliyet olarak görülmemesidir. Günümüzde hem çeşitli kamu kuruluşları hem de sivil toplum, ekonomiden kamu diplomasisine çeşitli alanlarda Türkiye’nin uluslararası girişimlerini desteklemekte ve ülkenin küresel imajının inşasına katkıda bulunmaktadırlar.[v]  Görüldüğü üzere bu yapıcı adımlar, Türkiye’nin Latin Amerika ile ilişkilerini geliştirmeyi uzun vadeli ve kalıcı bir politika olarak uyguladığını ortaya koymaktadır. Bununla beraber ekonomik ilişkiler üzerindeki belirleyiciliği inkâr edilemeyecek olan coğrafi uzaklık, ABD’nin bölge üzerindeki etkisi ve bölgede değişen siyasal konjonktürün bölgenin Türkiye’ye bakışı üzerindeki etkisi, açılım politikası üzerinde kısıtlayıcı etkiler ortaya çıkarmaktadır.

Ekonomik İlişkiler:

Türkiye’nin Latin Amerika açılımında ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi özel bir yere sahiptir. Türkiye’nin Latin Amerika ve Karayipler bölgesinin geneli ile dış ticaret hacmi, 2006 sonrasında artış göstermekle beraber Türkiye, hiçbir bölge ülkesinin öncelikli ticaret ortakları arasında değildir.

Türkiye’nin Latin Amerika ülkeleri ile 2007 ve 2018 yılları ticareti

ve önemli ticaret ortakları:[vi]

  2008 2018
Brezilya 1.741.895 3.747.597
Meksika 534.138 1.234.626
Kolombiya 345.620 2.130.081
Venezuela 225,980 1,139,733
Uruguay 40.861 542.123
Arjantin 896,911 527,186
Panama 96.242[vii] 279 666
Peru 131.172[viii] 270 706
Paraguay 56.447 146.817
Ekvador 172.902 129.274
Bolivya   112 619
Kosta Rika 50.454 99 827
Guatemala 19.117 36.264
Honduras 9.735 30.774

 

Bu tablo, Türkiye’nin Latin Amerika Açılımı sonrası dönemde bölge ülkeleri ile dış ticaret hacmindeki artışı ortaya koymaktadır. Türkiye adına olumlu bir diğer yönü ise Türkiye’nin bölgeye verdiği dış ticaret açığının yıllar içinde azalmasıdır. Diğer taraftan bu artış sürekli olmayıp aradaki yıllar bazında çeşitli ülkelerle ticarette önemli dalgalanmalar mevcuttur. Özellikle 2010-2013 döneminde Arjantin, Peru, Paraguay gibi bazı ülkeler ile karşılıklı ticaret hacmi hızlı ve yüksek artış göstermiş olup sonra düşüşe geçmiştir. Ticaret Bakanlığı verileri, hacimdeki genel artışa rağmen Türkiye’nin genelde karşılıklı ticarette açık veren taraf olduğunu göstermektedir. Türkiye, 2018’de 452 milyon ABD doları civarında açık verdiği Uruguay ve yine 2018’de ani bir ithalat tırmanışı ile tamamına yakını altın ithalatından oluşan 1 milyar ABD dolarının üzerinde ithalat yaptığı Venezuela hariç bölgenin ülkelerinin hiçbirinin ilk on ticaret ortağı arasında değildir.[ix] Yine dış ticaret açığına bakıldığında, Türkiye’nin fazla verdiği ülkeler zaten ticaret hacminin küçük olduğu Guyana, Surinam, Panama, Guatemala, Belize, Honduras, El Salvador, Nikaragua, Kosta Rika, Bahamalar gibi bölgenin küçük ekonomileridir.

Türkiye, karşılıklı ticaret hacminin genişleme imkânlarını araştırmakla beraber, kendini Latin Amerika ülkelerinin yalnızca ikili ticaret yapabilecekleri bir ülke değil aynı zamanda farklı bölgelere erişmelerini sağlayacak “bir kapı” olarak görmektedir. Dolayısıyla ekonomik ilişkiler alanında Türkiye, coğrafi uzaklığı bir avantaja dönüştürmek çabasında olup Latin Amerika ürünlerinin kendi hinterlandındaki Kuzey Afrika, Balkanlar, Orta Doğu ve Orta Asya gibi pazarlara erişimi için Türkiye’yi bir ticaret üssü olarak sunmaktadır.[x] Fakat bu bakış açısı, çeşitli sıkıntıları da beraberinde getirmektedir. Türkiye ile benzer şekilde 2000’li yıllar, Latin Amerika’nın Çin başta olmak üzere ticaret ortaklarını genişlettiği ve yine Türkiye gibi uzak bölgelere yönelik açılım politikalarının başlatıldığı bir dönem olmuştur. Hâlihazırda Brezilya başta olmak üzere çeşitli Latin Amerika ülkelerinin Afrika, Avrasya ve Orta Doğu özeline yönelik kendi açılım politikaları bulunmaktadır. Bu çerçevede Latin Amerika Uluslar Birliği (UNASUR) şemsiyesi altında, Afrika Birliği ve Arap Ligi ülkeleri ile ilişkileri geliştirmeye yönelik ekonomi odaklı özel işbirliği programları başlatılmıştır. Kafkasya ve Orta Asya’nın çeşitli ülkeleri ise Latin Amerika ile ilişkilerini geliştirmeye özellikle de enerji sektöründe işbirliğine yönelik çeşitli adımlar atmışlardır. Dolayısıyla Türkiye’nin yakın coğrafyasındaki bölgeler, Latin Amerika ile bölgedeki Arap ve Afrikalı diasporası gibi kültürel ve demografik yakınlık faktörlerinin de etkisi ile doğrudan ekonomik ilişkilerini geliştirmektedirler.

Küresel Güney’de Ortak Arayışı

Türkiye’nin 2000’lerde uygulamaya koyduğu küresel açılım politikalarının bir genel hedefi de Türkiye’nin küresel siyasete bakışını paylaşan güvenilir ortaklar bulmaktır. Bu eksende Türkiye’nin Tahran Deklarasyonu konusunda Brezilya ile ortak girişimde bulunması ve özellikle de Venezuela ile yakın ilişkileri, Türkiye’ye bir yandan Latin Amerika’da yumuşak güç ve siyasal önem kazandırırken diğer yandan da hem bölge içinde çeşitli kesimlerden hem de ABD’den olumsuz tepkilere de neden olmuştur. Tahran Deklarasyonu’na (2010) giden yolda Obama yönetimi dönemin BMGK geçici üyeleri olan Brezilya ve Türkiye’den sürece dâhil olmalarını istemişti. Fakat o döneme dek kaydedilmemiş bir başarı olarak bu iki ülkenin İran yönetimini bir anlaşma zemini bulmaya ikna etmeleri, ABD’nin sert tepkisi ile karşılaşmıştır. O dönemde Türkiye-Brezilya ortaklığına yöneltilen eleştiriler aslında İran meselesindeki tutumları ile sınırlı kalmamış ve bu iki yükselen ülkenin iş birliği içinde olmaları tehlikeli bulunmuştu. Aradan geçen kısa zaman içinde dönemin Brezilya Devlet Başkanı Lula, yolsuzluk suçlamasıyla hapse atıldı, halefi ve desteklediği İşçi Partili Başkan Rousseff ise yine yolsuzluk suçlamasıyla görevinden alındı. 2018 seçimlerinde ise “Tropiklerin Trump’ı” olarak bilinen ABD destekli Bolsonaro, Brezilya’nın yeni Başkanı oldu. Dolayısıyla Türkiye-Brezilya ilişkilerinde Lula’nın siyasi duruşu ve özellikle dönemin Dışişleri Bakanları Davutoğlu ve Amorim’in çabaları ile gelişen dostluk ortamı, gerek Brezilya’daki siyasal ve ekonomik sorunlar gerekse ülkedeki siyasal değişim nedeniyle yerini daha mesafeli ilişkilere bıraktı.

Venezuela’da yaşanan siyasal sorunlarda ise Türkiye, Maduro yönetiminin ABD ve ABD destekli ülke için muhalefet ile yaşadığı gerilimde Başkan Maduro’dan yana tavır aldı. Son olarak Maduro yönetiminin Venezuela’nın Washington Büyükelçiliği’nin güvenliğinin sağlanması için Türkiye’yi hami devlet tayin etmek istemesi fakat ABD yönetiminin Maduro’nun başkanlığını tanımadıkları gerekçesi ile bu isteği kabul etmemesi, Türkiye’nin Venezuela nezdindeki önemini bir kez daha ortaya koydu.[xi] Türkiye’nin Latin Amerika Açılımı’nın başlarında kestirilemeyecek bir gelişme olan Venezuela’daki olaylar ilginç biçimde Türkiye’yi Amerika kıtalarının bölgesel siyasetinde önemli bir aktör durumuna dönüştürdü. Bu durum Türkiye’yi bir yandan zaman zaman ABD ile karşı karşıya getirirken diğer yandan da Türkiye’ye siyasetteki duruşunu ve küresel meselelere bakışını somut bir olay üzerinden ortaya koyarak kendini tanıtma fırsatı verdi. Çünkü Türkiye, NATO üyeliği ve gerek ABD gerekse AB ile köklü tarihsel ilişkileri gibi nedenlerle özellikle de Suriye’deki Esed rejimine destek veren Latin Amerika solu tarafından eleştiriliyordu. Türkiye’nin Venezuela meselesindeki dayanışması ise muhtemeldir ki Türkiye’ye Latin Amerika solu nezdinde Maduro rejiminin siyasi ömrü ile kısıtlanamayacak uzun vadeli prestij kazandırmıştır. Diğer taraftan bu yakınlık, Türkiye’nin diğer bölge ülkeleri ile ilişkilerini olumsuz etkilememiştir. Aksine Türkiye, Maduro yönetimini eleştiren Pasifik İşbirliği ülkelerinden liberal sağ hükümetlere sahip Şili ve Kolombiya ile de giderek gelişen yakın ilişkilere sahiptir. Dolayısıyla Türkiye’nin inşa etmekte olduğu çok ortaklı Latin Amerika politikasının, bölgede sıklıkla değişen siyasal konjonktür de göz önüne alındığında, Türkiye’ye yarar sağladığı ve uzun vadede bölgesel sorunların çözümüne yumuşak gücü ile katkı sağlama potansiyelinin bulunduğu görülmektedir.

 

Sonuç

Türkiye’nin Latin Amerika ve Karayipler ile ilişkileri 2000’li yıllarda büyük ivme kazanmış ve özellikle 2006 sonrasında ikili ve çok taraflı ilişkilerin gelişmesi adına önemli adımlar atılmıştır. Türkiye, başlattığı bölgesel açılım politikasını iki hedef üzerine inşa etmiştir. İkili ve çok taraflı ilişkilerin ekonomi başta olmak üzere çeşitli alanlarda geliştirilmesine yönelik ilk hedef; diplomatların yanı sıra siyasetçiler ile çeşitli kamu kurumları, sivil toplum ve özel sektörün katılımı ile uygulamaya konmuştur.  İkinci hedef olan Türkiye’nin küresel sistemin işleyişine dair değişim taleplerini paylaşan ortaklar bulma düşüncesi ise gerek Latin Amerika özelinde gerekse küresel alanda yaşanan çeşitli gelişmeler nedeniyle Türkiye’yi 2006’da öngörülebilecek olandan farklı bir konuma taşımıştır.

Günümüzde Türkiye’nin Latin Amerika ilişkileri, Türkiye’nin kendini Brezilya’nın ekonomik, coğrafi ve demografik büyüklüğüne denk bir küresel aktörden CARICOM ülkelerinin yakın dostuna dek geniş bir yelpazede bölgeye takdim etmesinin getirdiği zorlukların yanı sıra, bölge ülkelerinden aldığı tepkiler ve ekonomik ilişkilerin gelişme potansiyeli çerçevesinde de sınırlanarak şekillenmektedir. Son bir kaç yıldır, Türkiye’nin Güney Amerika’daki ilişkilerinin odağının alt kıtanın güneyi ve doğusunda yer alan, Atlantik’e komşu Brezilya ve MERCOSUR ülkeleri yerine ticareti geliştirmek için daha fazla fırsat sunan Pasifik kıyısındaki Güney Amerika ülkelerine ve kuzeydeki Meksika’ya kaydığı görülmektedir.

Bir yandan dünya genelinde yükselen bölge-bölge veya ülke-bölge ilişkilerinin geliştirilmesi eğilimi diğer taraftan ise coğrafi uzaklık ve ikili ilişkilerin derin siyasi ve ekonomik temellerinin olmayışı nedeni ileTürkiye’nin Latin Amerika Açılımı da bu genel eğilim çerçevesinde, çok taraflı bir yapı içinde şekillenmektedir. İlaveten, açılımın, geçtiğimiz on yıllık dönemde Türkiye’nin Latin Amerika’da ortaklar bulma ve ilişkilerin geliştirilebileceği alanları sınama çabası içinde sürmüş olduğunu görüyoruz. Türkiye, bu süreçte ABD’nin tepkisine rağmen Brezilya ile İran’ın nükleer programı hakkında girişimlerde bulunmuş, Venezuela’da rejime destek vermiş, Karayipler ülkeleri ile ilişkilerini geliştirme yolunda kendini gönüllü Caricom üyesi ilan etmiş,[xii] gerek ekonomik büyüklük gerekse ekonomi politikaları açısından, kendisi ile Brezilya’dan çok daha fazla ortak noktaya sahip olan Kolombiya ve Şili gibi ülkeler ile ilişkilerini geliştirmeye yönelmiş ve Latin Amerika ve Karayipler bölgesini dış yardım politikasının yeni hedef bölgesi haline getirmiştir. Bu farklı girişimler, bir yandan Türkiye’nin çok yönlü ve alternatifleri değerlendiren dış politika anlayışını bir yandan da bölge ile başlattığı çok taraflı ve çok söylemli olarak nitelendirebileceğimiz ilişkilerin, derinleşmiş ikili ilişkilere dönüşmesinin zaman alacağını göstermektedir. Venezuela ile biraz da sürpriz biçimde gelişen yakın ilişkilerin geleceği ise Türkiye’nin istekliliğinden ziyade Maduro’nu siyasi geleceğine bağımlı durumdadır.

Yaşanan olumlu gelişmelere rağmen halen Latin Amerika, Türkiye’nin çok yönlü ve çok boyutlu dış politika yaklaşımının en zayıf halkası durumundadır. Bu durumun ortaya çıkışında bölgeler arası coğrafi uzaklığın yanı sıra ekonomik koşullar ve Latin Amerika genelinde değişen siyasal konjonktür etkili olmuştur. Bununla beraber bu süreçte gerçekleştirilen karşılıklı olarak diplomatik temsilciliklerin açılması, büyüyen dış ticaret hacmi ve Türkiye’nin bölgede artan yumuşak gücü, ilişkilerin gelecek yıllarda gelişmesine kurumsal ve siyasi açıdan zemin hazırlamaktadır.

[i] Naci Koru, “Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Sayın Naci Koru’nun Fahri Konsoloslar Toplantısının Açılışında Yaptıkları Konuşma”, 15.04.2013, Ankara, http://www.mfa.gov.tr/disisleri-bakan-yardimcisi-koru-gunumuzde-proaktif-ve-cok-boyutlu-turk-dis-politikasinda-artik-uzak-ya-da-cok-uzak-gibi-tanimlara-yer-yok.tr.mfa

[ii] T.C. Dışişleri Bakanlığı, “Türkiye´nin Latin Amerika ve Karayiplere Yönelik Politikası ve Bölge Ülkeleri ile İlişkileri”, 13.05.2019, http://www.mfa.gov.tr/i_-turkiye_nin-latin-amerika-ve-karayiplere-yonelik-politikasi-ve-bolge-ulkeleri-ile-iliskileri.tr.mfa

[iii] Ibid.

[iv] Ömer Zeydan: “Latin Amerika ile ilişkilerin geliştirilmesine büyük önem veriyoruz”, 06.11.2018,

TOBB, https://www.tobb.org.tr/Sayfalar/Detay.php?rid=8543&lst=Haberler

[v] Mevlüt Çavuşoğlu, “Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun VII. Büyükelçiler Konferansının Açılışında Yaptığı Konuşma”, 5 Ocak 2015, Ankara, http://www.mfa.gov.tr/disisleri-bakani-sayin-mevlut-cavusoglu_nun-vii_-buyukelciler-konferansinin-acilisinda-yaptigi-konusma_-5-ocak-2014_-ankara.tr.mfa

[vi] Rakamlar, ithalat ve ihracat toplamının 1000 ABD Doları karşılığını gösterir. T.C. Ticaret Bakanlığı verilerine dayanılarak hazırlanmıştır. Bkz.: www.ticaret.gov.tr

[vii] 2009 verileri

[viii] 2009 verileri

[ix] Türkiye 2018 yılında ilk defa olmak üzere Venezuela’dan altın ithal etmeye başlamış ve  901 milyon $ tutarında altın ithal etmiştir. Bkz.: T.C. Ticaret Bakanlığı, 16.05.2019, https://ticaret.gov.tr/yurtdisi-teskilati/guney-amerika/venezuela/ulke-profili/ekonomik-gorunum/turkiye-ile-ticaret https://ticaret.gov.tr/yurtdisi-teskilati/guney-amerika/uruguay/ulke-profili/ekonomik-gorunum/turkiye-ile-ticaret

[x] Ömer Zeydan: “Latin Amerika ile ilişkilerin geliştirilmesine büyük önem veriyoruz”, 06.11.2018,

TOBB, https://www.tobb.org.tr/Sayfalar/Detay.php?rid=8543&lst=Haberler

[xi] Betül Yürük, “Venezuela’dan Türkiye ‘hami devlet olsun’ teklifi”, 16.05.2019, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/venezueladan-turkiye-hami-devlet-olsun-teklifi-/1479401

[xii] “Davutoğlu’ndan önemli açıklamalar”, Hürriyet, 18.07.2014, http://www.hurriyet.com.tr/davutoglundan-onemli-aciklamalar-26837516

TEKİN, Segâh Necmettin Erbakan Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesidir. “Brezilya Dış Politikası: Gelenek ve Değişim” başlıklı doktora tezi, 2017’de Der Yayınevi tarafından aynı adla basılmış olup çeşitli akademik dergilerde yayınları, kitap bölümleri ve tebliğleri bulunmaktadır. Amerika çalışmaları, Portekizce konuşan ülkeler ve uluslararası ilişkilerde din ve insani meseleler ilgi alanlarıdır. İngilizce, İspanyolca ve Portekizce bilmektedir. segahtekin@erbakan.edu.tr

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Linda Barbara

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Vestibulum imperdiet massa at dignissim gravida. Vivamus vestibulum odio eget eros accumsan, ut dignissim sapien gravida. Vivamus eu sem vitae dui.

Recent posts

Amerika’nın Kuruluşunda İslam’ın Etkisi

  Amerika Birleşik Devletleri’ne köle olarak getirilmiş, okuma yazma bilen Afrikalı bir Müslüman'a ait 1830'lardan kalma el yazması anılar ABD Kongre Kütüphanesi tarafından satın alınıp...

Türkiye Notları dergisi ‘Birinci Meclis’ başlıklı 10. sayısı ile okuyucu ile buluşuyor.

Dergimizin bu sayısında, Birinci Meclis’in Ankara’da toplanmasının 100. yılı anısına sadece bu Meclise odaklanan makalelerden oluşan bir dosya hazırladık. Bu çerçevede Prof. Dr. Ahmet...

1920-1923 Yılları Arasında Meclis Zabıtlarında Türk, Türklük, Türkçülük

İstanbul’daki meclisin dağılmasından sonra Mustafa Kemal seçim çağrısı yaparak milletvekillerini Ankara’da toplamış 23 Nisan 1920’de meclis açılmıştır. Bu yıl içinde Ankara Hükümeti Yunan, Ermeni,...

Hamdullah Suphi Tanrıöver’in Milli Mücadeledeki Faaliyetleri

         Hamdullah Suphi Tanrıöver(1885-1966) soylu bir aileden gelmiştir. Dedesi, ilk Maarif Nazırı Abdurrahman Sami Paşa’dır. Babası Kocaemioğlu Suphi Paşa’dır. Maliye, Nafia, Evkaf ve Maarif...

Üç Umur Bugay

Türk toplumu 1950’li yıllardan itibaren oldukça dinamik bir süreç içerisinde gözükmektedir. Bu dinamizmi yaratan en önemli kaynağın köyden kente göç olduğu söylenebilir. Yeterli istihdam...

Recent comments