Ana Sayfa 5-6. Sayı Ortaçağ’da Dünyanın Merkezi’ne / Orta Asya’ya Yolculuk

Ortaçağ’da Dünyanın Merkezi’ne / Orta Asya’ya Yolculuk

Author

Date

Category

Bilimsel bir kongre için Kazakistan’a gideceğim vakit çok heyecanlı idim. Türkistan’da bulunan Ahmet Yesevi Üniversitesi’nde gerçekleştirilecek olan bu kongre vesilesiyle hem Ahmet Yesevi’nin türbesini ziyaret edebilecek hem de planladığımız 6 günlük gezi aracılığıyla Özbekistan’da bulunan kadim şehirler Taşkent, Semerkand, Buhara ve Hive’yi görme imkânına sahip olacaktık. Kongre için üzerinde uzun zamandır düşündüğüm, İslam âlimlerinin iktisadi düşünceye yapmış oldukları katkılar hakkında başlangıç denilebilecek bir bildiri hazırladım. Avrupa merkezci anlayışın bir ürünü olan Orta Çağ döneminin karanlık bir dönem olduğunu ifade eden görüşe göre, iktisadi düşünce Yunan filozofları ile başlamış Roma döneminde devam etmiş ve Roma döneminden Aquinas’a kadar geçen dönemde iktisadi düşünceye ciddi herhangi bir katkı yapılmamıştır. Bu yıllara ünlü iktisatçı Schumpeter “büyük boşluk” ismini takmıştır. İktisadi düşüncenin gelişimi açısından bu bakış açısının mümkün olmadığını ifade etmek üzere bildirimi kaleme alırken araştırmalarım esnasında yeni basılan bir kitap olduğunu görmek beni heyecanlandırmıştı.

Başlığı ile dikkatimi çeken bu kitabı edinmek benim için zaruri bir hal almıştı. Uzun yıllar Avrasya ve Orta Asya üzerinde çalışmalar yürüten dünyanın saygın üniversitelerinde eğitim gören Frederıck Starr tarafından kaleme alınmış bu kapsamlı eser, Türkçeye Yusuf Selman İnanç tarafından çevrilmiştir. 681 sayfalık bu kıymetli eser Kronik Kitap tarafından basılarak okuyucunun istifadesine sunulmuştur.

Kitap konusu itibariyle önemli bir soruya karşılık vermektedir. Avrupa, Orta Çağ döneminde yeterince üretken olmayan, bilimsel anlamda bir şeylerin geliştirilemediği bir atmosfer içerisinde iken, Orta Asya özgür düşüncenin, bilimsel bilginin, ticaretin, sanatın, tarımın ve sanayinin döneminin zirvesinde olduğu bir zamanı yaşamaktadır. Kitap tam olarak bu konuya açıklık getiren tarihsel bilgilerle doludur. Orta Asya’nın İslamiyet ile tanıştığı dönemden Timurlular Devleti’nin yıkılmasına kadar geçen süre zarfında bölgenin bilimsel, teknolojik ve entelektüel anlamda ne denli zengin bir altyapıya sahip olduğunu gözler önüne sermektedir. Bölgenin ekonomik olarak öneminden, entelektüel faaliyetlerden, askeri ve idari durumuna kadar pek çok konuda fikir sahibi olmamıza yardımcı olan bu eser literatürde bir boşluğu doldurmaktadır.

Yazar eserinde, Ortaçağ dünyasının bilimsel, ticari ve siyasi merkezi olarak Orta Asya’yı işaret etmektedir. 1548-1600 yılları arasında Avrupa’da Giordano Bruno dünyadan başka gezegenlerin bulunduğunu söylediği için kazığa bağlanıp diri diri yakılırken, 999 senesinin Orta Asya’sında kâinatta yalnız olmadığımızı, başka güneş sistemlerinin olduğunu tartışabilen bir fikir ikliminin olduğunu gösteren deliller eserde yer almaktadır. Kadim Orta Asya şehirleri Merv, Nişabur, Semerkant, Buhara ve Urgenç, bilim, sanat, zanaat, ticaret alanında bir yıldız gibi parlamaktadır. Bu şehirler öylesine gelişmiş bir entelektüel iklime sahiptir ki dönemlerinden itibaren günümüze dek pek çok alanda üstat kabul edilen âlimlerin yetişmesine zemin hazırlamıştır. İbn-i Sina, Biruni, Gazali, Harezmi, Ebu Nasr Mansur bin Irak (İkinci Batlamyus), Fergani, Uluğ Bey, Farabi gibi âlimler bu entelektüel hareketlilik sayesinde var olmuştur. Eser, bu entelektüel coşkunluğun başlangıç ve bitiş tarihleri olarak belirtilen 750-1150 seneleri arasında yaşanan iktisadi, sosyal, siyasi ve bilimsel gelişmeleri ele almaktadır.

Bilim tarihi araştırmaları içerisinde genellikle İbn-i Sina, Harezmi, Farabi ve Gazali gibi ilim adamları Arap olarak tanımlanmaktadır. Eserde bu durum fahiş bir hata olarak nitelendirilmektedir. O dönemde Arapçanın tüm İslam âleminde ortak dil olarak tayin edilmesi münasebetiyle düşünürler eserlerini kahir ekseriyetle Arapça kaleme almışlardır. Ancak bu durum bu düşünürlerin Arap olduğunu göstermemektedir. Yazar eserinde delilleriyle birlikte, bu dönemde bilim, felsefe ve matematik alanında çağına ışık tutan âlimlerin yüzde doksanının Orta Asyalı olduğunu ve bu insanların ana dillerinin İrani ya da Türki bir lisan olduğunu ifade etmektedir. Eserde, isimleri daha önce zikredilen pek çok kadim kentte, kütüphanelerin, rasathanelerin bulunduğu, mimarının çok gelişmiş olduğu, ticaret ile gelen genel bir refahın bulunduğunu ifade etmektedir.

Eser üç soru üzerinden şekillenmektedir. Birinci soru Orta Asyalı bilim adamları, filozoflar ve düşünürler dünya bilim tarihine katkı sağlayacak ne gibi çalışmalar gerçekleştirmiştir? Yazar eserinin başında bölgede yetişmiş bilim insanlarının katkılarını genel hatları ile izah etmiştir. Daha sonra eser ikinci bir soruya cevap arayarak ilerlemektedir. Buna göre ilim insanları insanlık tarihine mal olacak bu fikirleri hangi saikle ve neden üretmiştir? Ayrıca bu fikirleri üretebilecekleri entelektüel yaşam ortamı nasıldır? Eser bu sorunun cevabını ararken, kadim kentlerdeki idari, ticari, siyasi, sosyal ve kültürel hayatın kodlarını ele alarak, bu kentlerin tarihsel süreç içerisindeki önemlerini izah etmiştir. Eserin son bölümlerinde cevabının arandığı soru ise daha çetrefilli ve zor bir sorudur. Buna göre bu denli muazzam bir ilerleme nasıl ve neden son bulmuştur? Eser bu üç soru etrafından şekillenerek okuyucuya tatminkâr cevaplar vermektedir.

Eser; bölgenin bilimsel, kültürel ilerlemesine dair incelemeler yaparken aynı zamanda Orta Asya’nın bir kentler bölgesi olmasından yola çıkarak, Orta Asya kentlerinin büyüleyici güzelliklere sahip bir yapıda olduğunu ifade etmektedir. Örneğin kitapta bugünkü Afganistan ve Özbekistan sınırları içerisinde yer alan Belh’in o dönemde ne denli göz kamaştırıcı olduğu, Semerkant’ın ticaretteki üstünlüğü, Buhara’nın ilim merkezi oluşu gibi özellikleri akıcı bir dille anlatılarak, okuyucunun kentleri gözünde canlandırmasına vesile olmaktadır. Arap fetihlerinden önce oluşmuş ilerlemiş kent yapısının, kendine has bir karakterinin olduğu ve bu kentler içerisinde doğup büyümüş Orta Asyalı idarecilerin İslam âleminin yeni başkenti olacak Bağdat’ın Orta Asya kentlerinden etkilenerek kurulduğu ifade edilmektedir. Yazar, Bağdat’ın kuruluşunda kadim Orta Asya kenti Merv’den ciddi anlamda etkilenildiğini iddia etmektedir. Ayrıca iki asır boyunca dünyanın en büyük ve hareketli kenti olan Bağdat’ın kültürel, sosyal ve iktisadi hayatı Orta Asyalılar tarafından şekillendirildiğini ifade etmektedir.

Söz konusu kitapta, Orta Asya’da filizlenen bilimsel çalışmalardan etkilenen Halifelerin benzer kurumları Orta Doğu’da özellikle Bağdat’ta kurmaya gayret ettiğine dair deliller sunulmuştur. Halife Memun’un kurdurduğu Beyt’ül Hikme bu kurumların başında gelmektedir. Beyt’ül Hikme bir akademi gibi çalışan, âlimlerin toplandığı ve bilimsel tartışmalar yaptığı önemli bir kurum olarak göze çarpmaktadır. Ayrıca Halife Memun kendi döneminde Merv’de gelişen rasathanenin benzerini Bağdat’ta da kurmuştur. Çalışmada dikkati çeken husus Bağdat’ta kurulan ve dönemin bilimsel gelişmesine katkı sağlayan pek çok kurumun kuruluşunda ve işleyişinde Orta Asya’da uygulanan metotlar uygulanmış ve kurumların kurucuları genellikle Orta Asya’dan Bağdat’a gelip, yerleşen kimselerin olmasıdır. Bağdat’taki ilim meclislerinde bulunan Orta Asyalılar bir hayli fazladır. Yazarın Heinrich Suter’in çalışmalarına atıfla çalışmasında yer verdiğine göre Abbasilerin ilk döneminden itibaren 515 tane gökbilimcinin ve matematikçinin doğum yerleri tespit edilmiştir. Bu çalışmaya göre eserlerini Arapça kaleme alan bu ilim adamlarının pek çoğu Orta Asya kökenlidir. Elbette Orta Asyalı bilim insanlarının yapmış oldukları katkılar son derece etkili ve önemlidir. Diğer taraftan Bağdat’ta yer alan Arap ilim adamlarının da bilimsel ilerlemeye önemli katkılarının olduğunu söylemek ve bir hakkı yerine getirmek gerekmektedir. Kufeli bir Arap olan Kindi, Horasan bölgesinin başkenti Tus’ta büyümüş olmasına rağmen köken olarak Arap olan Cabir bu bilim insanlarından bir kaçıdır. Esere göre bu dönemde ilimle meşgul olan kimselerin pek çoğu ömürlerinin büyük bir kısmını seyahat ile geçirmişler ve bir nevi seyyah âlimler olarak nitelendirilmişlerdir. Harezmi, Farabi, İbn-i Sina ve Biruni gibi pek çok âlim hayatlarını seyahat ederek geçirmişlerdir.

Eserde Orta Doğu’da bilimsel ilerlemenin yaşandığı pek çok şehirde Orta Asya’nın etkisinin olduğu üzerinde durulmuştur. Kitabın ilerleyen sayfalarında Orta Doğu’da yaşanan gelişmelerden yeniden Orta Asya’ya bir dönüş yapılarak, Orta Asya’nın yükselen yıldızı Horasan üzerinde ciddiyetle durulmuştur. “Güneşin Üzerine Doğduğu Belde” olarak nitelendirilen Horasan İslam İmparatorluğu’nun kilidi olarak değerlendirilmiştir. Nişabur bu bölge içerisinde öne çıkan bir kent olarak geniş bir biçimde incelenmiştir. Nişabur canlı bir entelektüel iklime ve kozmopolit bir yapıya sahiptir. Zerdüştlerin, Hristiyanların ve dahi Budizm geleneklerine bağlı bir kesimin olması kenti fikri açıdan zinde tutmaktadır. Horasan bölgesi genç İslam dünyasında başka hiçbir bölgenin olmadığı kadar, özgür düşünceli, kuşkucu ve gelenek karşıtı insan yetiştirmiştir. Razi, Hivi ve İbn-i Ravendi gibi pek çok isimsiz zındık örneği (kitapta yer alan tabirdir, bana ait değildir) bu bölgede yetişmiştir. Bu durum Horasan’ın ve Orta Asya’daki toprakların birçok kısmının açık bir fikir çarşısı haline geldiğini göstermektedir.

Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde Samani Hanedanlığına da yer verilmiştir. Bağdat’taki halifeliğin zayıflaması ile birlikte yükselen Samani Hanedanlığı İsmail Samani tarafından ilerletilmiştir. İktidarın merkezi olarak Buhara belirlenmiş ve Buhara Horasan, Fergana  Vadisi, Harezm ve bugünkü Afganistan başta olmak üzere Orta Asya’nın başkenti olmuştur. Samanilerin iktisadi başkenti ise Semerkant’tır. Semerkant bu dönemde dünyanın pek çok bölgesine mal ihraç eden tüccarlarla dolu bir şehir olarak, o dönemde dünyanın ticaret başkentlerinden biri olarak görülmektedir. Eserde Samanilerin ticarette ne kadar etkili olduklarını göstermek için kullandıkları paranın dünya genelinde geçerliliği ile ilgili bilgilere yer verilmiştir. Buna göre, Samanilerin bastıkları ve uluslararası ticarette kullandıkları Altın sikkenin Roma dinarından beri dünya genelinde en fazla kabul gören sikkelerden biri olduğu ifade edilmektedir. Kitaba göre Orta Asya’daki bütün selefleri gibi Samani Devleti de her biri kendi yerel hanedanlığına, geleneksel elitine ve iktisadi kültürel seçiciliğine sahip geniş bir kent kompleksinin kümelenmesi şeklindedir. Diğer taraftan Samani Hanedanlığı’nın hüküm sürdüğü yıllarda oluşan fikir ikliminden faydalanarak yetişen İbn-i Sina, Biruni gibi âlimlerin varlıklarına ve aralarında geçen fikirsel münakaşalara yer verilmiştir.

Eserin ilerleyen sayfalarında Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacip gibi tarihe mal olmuş pek çok Türk’ten de bahsedilmiştir. Karahanlılar dönemi, Gazneliler dönemi eserde yer almakta ve yazar bu dönemi Orta Asya üzerine önemli çalışmalar yapan Vasil Bartold’un aksine edebi, fikri ve zihinsel açıdan yaratıcı bir dönem olarak değerlendirmektedir. Ancak yazar, Gazneli Mahmut ile ilgili olarak hoş karşılanmayacak tespitlere yer vermektedir. Yazara göre, Gazneli Mahmut acımasız, tamahkâr, inatçı, sabırsız ve hoşgörüsüz bir kişiliğe sahiptir. Yazar Gazneli Mahmut’un kişiliği ve hükümranlık süreci içerisinde gerçekleştirdiği eylemlere sürekli olarak eleştiri getirmiştir. Bu konu ile ilgili yeterli bir bilgiye sahip olmadığım için yorum yapmaktan kaçınıyorum.

Yazar eserinde Selçuklu döneminde yaşamış âlimlere de yer vermiştir. Gazali ona göre hakikatin peşinde koşan, İslam âleminin en etkili, en güçlü ve de en zengin âlimlerinden biridir. Yazara göre, Nizamiye Medreselerinin en önde gelen âlimlerinden olan Gazali, rasyonel düşünceye acımasız bir şekilde saldıran, özgür entelektüel sorgulamanın çöküşüne neden olan kişilerden biridir. Hatta Gazali, İbn-i Sina ve Farabi’yi zındık olarak ilan etmiştir. Diğer taraftan yazar, Selçukluların ünlü veziri Nizamülmülk’e de kitabında yer vermiştir. Nizamülmülk’ün yazdığı Siyasetname yazara göre, İslami Orta Çağ’da idare sanatının en kapsamlı anlatımı olarak tarihteki yerini almıştır.

Yazar 750-1150 yılları arasında yaşamış olan birçok hükümdar, bilim insanı, din âlimi, asker hakkında kapsamlı bilgilere yer vermiş ve dönemin şehirlerini bir romancı ustalığıyla anlatmıştır. Yazar Orta Asya’nın şatafatlı döneminin Moğollarla birlikte sona erdiğini kitabının 13. Bölümünde ifade etmiştir. Yazara göre görkemli Orta Asya Moğol saldırıları ile birlikte uzun süreli iktisadi ve kültürel çöküntü yaşamıştır. Bu Moğol asrının getirdiği çöküntünün tamiri çok uzun zaman almıştır. Kitabın 14. Bölümünde Orta Asya’daki son büyük kültürel ve entelektüel faaliyet patlamasının Moğol istilasından sonra Timur ile yaşandığı ifade edilerek, Timur döneminin iktisadi, siyasi, sosyal yapısı incelenmiştir.

Kitap, Orta Asya’nın ne denli zengin bir miras üzerinde olduğunu tarihi sürece dayanarak anlatmaktadır. Eserde, geçmişten gelen zengin miras, kültürel zenginlik ve bilimin desteklenmesinin sonucu olarak bölgede tarih içerisinde en köklü ve gelişmiş medeniyetlerin oluştuğu anlatılmaktadır. Orta Asya bu dönemde tam bir Aydınlanma Çağı yaşamıştır. Kitapta bu aydınlanma çağı çok yönlü olarak incelenmiştir. Eserde karşı çıkılacak, yeni araştırmalara neden olabilecek birçok yön olmakla birlikte, Kayıp Aydınlanma kitabı tarihin unutulmuş bir devrinin izini sürmesi nedeniyle tarih, sosyoloji, ekonomi, edebiyat, bilim tarihi, bölge tarihi üzerine çalışma yapanların okuması gereken önemli bir kaynak olarak görülmektedir.

1986 Tokat. Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümünde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. İktisat politikaları ve enerji politikaları üzerine çalışmalarını sürdürmektedir. Evli ve iki kız çocuğu babasıdır.

KAYA, H. İbrahim (1986, Tokat) Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümünde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. İktisat politikaları ve enerji politikaları üzerine çalışmalarını sürdürmektedir. Evli ve iki kız çocuğu babasıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Linda Barbara

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Vestibulum imperdiet massa at dignissim gravida. Vivamus vestibulum odio eget eros accumsan, ut dignissim sapien gravida. Vivamus eu sem vitae dui.

Recent posts

Amerika’nın Kuruluşunda İslam’ın Etkisi

  Amerika Birleşik Devletleri’ne köle olarak getirilmiş, okuma yazma bilen Afrikalı bir Müslüman'a ait 1830'lardan kalma el yazması anılar ABD Kongre Kütüphanesi tarafından satın alınıp...

Türkiye Notları dergisi ‘Birinci Meclis’ başlıklı 10. sayısı ile okuyucu ile buluşuyor.

Dergimizin bu sayısında, Birinci Meclis’in Ankara’da toplanmasının 100. yılı anısına sadece bu Meclise odaklanan makalelerden oluşan bir dosya hazırladık. Bu çerçevede Prof. Dr. Ahmet...

1920-1923 Yılları Arasında Meclis Zabıtlarında Türk, Türklük, Türkçülük

İstanbul’daki meclisin dağılmasından sonra Mustafa Kemal seçim çağrısı yaparak milletvekillerini Ankara’da toplamış 23 Nisan 1920’de meclis açılmıştır. Bu yıl içinde Ankara Hükümeti Yunan, Ermeni,...

Hamdullah Suphi Tanrıöver’in Milli Mücadeledeki Faaliyetleri

         Hamdullah Suphi Tanrıöver(1885-1966) soylu bir aileden gelmiştir. Dedesi, ilk Maarif Nazırı Abdurrahman Sami Paşa’dır. Babası Kocaemioğlu Suphi Paşa’dır. Maliye, Nafia, Evkaf ve Maarif...

Üç Umur Bugay

Türk toplumu 1950’li yıllardan itibaren oldukça dinamik bir süreç içerisinde gözükmektedir. Bu dinamizmi yaratan en önemli kaynağın köyden kente göç olduğu söylenebilir. Yeterli istihdam...

Recent comments