Ana Sayfa 5-6. Sayı Soğuk Savaş Sonrası Türkiye’nin Orta Asya Politikası

Soğuk Savaş Sonrası Türkiye’nin Orta Asya Politikası

Author

Date

Category

Özet: Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Soğuk Savaş sona ererken Türk Dış Politikası (TDP) da fark edilir bir dönüşüm sürecine girmiştir. Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan bu süreçte bağımsızlıklarını kazanırken Orta Asya da Türkiye’nin etkinlik kazanabileceği bir bölge olarak ortaya çıkmıştır. Bu çalışma, TDP’nin Soğuk Savaş sonrası Orta Asya özelinde izlediği süreci, etkile/n/diği f/aktörlerle ilişkileri bağlamında ekonomik, siyasi ve kültürel veçhelerden irdelemeye yöneliktir. Bu çerçevede Türkiye-Orta Asya ilişkilerinde tarihsel bağların ve kültürel değerlerin Sovyetler Birliği döneminde yaşanan uzun kopukluktan olumsuz etkilenişi irdelenmiştir. Ayrıca günümüz Türkiye-Orta Asya ilişkilerinin geldiği nokta da eleştirel bir perspektiften analiz edilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Türkiye, Rusya, Soğuk Savaş, Orta Asya

Giriş

         Soğuk Savaş döneminde (1945-1991) Türkiye-Orta Asya ilişkileri uluslararası sistemin iki kutuplu yapısına ve Türkiye-SSCB gündemine göre şekillenmiştir. Nitekim Türkiye’nin Batı bloğundaki varlığı ve Orta Asya’nın da Sovyetler Birliği’nin parçası olmasıyla müstakil anlamda Türkiye-Orta Asya ilişkilerinden bahsetmek hemen hemen imkânsızdır. Bu dönemde Türkiye’nin Sovyetler Birliği’ni ve komünizmi tehdit olarak algılaması ve Orta Asya’nın da uzaklığı bir yana bağlı bulunduğu SSCB yönetiminin “demir perde” anlayışıyla dış dünyaya kapalı olması Türkiye’nin bölgeyle ilişkilerini olumsuz etkilemiştir. Öte yandan NATO’nun güney kanadında (southern flank) ABD’nin Sovyetler’i çevrelemeye (containment) matuf uzak karakol vasfı ve Orta Asya halklarıyla tarihsel ve kültürel mirasa sahip Türkiye de pek tabii Sovyet yönetimince genellikle tehdit olarak algılanmış ve bölgeyle doğrudan ilişki kurması mukabilince olabildiğince engellenmiştir.

1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla işaret fişeği atılan Sovyetler Birliği’nin dağılma süreci Türkiye-Orta Asya ilişkilerinin de ivmelenmesine fırsat vermiştir. SSCB merkez yönetiminin federasyonu oluşturan diğer bağlı cumhuriyetlerde olduğu gibi Orta Asya üzerindeki sıkı kontrolünü kaybetmesiyle söz konusu ülkeler de fırsattan istifade özerkliklerini genişletirken 1991’de de bağımsızlıklarını ilan etmeleriyle Türkiye, Orta Asya ülkeleriyle doğrudan ilişki kurabilmiş ve ivedilikle Orta Asya ülkelerine üst düzey ziyaretlerle muhtelif işbirliği anlaşmaları imzalamıştır. Örneğin; 5 Aralık 1990’da Türkiye- Kazakistan arasında Kültürel İşbirliği Sözleşmesi imzalanırken (Andican, 2009:526) akabinde dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal Mart 1991’de geniş bir işinsanı heyetiyle Rusya, Ukrayna, Kazakistan ve Azerbaycan’a ziyaret gerçekleştirmiştir (Aydın, 2004:3). Bu noktadan hareketle Türkiye’nin Orta Asya ülkeleriyle daha ilk baştan sadece tarihsel ve kültürel mirasa sahip çıkmak değil aynı zamanda siyasî ve ekonomik ilişkilerini katalize etmek istediği belirtilebilir. Türkiye’nin bölgeye yönelişi Orta Asya ülkelerinden de sıcak bir karşılık bulmuş ve Eylül 1991’de dönemin Kazakistan Devlet Başkanı Nur Sultan Nazarbayev, Aralık 1991’de ise dönemin Türkmenistan, Özbekistan ve Kırgızistan Devlet Başkanları Saparmurad Niyazov, İslam Kerimov ve Askar Akayev de Türkiye’yi ziyaret etmişlerdir.

SSCB’nin dağılmasının netleşmesiyle Orta Asya devletlerin de bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. 8 Aralık 1991’de Rusya, Ukrayna, ve Beyaz Rusya’nın Minsk’te imzaladıkları anlaşmayla Bağımsız Devletler Topluluğu’nu (BDT) kurmaları sonrasında Orta Asya Cumhuriyetleri’nin bu oluşuma katılma kararları Türkiye’yi harekete geçirmiştir. Böylece Türkiye bu gelişmeler üzerine SSCB  resmen dağılmadan 16 Aralık 1991’de Orta Asya Cumhuriyetleri’ni ilk tanıyan devlet olmuştur (Aydın, 2015:379). SSCB’nin 25 Aralık 1991’de dönemin SSCB Genel Sekreteri Mikhail Gorbaçov’un görevinden istifa etmesiyle resmen yıkılması sonucunda Türkiye-Orta Asya ilişkileri uzun bir kopukluk döneminden sonra tekrar başlamıştır.

1990’larda Türkiye-Orta Asya İlişkileri

         SSCB’nin yıkılmasının ardından Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan’ın bağımsızlıklarını kazanması Türkiye’nin bölgeye ilgisini artırmakla kalmamış o dönem Orta Asya’yı Kafkasya ve Balkanlarla birlikte TDP’nin gelişebileceği potansiyel yeni alan haline getirmiştir. Nitekim Türkiye’deki dönemin en üst siyasilerinin “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne” Türk Dünyası’ndan ve 21. yüzyılın “Türk asrı” olacağını ifade etmeleri bu heyecanı göstermiştir. Türkiye’nin Türk Cumhuriyetleriyle tarihsel ve kültürel mirası ilişkilerin temeli ve en çok atıf yapılan boyutu olagelmiştir. Bu bağlamda Türkiye, Türk Cumhuriyetleri’nin bağımsızlıklarını tanımasının ardından söz konusu devletlerle başta siyasî, ekonomik, kültürel ve diplomatik alanlarda ilişkilerini aktif ve hızlı bir şekilde ilerletmenin çarelerini kollamıştır.

Türkiye evvel emirde bölge ülkeleriyle diplomatik ilişkiler tesis ederek hızla büyükelçilikler açarken dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, 27 Nisan-3 Mayıs 1992 tarihlerinde Orta Asya’yı ziyaret ederek 1,1 milyar ABD Doları ithalat kredisi ve çeşitli alanlarda yardım sözü verirken Rusya’nın bölgedeki konumunu göz ardı edip Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ne Ruble bölgesinden çıkmalarını salık vermiştir. Bunun yanında bölgedeki enerji kaynaklarının boru hatlarıyla Türkiye üzerinden taşınması konuları görüşülmüş ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nin Latin alfabesine geçişi de teşvik edilmiştir (Aydın, 2015:384). Görüldüğü üzere Türkiye SSCB’nin dağılmasını fırsat bilerek Batı’nın da yönlendirmesiyle Rusya’nın bölgedeki ekonomik ve kültürel varlığına karşı bir siyaset geliştirmiştir. Ayrıca Türkiye’nin bu dönemde Orta Asya ile siyasî ilişkileri kayda değer şekilde artmıştır. Örneğin, bölge ülkelerini ziyaret eden Türk bürokratlarının sayısı 1200’ü geçerken (Aydın, 2015:382) 1993 Şubat’ına kadar Türkiye ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri arasında 140’tan fazla anlaşma imzalanmıştır (Robins, 1993:603). Bölgeye yapılan üst düzey ziyaretler dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Nisan 1993’teki Türk Cumhuriyetleri’ne geniş kapsamlı ziyaretiyle taçlanmıştır.

Orta Asya’yla temasların artmasıyla Türkiye kendi kurumsal yapısında da dönüşüm tesis ederek ilişkilerini güçlendirmeyi arzulamıştır. 1992’de Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA) Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ne yönelik yapılacak yardımları koordine etmesi amacıyla kurulurken, 1993’de de kültürel ilişkilerin geliştirilmesi için Türk Cumhuriyetleri ve Türkiye’nin katılımıyla Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) kurulmuştur. Ayrıca Türkiye, Türk Cumhuriyetleri’yle işbirliğini artırmak için söz konusu ülkelerin Devlet Başkanlarını düzenli aralıklarla bir araya getirme noktasında girişimlerde bulunmuştur. Böylece Ekim 1992’de Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Kazakistan ve Azerbaycan’ın katılımıyla “Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirvesi” ilk defa Türkiye’de gerçekleştirilmiştir.

Yukarıda sayılan hummalı faaliyetlerin sonucunda eğitim ve ekonomi alanlarında da Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’yle ilişkilerin derinleştiği görülmektedir. Zira Türkiye 1991’de bölge ülkelerinden gelen öğrenciler için “Büyük Öğrenci Projesi” burs programını başlatmış (Aydın, 2015:384-385) ve bu kapsamda dönemin Türkiye’si için oldukça yüksek sayılacak şekilde on bin Orta Asyalı öğrenci Türkiye’deki üniversitelere burslu kabul edilmiştir. Böylece Orta Asya’dan pek çok öğrenci Türkiye’de eğitim görme olanağı yakalarken bu projenin en büyük sorunu sürdürülebilirliği hesaba katmaması sonucunda ilerleyen yıllarda kabul edilen öğrenci sayısındaki trajik düşüşle on yılda kabul edilen öğrenci sayısı toplamda ancak on yedi bin olmuştur. Ayrıca Türkiye bölge ülkeleriyle eğitim alanında işbirliği yapmak üzere ortak devlet üniversitelerinin kurulması için de adımlar atarak Ahmet Yesevi’nin medfun bulunduğu  Türkistan’da (Kazakistan) Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi ile Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te Uluslararası Türk-Kırgız Manas Üniversitesi’ni kurmuştur. Eğitim alanındaki bu gelişmelere paralel 1992’den itibaren Türkiye’nin Orta Asya ülkeleriyle dış ticareti de artış göstermiştir. Bu çerçevede 2000’de ihracatı 346 milyon ABD Doları ve ithalatı da 548 milyon ABD Doları ile toplam dış ticaret hacmi 894 milyon ABD Doları’na ulaşmıştır (TÜİK, 2019). Ayrıca Türkiye Eximbank’ının bölge ülkelerine açtığı krediler çerçevesinde 1992’de Özbekistan’la 250 milyon ABD Doları, Kazakistan’la 200 milyon ABD Doları ve Kırgızistan’la da 75 milyon ABD Doları kredi anlaşması imzalanmıştır (Turgut, 2001:169).

Türkiye ve Orta Asya ilişkileri her alanda gelişmesine rağmen istenilen ve beklenilen düzeye ulaşamadığı ortadadır. Bu durumun birçok sebepten kaynaklanmaktadır. Rusya’nın bölgeyle siyasî, ekonomik ve kültürel bağları Türkiye’yle Orta Asya Türk Cumhuriyetleri arasındaki ilişkileri olumsuz etkilemiştir. Orta Asya ülkeleri bağımsızlıkları öncesinde yaklaşık iki yüzyıl Çarlık Rusya’sı ve SSCB bünyesinde kalmış ve birçok alanda Moskova’ya bağımlı duruma gelmişlerdir. Orta Asya Türk Cumhuriyetleri de bunu dikkate alarak Türkiye’yle ilişkilerini geliştirirken Rusya’yı da karşılarına almak istememişlerdir. Nitekim Ekim 1992’deki Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirvesi’nde Türkiye’nin Türk Ortak Pazarı ile Türk Kalkınma ve Yatırım Bankası kurulması önerisi dönemin Orta Asya Türk Cumhuriyetleri Devlet Başkanları tarafından tedirginlikle karşılanmıştır (Aydın, 2015:388-389).

Türkiye’nin Orta Asya siyasetinde bölge ülkelerinin zayıf ve güçlü yönlerini karşılaştırmaksızın toptancı yaklaşımı da ilişkileri olumsuz etkileyen bir diğer faktördür. Bağımsız beş Orta Asya Cumhuriyeti’nin farklı dış politikaları bir yana söz konusu devletler arasında SSCB’nin 1924 ve 1936 sınır düzenlemelerinden kaynaklanan etnik, dinî, sınır ve su problemleri bağımsızlık sonrasında su yüzüne çıkmıştır. Öte yandan TDP karar vericileri ve uygulayıcıları ise bu sorunları göz ardı ederek hızlı bir şekilde bölgeyle ilişki kurmaya çalışmışlardır. Dahası Türkiye’nin 1990’lardaki siyasî ve ekonomik bakımdan sınırlı gücü ve bölge ülkelerinin yapısal sorunlarına dair Türkiye’nin kapasitesinin ötesindeki talepleri ve bu talepleri karşılamadaki hissedilir yetersizliği bölge ülkeleriyle ilişkileri etkileyen bir diğer etkendir. Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nin Türkiye’den beklediği ekonomik desteği yeterince alamaması bu ülkelerin diğer alternatiflere yönelerek ilişkilerini çeşitlendirmesine yol açmıştır. Bağımsızlıkları sonrasında özellikle petrol ve doğalgaz gibi hidrokarbon  rezervlerine sahip Kazakistan ve Türkmenistan ile Batılı ülkelerin doğrudan temasa geçmesi Türkiye’yi gölgede bırakmıştır. Son olarak Rusya’nın 1993’de “Yakın Çevre Doktrini” kapsamında Orta Asya ve Kafkaslara dönmesi ve dönemin ABD’deki Clinton hükümetince bölge için “Önce Rusya” (Russia First) politikası eşliğinde bu ülkenin bölgedeki varlığını derinleştirmesiyle Türkiye’nin SSCB’nin dağılmasıyla beliren iştahına gem vurulmuştur. Ayrıca İran ve Çin gibi bölgesel aktörlerin ve AB gibi küresel aktörlerin de Orta Asya’ya artan ilgisi Türkiye’nin bölgedeki etkisini ve hareket kabiliyetini oldukça sınırlamıştır.

Görüldüğü üzere TDP karar alıcıları ve uygulayıcıları SSCB’nin yıkılmasının akabinde Orta Asya’da gözle görülür aktif bir dış politika izlemiş ve bu bölgenin de tarihsel ve kültürel mirasa paralel doğrudan Türkiye’nin etkisi altına gireceği düşünülmüştür. Dahası bu belirsiz dönemde heyecanla Rusya’nın bölgedeki gücü ve etkisi hafife alınırken aynı orantısızlıkla Türkiye’nin Orta Asya’daki rolü haddinden fazla büyütülmüştür hatta abartılmıştır. Daha da önemlisi bütün bunlar Türkiye’nin bölgeyle ilişkilerindeki uzun kopukluğun görmezden gelinmesi ayaklarını yere basan, tutarlı ve rasyonel bir Orta Asya politikasının ortaya konmasını zorlaştırmıştır. Ancak Türkiye genelse küresel özelde bölgesel gücü ve kapasitesinin farkına vardıkça Orta Asya’daki Rus etkisini daha iyi kavramıştır. Yukarıda belirtilen nedenlerin de etkisiyle evdeki hesap çarşıya uymayınca Türkiye, Orta Asya politikasında değişikliğe giderken Rusya’yı ekarte etmek yerine işbirliğiyle hareket etmeyi mümkün kılacak ve böylece bölgedeki etkisini uzun vadede artırmayı öngören bir dış politika yaklaşımı benimsemiştir. Böylece Türkiye-Orta Asya ilişkilerinin Türkiye-Rusya ilişkilerinden bağımsız sağlıklı bir şekilde yürütülemeyeceği düşüncesi şekillenmeye başlamıştır. Bu bakış açısı özellikle Türkiye’deki 5 Nisan 1994 ekonomik kriziyle 1990’ların ikinci yarısında başlasa da asıl pratik 1999 ve 2001 ekonomik krizleriyle derinlemesine pekişmiştir. Bu yaklaşımı enerji alanında Türkiye ve Rusya arasında 1997’de imzalanan Mavi Akım Doğalgaz Boru Hattı Anlaşması da beslemiştir. (Erşen, 2013:31). 2001’e gelindiğinde ise iki ülke Avrasya’da İşbirliği Eylem Planı’nı ilan ederek (Bilgin ve Bilgiç, 2011:186) ortak adımlarını bir başka safhaya taşırken Türkiye’nin Orta Asya politikası da yeni milenyumda başka bir çerçeveye evirilmiştir.

2000’lerde Türkiye-Orta Asya İlişkileri

         2000’ler Türkiye’nin Orta Asya politikası Rusya’yla imzalanan Avrasya’da İşbirliği Eylem Planı çerçevesinde şekillenmiştir. Türkiye ve  Rusya 2001’de imzalanan anlaşmayla her iki ülke de Orta Asya ve Kafkasya’da rekabet yerine işbirliğini tercih edeceklerini deklare etmişlerdir. Bu bağlamda Türkiye, bölgede siyasî işbirliğinden ziyade kültürel ve ekonomik ilişkilerini artırmaya yönelirken Rusya’yla ilişkileri bozmamak en önemli amaçlardan birisine dönüşmüştür. Ayrıca SSCB sonrasında Türkiye’nin ilişkilerini geliştirebileceği tek bölgenin sadece Orta Asya olmadığı gibi daha da önemlisi asıl Rusya olduğu düşüncesi TDP’de giderek ağırlık kazanmıştır. Nitekim 2000’lerde Türkiye-Rusya ticarî ilişkilerinin oldukça gelişmesi ve enerji ortaklığının ileri seviyelere taşınması bu durumu açık bir şekilde göstermektedir. Bu çerçevede Türk Akımı Projesi iki ülkenin enerji alanındaki işbirliğine billur bir örnektir.

Türkiye-Rusya Dış Ticareti (2010-2018)

Yılı İhracat İthalat Hacim
2010 4.628 21.600 26.228
2011 5.992 23.952 29.944
2012 6.680 26.625 33.305
2013 6.964 25.064 32.028
2014 5.943 25.228 31.171
2015 3.588 20.401 23.989
2016 1.732 15.162 16.894
2017 2.734 19.514 22.248
2018 3.400 21.989 25.389

Kaynak: TÜİK’den alınan veriler çerçevesinde oluşturulmuş olup rakamlar milyon ABD Doları cinsindendir.

Yukarıdaki grafikten de anlaşılacağı üzere Türkiye-Rusya ticaret hacmi 2000’lerde fark edilir derecede artmıştır zira 1990’ların başında 1.7 milyar ABD Dolarlık ticaret hacmi 2008’de 37.8 milyar ABD Dolarına ulaşmıştır. 2000’de Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı dokuzuncu ülke olan Rusya, 2008’de dördüncü sıraya yükselmiştir (Çelikpala, 2013:543). Tablodan da görüleceği üzere Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı 2013’de yaklaşık 7 milyar ABD Doları ile zirve yaparken, ithalatı da 2012’de 26 milyar ABD Dolarını aşarak en üst seviyesine çıkmıştır. Ayrıca Türkiye-Rusya dış ticaret hacmi 2012’de 33 milyar ABD Dolarını aşarak zirveye ulaşmıştır. Bu noktadan hareketle Türkiye, Rusya karşısında mütemadiyen net dış ticaret açığı verse de özellikle doğalgaz kaynaklı enerji ithalatı nedeniyle Rusya Türkiye’nin vazgeçemediği önemli bir ticaret ortağı olduğu aşikardır. Türkiye bu ticaret açığını Rusya’dan gelen turist sayısıyla kapatmaya çalıştığı söylenebilir. 2010 sonrasında Türkiye turizm pazarında giderek önemli bir yer edinen Rusya’dan 2015’te 1.864.682 turist gelirken Almanya’dan sonra en çok turist gönderen ikinci ülke olmuştur. 24 Kasım 2015’deki düşürülen Rus uçağının krize dönüşmesiyle 2016’da bu sayı  866.256 turiste düşerken Türkiye’ye en çok ziyaretçi gönderen ülke sıralamasındaki yeri de bir önceki yıldaki ikincilikten sekizinciliğe gerilemiştir (Okuyucu ve Somuncu, 2018:9).

Türkiye-Rusya ilişkilerinin gelişmesi Türkiye’nin Orta Asya politikasını da olumlu bir çerçevede etkilemiştir. Böylece Türkiye 1990’larda bölgeye yönelik izlediği agresif politika yerine 2000’lerde daha dengeli bir siyasetle enerjisini Rusya ile rekabet yerine bölgedeki ilişkilerini kurumsallaştırarak etkisinin uzun vadede artacağını öngörüsüyle hareket etmeyi benimsemiştir. Nitekim Türk devletleri arasındaki münasebetlerin geliştirilmesine katkı sağlayacak Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Zirvesi (Türk Konseyi), Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi (TürkPA) ve Uluslararası Türk Akademisi’nin (UTA) kurulması ilişkilerin kurumsallaşarak derinleşmesini göstermektedir. Bu bağlamda ilki 1992’de yapılan Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Zirvesi çeşitli tarihlerde toplanırken 2009’daki Nahçıvan Anlaşması’yla Türk Konseyi’ne dönüşmüştür. Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan ve Türkiye’nin kurucu üyesi olduğu Türk Konseyi, ortak Türk Dünyası kurumları için bir çatı kuruluş görevi üstlenirken Türk devletleri arasında siyasi, ekonomik, kültürel ve güvenlik gibi muhtelif birçok alanda işbirliği yapılmasını hedeflemektedir. Türk Konseyi adını almasının ardından ilk zirve 2011’de Almatı’da gerçekleşmiştir. Öte yandan Özbekistan ve Türkmenistan Türk Konseyi’ne katılması beklenen potansiyel ülkelerdir. 2008’de Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de kurulan TürkPA Türk devletlerinin parlamentoları arasında işbirliği gerçekleştirmesine yardımcı olmaktadır. Türk Dünyası’yla ilgili tarihi ve kültürel konularda bilimsel çalışmalar yapan UTA ise 2010’daki kuruluşundan bu yana faaliyetlerine Astana (yeni ismiyle Nursultan) merkezli olarak devam etmektedir. Bu bağlamda Türk Dünyası kurumları Türkiye ve Orta Asya ülkeleri arasındaki çok yönlü ilişkilerin gelişimine önemli katkılar sağlamaktadır.

2000’lerde Türkiye’nin Orta Asya ülkeleriyle ekonomik ilişkileri de önceki döneme göre önemli ölçüde gelişmiştir. Daha önce belirtildiği üzere Türkiye-Orta Asya dış ticaret hacmi 2000’de 894 milyon ABD Doları iken, 2013’de 7,8 milyar ABD Doları bulmuştur. Öte yandan bir karşılaştırma göstermesi bakımından 2013’de Türkiye-Rusya ticaret hacmi 32 milyar ABD Dolarıdır. Aşağıdaki tablodan Türkiye’nin bölgedeki ticarî ilişkilerinde Kazakistan ve Türkmenistan’ın iki önemli ortağı haline geldiği anlaşılmaktadır. 2012’de Türkiye-Kazakistan ticaret hacmi 3,1 milyar ABD Doları seviyelerine ulaşırken 2014’de Türkmenistan ile ticaret hacmi 2,8 milyar ABD Dolarına ulaşmıştır. Grafikten de anlaşılacağı üzere bu yıllar bahsi geçen ülkelerle ticaret hacminde zirve yakalanan yıllardır. Türkiye-Özbekistan ticaret hacmi ise dengeli bir seyir izlemiş ve 2018’de 1,7 milyar ABD Doları olarak gerçekleşmiştir. Kırgızistan ve Tacikistan ise Türkiye-Orta Asya dış ticaret hacmi bağlamında oldukça düşük olagelmiştir. Ayrıca bu noktada Türkiye ve Orta Asya uzaklığının ve ticaretin başka ülkeler üzerinden gerçekleşmesinin de ekonomik ilişkileri olumsuz etkilediği belirtilebilir. Diğer taraftan bölgede faaliyet gösteren dört binin üzerinde Türkiye merkezli veya Türkiye vatandaşlarının bölgede kurduğu firma bulunmaktadır. Örneğin, Türk müteahhitlik firmalarının bölgedeki gerçekleştirdiği projelerin toplam değeri ise şu ana kadar 86 milyar ABD Dolarını geçmiştir (Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, 2019).

Türkiye ve Orta Asya Ülkeleri Arasındaki Dış Ticaret Hacmi (2010-2018)

Yılı Türkmenistan Kırgızistan Özbekistan Kazakistan Tacikistan
2010 1.526 160 1.144 2.210 427
2011 1.886 232 1.294 2.942 496
2012 1.783 302 1.263 3.124 580
2013 2.611 425 1.377 2.799 654
2014 2.854 487 1.383 2.213 438
2015 2.415 371 1.200 1.859 366
2016 1.663 410 1.242 1.716 313
2017 1.440 486 1.503 2.209 352
2018 727 424 1.746 2.165 378

Kaynak: TÜİK’den alınan veriler çerçevesinde oluşturulmuş olup rakamlar milyon ABD Doları cinsindendir.

Günümüzde Kazakistan siyasî ve ekonomik açılardan Türkiye’ye en yakın ortak olarak öne çıkmaktadır. Ülkenin bağımsızlığından bu yana iki ülke arasında herhangi bir sorun yaşanmaması ilişkilerin sürekliliğine ve gelişimine önemli katkı sağlamıştır. Türkiye ve Kazakistan ikili ve çok taraflı işbirliğine önem vermekte ve ilişkilerini bu doğrultuda devam ettirmeleriyle 2009’da Stratejik Ortaklık düzeyine ulaşırken 2012’de ise Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi tesis edilmiştir. Dahası Türkiye ve Kazakistan yekdiğerinin dış politika girişimlerine destek vermekte ve çeşitli uluslararası konularda işbirliği yapmaktadır. Nitekim Kazakistan Kurucu Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in Türk Konseyi, TürkPA ve UTA’nın kurulması yönünde aldığı inisiyatifler Türkiye tarafından desteklenerek hayata geçirilmiştir. Ayrıca Kazakistan Suriye Krizi’nin diplomatik yollarla çözülmesi için Rusya, Türkiye ve İran’ın garantörlüğünde yapılan Astana Görüşmeleri’ne ev sahipliği yapmaktadır. Dahası Nazarbayev 2015’de Türkiye ile Rusya arasında yaşanan “Uçak Krizi” sonrasında iki ülke ilişkilerinin normalleşmesi için arabuluculuk yaparak önemli katkı sağlamıştır. Ekonomik ilişkiler noktasında ise Kazakistan bölgede Türkiye’nin önde gelen ticarî ortağıdır. Bütün bu gelişmeler Kazakistan’ı Türkiye açısından Orta Asya’da stratejik kardeş haline getirmiştir.

Türkiye-Kırgızistan ilişkileri Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi aracılığıyla kurumsal çerçeveye oturtulurken (Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, 2019) çok taraflı ilişkilerin gelişimine Türk Konseyi, TürkPA ve UTA gibi kurumlar katkı sağlamaktadır. Nitekim 6. Türk Konseyi Zirvesi 2018’de Türkiye, Kazakistan, Kırgızistan ve Azerbaycan Devlet Başkanları’nın katılımıyla Kırgızistan’ın Çolpon Ata şehrinde düzenlendiği gibi Kırgızistan’ın Oş şehri de TÜRKSOY tarafından 2019 Türk Dünyası Başkenti ilan edilmiştir. Öte yandan Türkiye-Özbekistan ilişkileri ise henüz istenilen seviyeden çok uzaktır. İki ülke ilişkilerinin 1995’de dönemin Özbekistan Devlet Başkanı Kerimov’a düzenlenen suikastta Türkiye’yi suçlaması ve Türkiye’de mukim muhaliflerini teslim etmeyi Türkiye’nin kabul etmemesiyle  bozulmuştur ve Kerimov’un vefatına kadar da bu çerçevede neredeyse yok denecek kadar soğuk cereyan etmiştir. Fakat 2017’de Türkiye-Özbekistan ilişkilerinin düzelme safhasına girdiği belirtilebilir. Nitekim Özbekistan’ın Türk vatandaşlarına vizesiz seyahat uygulamasını başlatması, Özbekistan Devlet Başkanı Şavkat Mirziyoyev’in Türk Konseyi’ne katılma niyetini ortaya koyması ve akabinde uzun bir aradan sonra 2017’de Özbekistan’ın Cumhurbaşkanı düzeyinde Türkiye’ye ziyaret gerçekleştirmesi ile 2018’de de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Özbekistan’a iade-i-ziyareti ilişkilerin geleceği açısından olumlu bir döneme evirildiğine işaret etmektedir. Türkiye-Türkmenistan ilişkileri ise bu ülkenin “daimi tarafsız ülke” statüsüne sahip olmasının da etkisiyle dengeli bir şekilde ilerlemektedir. Öte yandan Tacikistan diğer Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine kıyasla siyasî ve ekonomik bakımdan ilişkilerin daha düşük seviyede kaldığı bir ülke olarak belirtilebilir.

 

Türkiye’nin Orta Asya Ülkeleri’ne Kalkınma Yardımları (2013-2017)

Yılı Kazakistan Kırgızistan Türkmenistan Özbekistan Tacikistan
2013 39.30 131.55 15.76 7 2.95
2014 40.54 84.77 11.80 4.33 3.06
2015 24.4 98.36 3.18 4.65 0.70
2016 18.96 25.39 4.87 4.26 1.58
2017 20.38 18.16 2.28 5.68 2.98

Kaynak: TİKA 2013, 2014, 2015, 2016, ve 2017 Türkiye Kalkınma Yardımları Raporları’ndan alınan veriler çerçevesinde oluşturulmuş olup rakamlar milyon ABD Doları cinsindendir.

Son olarak belirtilebilecek bir husus da TİKA’nın bölgedeki faaliyetleridir. TİKA gerçekleştirdiği eğitim programları, teknik yardımlar ve projeler aracılığıyla Türkiye ve Orta Asya arasındaki ilişkilerin gelişmesine yadsınamayacak katkılar suna gelmiştir. Yukarıdaki tablodan görüleceği üzere Türkiye’nin bölgeye yönelik resmî kalkınma yardımları söz konusu süreçte yaklaşık 560 milyon ABD Doları olmuştur. Bölgede en fazla kalkınma yardımlarından pay alan iki ülke Kazakistan ve Kırgızistan iken Tacikistan ise en az payı alan ülkeyi oluşturmaktadır.

Sonuç

         Sovyetler Birliği dağılırken Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nin bağımsız olmasıyla TDP, bölgeye vurgu yapan ve ilişkilerin geliştirilmesi için bölge devletlerini önemseyen ve önceleyen bir siyaset izlemiştir. Bu siyaset anlayışı Türkiye’nin ulusal çıkarlarını gözettiği gibi uzun bir kopukluk döneminin ardından kardeş bir coğrafyayla yeniden buluşmanın heyecanıyla şekillenen duygusal bir yaklaşımı ihtiva etmekteydi. Türkiye, ortak tarihsel bağları ve kültürel değerleri paylaştığı Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile siyasî, ekonomik ve kültürel ilişkilerini aktif bir politika izleyerek ilerletmek arzusunda olmuştur. Fakat 1990’ların ortalarından başlayarak Türkiye’nin söz konusu siyaseti başta duçar olduğu 1994, 1999 ve 2001’deki ekonomik krizleri eşliğinde zayıf koalisyon hükümetlerinin derinleştirdiği siyasal istikrarsızlık olmak üzere çeşitli faktörlerin de etkisiyle yeterince sonuç vermemiş ve ilişkiler bir türlü istenilen düzeye ulaşmamıştır. Bunun üzerine Türkiye politika değişikliğine gitmiş ve bu bağlamda Rusya’nın bölgedeki etkisini dikkate alan ve bu ülkeyle işbirliğine yönelen bir dış politika çizgisi benimsemiştir. Başka bir deyişle Türkiye’nin Orta Asya’yla ilişkileri Türkiye’nin Rusya’yla münasebetlerinden bağımsız olamayacağı düşüncesi giderek başat bir hale gelirken bölgeyle geliştirilen ilişkilerin de manivelası olmuştur.

Nitekim 2000’lerdeki Türkiye-Rusya ilişkileri bu durumu açık bir şekilde göstermektedir. Bu bağlamda 2001’deki iki ülke arasında imzalanan Avrasya’da İşbirliği Eylem Planı vesilesiyle Türkiye ve Rusya, Orta Asya ve Kafkasya’da rekabet yerine işbirliğini tercih ettiklerini ilan etmişlerdir. Ayrıca 2000’lerden günümüze Türkiye ve Rusya arasındaki ekonomik, turizm ve enerji ilişkilerinin zamanla derinleşmesi de Rusya’yı Türkiye açısından giderek önemli bir ortak haline getirmiştir. Dolayısıyla TDP açısından Rusya’nın tek başına toplamda Orta Asya’dan ve bölgeyi oluşturan ülkelerden daha çok  önem kazandığı söylenebilir. Haliyle bu gelişme Türkiye’nin Orta Asya politikasını yeniden şekillendirmesine olanak sağlamış hatta zorunlu kılmıştır. Zira Türkiye bir taraftan Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’yle ilişkilerini geliştirirken diğer taraftan bunun Rusya’yla olan ilişkilerini olumsuz anlamda etkilememesine özen göstermektedir. Görüldüğü üzere Türkiye-Orta Asya ilişkileri 1990’ların başındaki hamasî ve duygusal yaklaşımının yerini 2000’lerde rasyonel ve pragmatik bir bakış açısına devretmiştir. Diğer taraftan Türkiye-Rusya ilişkilerinin iyileşmesi Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ni de olumlu şekilde etkilemiştir. Nitekim iki ülke ilişkilerindeki olumlu seyir söz konusu devletlerin hem Türkiye hem de Rusya ile ilişkiler geliştirmesinde diğerini endişelendirecek tedirginliğini terk etmelerine olanak sağlamıştır.

Sonuç olarak Türkiye ve Orta Asya ülkeleri arasındaki ilişkiler hem ülke bazında hem de bölge bazında giderek kurumsallaşmaktadır. TÜRKSOY, Türk Konseyi, TürkPA ve UTA gibi ortak Türk Dünyası kurumlarının tesis edilmesi ve Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi mekanizmalarının çalışması ilişkilerin kurumsallaşarak derinleştiğini gösteren somut örneklerdir. Türkiye ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nin ortak tarihsel bağlara ve kültürel değerlere sahip olması Türk Dünyası kurumlarının oluşmasında önemli rol oynamıştır. Bununla birlikte bir taraftan ekonomik ve kültürel münasebetler kayda değer şekilde artarken öte yandan Türkiye ve bölge ülkeleri arasındaki ilişkiler farklı seviyelerde ekonomik ve siyasî boyutlarda ilerlemektedir. Bugün gelinen noktada Türkiye, Orta Asya’da etkisinin uzun vadede artacağını öngören, aktif bir siyaset yerine daha dengeli bir yaklaşım benimseyen ve ilişkilerin kurumsallaşmasına önem veren bir dış politika anlayışı oluşturduğu görülmektedir. Kısacası, TDP’nin Orta Asya özelinde yaklaşık otuz yıllık dönüşümü bizatihi TDP’nin de Soğuk Savaş sonrasında heyecanlı  özlemlerinden rasyonel pratiklere hareket etmesi bakımından aynı zamanda bir öğrenme ve uygulama sürecidir.

Kaynakça

Andican, A. (2009). Osmanlı’dan Günümüze Türkiye ve Orta Asya, İstanbul, Doğan Yayıncılık.

Aydın, M. (2015). “Kafkasya ve Orta Asya’yla İlişkiler,” Baskın Oran (der.), Türk Dış Politikası Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar Cilt II: 1980-2001 içinde, 15. Basım, (ss. 366-439), İstanbul, İletişim Yayınları.

Aydın, M. (2004). “Foucault’s Pendulum: Turkey in Central Asia and the Caucasus;” Turkish Studies, C. 5, No 2, ss. 1-22.

Bilgin, P. Bilgiç, A. (2011). “Turkey’s ‘New’ Foreign Policy toward Eurasia,” Eurasian Geopraphy and Economics, C. 52, No 2, ss. 173-195.

Çelikpala, M. (2013) “Rusya Federasyonuyla İlişkiler,” Baskın Oran (ed.). Türk Dış Politikası Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar Cilt III: 2001-2012 içinde, 2.basım., (ss. 532-559), İstanbul, İletişim Yayınları.

Erşen, E. (2013). “The Evolution of İstanbul ‘Eurasia’ as a Geopolitical Concept in Post-Cold War Turkey,” Geopolitics, C.18, No 1, ss. 24-44.

Okuyucu, A. ve Somuncu, M. (2018). “1990- 2015 Yılları Arasında Türkiye’ye Yönelik Uluslararası Turizm Hareketlerindeki Değişim,” Türk Coğrafya Dergisi, No 71), ss. 7-13.

Robins, P. (1993). “Between Sentiment and Self-interest: Turkey’s Policy Toward Azerbaijan and the Central Asian States,” The Middle East Journal, C.47 No 4, ss.593-610.

TİKA 2013, 2014, 2015, 2016 ve 2017 Türkiye Kalkınma Yardımları Raporları, https://www.tika.gov.tr/tr/yayin/liste/turkiye_kalkinma_yardimlari_raporlari-24

Erişim Tarihi: 30 Nisan 2019

Turgut, H. (2001). Adriyatik’den Çin Seddi’ne Avrasya ve Demirel: Doğu Yakasının Hikayesi, Cilt I, İstanbul, ABC Basın Ajansı.

TÜİK. (2019). http://tuik.gov.tr/PreTablo.do?alt_id=1046

Erişim Tarihi: 29.04.2019.

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı. (2019). “Orta Asya Ülkeleri ile İlişkiler,” http://www.mfa.gov.tr/turkiye-orta-asya-ulkeleri-iliskileri.tr.mfa

Erişim Tarihi: 29.04.2019

ÇEMREK, Murat (1974, Konya) 1996’da ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünden lisans, 1997’de Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünden yüksek lisans derecesini aldı. Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde 2003’de doktorasını tamamladı. 2009’da Uluslararası İlişkiler alanında Doçent ve 2014’de de Profesör oldu. Necmettin Erbakan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi.

KILINCARSLAN, İ. Yasin 2015 yılında Niğde Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünden lisans, 2017 yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden yüksek lisans derecesini aldı. Necmettin Erbakan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde 2019 yılında doktoraya başladı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Linda Barbara

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Vestibulum imperdiet massa at dignissim gravida. Vivamus vestibulum odio eget eros accumsan, ut dignissim sapien gravida. Vivamus eu sem vitae dui.

Recent posts

Amerika’nın Kuruluşunda İslam’ın Etkisi

  Amerika Birleşik Devletleri’ne köle olarak getirilmiş, okuma yazma bilen Afrikalı bir Müslüman'a ait 1830'lardan kalma el yazması anılar ABD Kongre Kütüphanesi tarafından satın alınıp...

Türkiye Notları dergisi ‘Birinci Meclis’ başlıklı 10. sayısı ile okuyucu ile buluşuyor.

Dergimizin bu sayısında, Birinci Meclis’in Ankara’da toplanmasının 100. yılı anısına sadece bu Meclise odaklanan makalelerden oluşan bir dosya hazırladık. Bu çerçevede Prof. Dr. Ahmet...

1920-1923 Yılları Arasında Meclis Zabıtlarında Türk, Türklük, Türkçülük

İstanbul’daki meclisin dağılmasından sonra Mustafa Kemal seçim çağrısı yaparak milletvekillerini Ankara’da toplamış 23 Nisan 1920’de meclis açılmıştır. Bu yıl içinde Ankara Hükümeti Yunan, Ermeni,...

Hamdullah Suphi Tanrıöver’in Milli Mücadeledeki Faaliyetleri

         Hamdullah Suphi Tanrıöver(1885-1966) soylu bir aileden gelmiştir. Dedesi, ilk Maarif Nazırı Abdurrahman Sami Paşa’dır. Babası Kocaemioğlu Suphi Paşa’dır. Maliye, Nafia, Evkaf ve Maarif...

Üç Umur Bugay

Türk toplumu 1950’li yıllardan itibaren oldukça dinamik bir süreç içerisinde gözükmektedir. Bu dinamizmi yaratan en önemli kaynağın köyden kente göç olduğu söylenebilir. Yeterli istihdam...

Recent comments