Ana Sayfa 5-6. Sayı Sudan Devrimi’nin Kökleri: Tarihi, İçtimai ve İktisadi Perspektiften Bir Değerlendirme

Sudan Devrimi’nin Kökleri: Tarihi, İçtimai ve İktisadi Perspektiften Bir Değerlendirme

Author

Date

Category

Bu makale, 19 Aralık’ta başlayan; 11 Nisan’da askerin yönetime el koymasıyla devam eden ve 15 Mayıs’ta sivil ağırlıklı bir geçiş yönetiminin kurulmasıyla temel isteklerine kavuşmaya çok yaklaşan; fakat ülke içindeki derin yapıların müdahalesiyle önü kesilmeye çalışılan Sudan muhalefetinin protesto gösterilerini, ülkenin tarihi, içtimai ve iktisadi arka planı perspektifinden analiz etmeyi amaç edinmektedir. Bu bağlamda Sudan protestolarının temel dönüm noktaları ve mevcut durumu analiz edilmektedir. Bu çalışmanın temel argümanı, Sudan halkının isteklerinin karşılanmasına yönelik olarak olağanüstü bir disiplinle hareket ettikleri; ancak kriz özelinde içte ve dışta her aktörün kısa vadeli hesaplarla hareket etmesinden dolayı kanlı bir çatışma sürecinden sonra ülkenin demokrasi kazanımlarına sahip olacağı ihtimalidir.

1989 yılında gerçekleştirilen darbeyle yönetime gelen Ömer el-Beşir’in 30 yıllık iktidarı ülke içindeki pek çok çatışmaya, Güney Sudan’ın ayrılmasına, ekonomik ve toplumsal krizlere sahne oldu. Yaşanan bu problemlerin temelinde el-Beşir’in kurmuş olduğu cunta yönetimi yatmaktaydı. Söz konusu bu yönetim, askeriye, Ulusal Kongre Partisi ve siyasal İslam ideolojisi olarak üç sac ayağı üzerine kuruluydu. Bu oluşum görünürde sivil bir yönetim yapısı olarak algılansa da askeri cunta, ülke yönetiminde etkindi. Öyle ki Sudan’da orta ve büyük ölçekli bir iş yapmak istediğinizde bakan veya generallerle “pragmatist ortaklıklar” kurmanız gerekmekteydi.[1] Bu bağlamda ülkede adam kayırma (kabilecilik) rüşvet ve yolsuzluğun hâkimiyeti kanıksanmış ve sıradanlaşmış bir durumdu. Nitekim günümüzde Sudan muhaliflerinin yürütmüş olduğu protesto gösterileri ve dolayısıyla temel talepleri de bu yapının tasfiyesini ve adil, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim biçiminin tahsisini içermektedir.

Devrim ve Karşılanmayan İstekler

Sudan’da çıkan protestoların temelinde halkın uzun yıllar boyunca çektiği ekonomik sıkıntılar ve 30 yıldır ülkeyi yöneten Ömer el-Beşir iktidarının baskıcı yönetimi yatmaktaydı. Bu bağlamda ülkede 2011 yılından bu yana artan enflasyon oranı halkın refahının her geçen gün düşmesine neden olmuştu. Nitekim 2011, 2013 ve 2016 yıllarında gerçekleşen protestolarda onlarca insanın hayatını kaybetmesi Sudan toplumunda derin yaralar açmıştı.[2]

19 Aralık 2018 tarihinde ilk olarak Sudan’ın Port Sudan ve Omdurman (Ümmü Derman) kentlerinde başlayarak yayılan ve yaklaşık 4 ay boyunca dalgalı seviyelerde süren protestolar, 6 Nisan 2019 tarihinde zirve noktasına ulaşmıştı. Nitekim toplumun her kesiminden geniş katılımlı protestolara sahne olan Sudan’da halkın taleplerine sessiz kalmayan ordu 11 Nisan’da yönetime el koydu.

Bu süreçte Sudan’ı bu denli geniş kapsamlı protestolara iten sebep olarak ekonomik daralma gösterilebilir. Ekonomik daralmanın hızla artmasının nedeni olarak ise IMF politikaları çerçevesinde 2018 bütçesinin kabul edilmesi sonucunda temel yaşam ürünleri olan ekmek, un, petrol ve elektrikte yapılan zamlar gösterilebilir. Bu bağlamda Sudan lirası, dolar karşısında değer kaybetmiş; kamu yatırımları düşmüş; piyasalarda nakit sıkıntısı yaşanmış ve dolayısıyla bankamatik önlerinde uzun kuyruklar oluşmuştu. Sudan hükümeti söz konusu süreci aşabilmek amacıyla 100 cüneyhlik banknotları basacağını açıklamış; fakat bu durum bir süre piyasayı rahatlatmış olsa da kalıcı bir çözüm sağlayamamıştı. Nitekim bu hamlesiyle hükümet bir çözüm amacı gütmemiş, halkın öfkesini dindirerek iktidarını bir süre daha sürdürebilme odaklı olmuştur.[3]

Yaklaşık iki aylık bir periyotta devam eden protestoların ardından Ömer el-Beşir 22 Şubat’ta ulusa sesleniş konuşması yapmıştır. Bu konuşmasında el-Beşir, ulusal uzlaşı hükümetinin ve 18 eyaletteki yerel hükümetlerin feshedildiğini; bir yıl süreyle OHAL ilan edildiğini ve OHAL mahkemelerinin kurulduğunu açıklamıştır. El-Beşir’in almış olduğu bu tedbirler kısa bir süre halkı baskı altına alsa da protestoların önünü kesememiş ve 6 Nisan’da en üst seviyeye ulaşan gösterilerin şiddeti 11 Nisan sabahında ordunun yönetime el koymasıyla yeni bir sürece evrilmiştir.

11 Nisan’ın sabah saatlerinde Orgeneral Avad ibn Avf başkanlığındaki Yüksek Askeri Konsey, Ömer el-Beşir ve onunla birlikte birçok üst düzey devlet yöneticisini tutuklayarak yönetime el koyduğunu açıklamıştı. Bu bağlamda konseyin 12 Nisan’da yaptığı açıklamayla el-Beşir iktidarının 4 aydır süren protestolar kapsamında ülkenin geleceği adına bir çözüm ortaya koyamadığını; dolayısıyla askerin yönetime el koyarak sistemi stabilize etmesinin bir gereklilik olduğunu açıklamıştı. Bununla birlikte önceliklerinin Sudan’ın güvenlik ve istikrarı olduğunu belirtmiş; el-Beşir’in partisinin bir parçası olmadıklarını ve meydanlara inerek halkın taleplerini dinleyeceklerini belirtmişlerdi. Ancak protestocu toplum İbn Avf’ın söz konusu açıklamalarına rağmen el-Beşir yönetimine olan yakınlığını düşündüklerinden dolayı söz konusu şartlar onları tatmin etmiyordu. Nitekim halk saat 22’den sonra sokağa çıkma yasağı konulmasına rağmen meydanlarda protestolara devam etmişti.[4]

İbn Avf’ın aynı günün akşamı istifa etmesi ve yerine son görevi Suudi Arabistan koordinesindeki Yemen Sudan Birliği komutanlığı olan Abdülfettah el-Burhan’ın “seçilmesi” akıllara Suudi Arabistan müdahalesinin ihtimal dahilinde olup olmadığı sorusunu getirdi. Bir diğer sual ise İbn Avf’ın başkanlığındaki yönetime dair Suudi Arabistan tarafından herhangi bir açıklama yapılmazken; el-Burhan seçildikten sonra “her türlü desteğe açığız” söylemi bu süreçte nasıl okunmalıydı?

ABD ve Avrupa Birliği (AB) ise -protestoların ilk gününden askerin yönetime el koymasına kadar- muhalif halktan yana taraf olmayı tercih etmiştir. Bu bağlamda halkın demokrasi taleplerinin gerçekleştirilmesini, adil, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetimin kurulması gibi “retorik” bir açıklama yapmışlardır. Nitekim bu bağlamda ABD ve AB’nin protestocu halk nezdinde empati kuran ve onların refahını düşünen cezbedici bir küresel aktör olarak düşünülmesi hedeflemiş ve her iki aktör, bu duruşlarıyla yıllarca Sudan toplumu nezdindeki olumsuz imajlarında kırılma sağlayabileceklerini öngörmüşlerdi.

El-Burhan’ın Geçici Askeri Konsey’in (GAK) başkanlığını devraldıktan sonra yapısal reformları kastederek “el-Beşir iktidarının temsil ettiği tüm sembollerin kökünü kazıyacağız” sözü, muhalif protestocuların biriken enerjisini/öfke yığılmasını bir miktar azaltsa da; muhalifler, çatı örgütlenmeleri olan Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) GAK ile 4 yıl boyunca iktidarın kendilerine verilmesini ve parlamentoda 2/3 çoğunluğa sahip olarak sivil geçiş yönetimi üzerine anlaşmaya varana kadar alanları terk etmeyeceklerini açıklamışlardır.

Askerin yönetime el koyduğu 11 Nisandan beri muhalif halk yönetimin sivillere devri ve Ömer el-Beşir’e ait bütün sembol isimlerinin ve kurumlarının tasfiyesi talebiyle protesto gösterilerine devam etmektedir. 15 Mayıs’ta ÖDBG ve GAK arasında sivil çoğunluklu bir yönetim üzerine anlaşmaya varılmıştı. 16 Mayıs gecesi anlaşmanın imzalanacağı beklenirken askeri karargah önünde protestolara devam eden Sudan halkına bir saldırı gerçekleşmiş ve 14 kişinin yaralandığı açıklanmıştır.[5] Bölgeden gelen haberlere göre saldırıyı yapanların Hızlı Destek Kuvvetleri kıyafeti giymiş ve onların benzeri askeri araçları kullanan; ancak onlardan olmayan “gölge birlikler” diye iddia edilen özel operasyonel güçler olduğudur. Dolayısıyla yaşanan olaylardan dolayı ÖDBG müzakerelerin askıya alındığını açıklamıştır.

Tarihsel Perspektiften Sudan Kadın Hareketleri ve Protestolarda Kadınların Rolü

Kadınlar Sudan protestolarının şekillenmesinde öncü bir rol oynamıştır. Özellikle bir aracın üstüne çıkarak devrim şiiri okuyan Alaa Salah isimli bir üniversite öğrencisi ve ona aynı ahenkle eşlik eden protestocular yayınlanan bir video ile hem Sudan hem de dünya gündemine oturarak protestoların simgesi olmuş; Sudan’ın tarihi kadın figürüyle bezenmiştir. Bu yüzden kendisine “Kandaka” denmiş ve tüm protesto gösterilerine katılan kadınlarda bu şekilde isimlendirilmiştir. Ayrıca Salah figürünün ortaya çıkmasından iki gün sonra askerin yönetime el koyması da anlamlıdır, zira toplumda infial tesis edildikten sonra müdahale zemini tamamlayan son merhale unsurları her zaman kadın imgesi olmuştur. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Afrika özelinde Sudan’da kadın hareketleri yeni bir oluşum değil; bilakis tarihsel köklere sahip ictimai bir faktördür. Bu güçlü unsur gün gelir iç dinamiklerle hedef ülkenin kendi menfaatleri noktasında araçsallaşabilir, gün gelir dış mihrakların maşası olma eğilimine dönüşebilir.

Sudan’daki kadın hareketi tecrübesi bağımsızlık süreci öncesinde 1946 yılında Sudan Komünist Partisi (SKP) öncülüğünde kurulan kadın örgütleriyle başlar. İlk olarak partiye mensup kadınlar tarafından kurulan Sudanlı Kadınlar Birliği (Râbıtatü’n-Nisa el-Sudaniyyât), takip eden süreçte kurulan pek çok kadın örgütü için temel olmuştur. Birlik kuruluşunu müteakiben okuma-yazma ve dikiş-nakış kursu; anaokulu gibi hizmetleri halka sunmasıyla Sudanlı kadınlar nezdinde müstesna bir yer edinmiştir. SKP bünyesinde kurulan bu teşkilatlanmaların kısa sürede sağladığı başarı SKP’ye bağlı olmayan yeni kadın örgütlerinin kurulmasının da önünü açmıştır.[6]

Bu bağlamda kurulan kadın grupları arasında en dikkat çekici olanı Sudan’ın kırsal bölgelerinde kurulan ve teşkilatlanan Kadın Saadeti Birliği’dir. Bu birliğin yönetimi eğitimli, orta ve üst gelir grubunda bulunan ve kamuda görev yapan kadınlardan müteşekkildi. Temel faaliyetleri ise kırsal bölgelerde yaşayan ve alt gelir grubunda bulunan kadınların kapasitelerini arttırmak amacıyla meslek edindirme kurslarının açılması ve bu bağlamda bir yardım fonu oluşturulmasını kapsamaktaydı. Dolayısıyla Sudanlı kadınların birliğe olan katılımları ve aidiyetleri de artmıştır.

Kadın Saadeti Birliği’ne olan artan oranlı ilgi SKP’nin de dikkatini çekmiş; daha kapsamlı ve etkin bir kadın örgütünün kurulmasına yönelik çalışmalar yürütülmeye başlanmıştır. Bu bağlamda SKP yetkilileri tarafından 1952 yılında “Kadın Birliği”[7] (Women’s Union) kurulmuştur. Kadın Birliği, SKP mensubu 500 kadının öncülüğünde kurulmuş ve temel amaçlarını kadın emeği ve koşullarını iyileştirmek, eşit ücret, emek sömürüsü ve kadınların sosyal güvencelerini sağlamak olarak belirlemişlerdir.

Bu çerçevede birlik 1955 yılında aylık olarak yayınlanan “Kadının Sesi” (Savtü’l-Mer’e) adlı bir dergi çalışması yapmıştır. Derginin yaptığı yayınlar arasında dünyanın pek çok ülkesindeki komünist partilere bağlı olan kadın örgütleri; kadın aktivistlerin komünist örgütlenmeler içerisindeki kadının rolüne ve Sudan’daki kadın sünnetinin tartışmaya açılması hakkında yazılar yayınlamıştır.

Toplumda kutuplaştırma/ayrıştırma izleri görülen SKP, Sudan’da 1971 yılında gerçekleşen askeri darbe sonucunda tasfiye edilmiş ve faaliyetlerine son verilmiştir. Kadın Birliği’nin kapanması sonrası süreçte birliğe bağlı yaklaşık 10 bin üyenin iktidardaki Nimeyri rejiminin baskıları nedeniyle uzun yıllar örgütlenememiştir. Sudan’da Nimeyri rejimi “İslamizasyon” politikaları ile toplumsal ve hukuki yapı üzerinde kapsamlı bir denetim yapmıştır. Bu denetimle kadınların giyim kuşamından kamusal alandaki davranışlarına kadar bütün etkinliklerini kapsayacak bir şekilde dini hukuk çerçevesinde bir yorum getirilmiştir.[8] Bu bağlamda Sudan’da pek çok kadının kamusal alanda dine uymayan hareketlerinden dolayı hapse mahkûm edildiğini burada not etmek gerekmektedir. Zira bu tahakküm politikası, 1980’li yıllarla birlikte Sudanlı kadınları birbirinden bağımsız örgütler şeklinde yeniden teşkilatlanmaya sevk etmiş ve toplumun alt katmanlarındaki teşkilatlanmanın önü açılmıştı. Bu sürecin Sudan İhvân-ı Müslimîn’ine nasıl bir zemin hazırladığı da sahanın araştırmacıları için merak konusudur. Diğer taraftan Sudan’daki kadın örgütlenmeleri, Ortadoğu ülkelerinden farklı olarak devlet güdümünde ve modernleşme bağlamında değil, sosyalist veya komünist parti güdümünde hareket ederek mobilize olmuşlardır. Buna benzer bir durum ise Güney Yemen’de görünmektedir.

 

Sonuç Yerine: Sudan’da Çözüm Mümkün Mü?

Sudan’da yaşanan protestolar ve halkın adil, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim talebi yeni bir durum değildir; Osmanlı’nın bu topraklardan çekilmek zorunda kaldığı günden bugüne bu topraklarda “denge siyaseti” sürmektedir. Bugün el-Beşir’e yükselen öfke, halkın yıllar boyunca katlandığı kötü yönetim koşullarının bir yansımasıdır. Dolayısıyla Sudan’daki mevcut durum, ülkenin ekonomik ve siyasi yapısında sistemsizlik sonucu oluşan güç boşluğudur. Bu vahim tabloyu, 30 yıllık iktidarı boyunca el-Beşir oluşturmuştur. Bir ülkenin yönetiminde oluşan güç boşluğu ne iç ne de dış dinamikler tarafından affedilmez; eğer bu boşluğu kapatamazsanız, kapatan kişilerin hegemonyasına/güdümüne girmeyi kabul etmek zorunda kalırsınız.

Sudan’da muhaliflerin 19 Aralık’tan beri devam eden mücadeleleri sonuç veriyormuş gibi görünse de olayın bütününe baktığımızda durumun hiç de öyle olmadığı görülmektedir. Yukarıda anlatılan süreç genel olarak değerlendirildiğinde el-Beşir’in 22 Şubat’ta aldığı kararlar, askerin yönetime el koymasıyla Avad ibn Avf’ın ve sonrasında onun istifasıyla gelen el-Burhan’ın aldığı sivil geçiş için komisyon kurulduğunu açıklayan kararlar, bunların tümü halkın öfkesini yumuşatma, onları oyalama ve küresel-bölgesel yeni odakların mevcut çıkarlarını maksimize etme çabalarından başka bir şey değildir.

Sudan’daki kadın hareketlerinin protestolardaki rolü yadsınamaz bir gerçektir. Protesto gösterilerinin bir figürü olarak ortaya çıkan Alaa Salah, sadece Sudanlı feministleri değil, aynı zamanda tüm Sudanlı kadınları, yani tarihsel tecrübelerden hareketle “Kandeka”ları temsil ederek bir imaj çalışması yapıldığı düşünülebilir. Bu bağlamda Sudan’ın tarihindeki kadın hareketleri tecrübesinden yola çıkarak, Salah’ın kendi şahsına, görünmeyen bir elin Sudan’ın dönüştürülmesinde tılsımlı dokunuş rol modelliği biçtiğinin karanlık izleri mevcuttur.

Sudan’ın güneyle olan barış sürecini yöneten ABD, İngiltere ve Norveç ülkede demokrasiye geçiş için herhangi bir maddi katılımın olmadığı “retorik” açıklamalar yapmışlardı. Bunun için daha geniş bir komisyon kurulması amacıyla Suudi Arabistan ve Mısır, Batılı güçler ile birlikte hareket ediyor görünse de; sokakta kan dökülmeden demokrasi geleceğini düşünmüyorum. Bu bağlamda Sudan halkının çekeceği çilelerin bu uzun periyotlu geçiş sürecinde” ne yazık ki devam edeceği; kriz özelinde içte ve dışta her bölgesel aktörün kısa vadeli hesaplarla hareket ederken küresellerin güç boşluklarını kademeli bir şekilde doldurdukları apaçık ortadadır.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen Sudan’daki mevcut durumun en olumlu unsuru, asla pes etmeden olağanüstü bir disiplinle hareket eden ve çok sayıda Sudanlının pes etmeksizin protestolara katılmasıdır. Çünkü bu toplum, uzun yıllar boyunca süren bir askeri cuntanın çöküşünü zorlamış ve Sudan halkının isteklerine karşı gelinemeyeceğini göstermiştir. Bu noktada muhaliflerin önündeki temel sınırlılık çatı organizasyonu olan ÖDBG kapsamında siyasi elitin oluşamamasıdır. Buna rağmen otuz yıllık bir baskıcı rejime son veren Sudan halkından daha iyi hiçbir kimse, demokrasi ve refahın bir ülkede nasıl gerçekleşeceği tecrübesine sahip olamaz.

[*] Araştırmacı, Afrika Araştırmacıları Merkezi (AFAM), e-posta: kaandevecioglu@yahoo.com

[1] İlhan Zengin, Sudan’da Darbenin Öncesi ve Sonrası, AFAM, Mayıs 2019.

[2] Kaan Devecioğlu, Ömer el-Beşir’in Tedbirleri Sudan’da Gerilimi Azaltabilecek Mi?, AA Analiz, Mart 2019.

[3] Kaan Devecioğlu, Ekonomik Darboğazdan Toplumsal Buhrana: Sudan Protestolarının Analizi, AFAM, Ocak 2019.

[4] Sputnik Türkiye, AFAM Araştırmacısı Devecioğlu: Türkiye’nin Sudan’daki Projeleri Tehlikeye Düşmez, 18.04.2019,

https://tr.sputniknews.com/columnists/201904181038798504-afam-arastirmacisi-devecioglu-turkiyenin-sudandaki-projelerin-tehlikeye-dusmez/ (Erişim Tarihi:16.05.2019)

[5] Ömer Erdem, Sudan’da Asker ve Muhalefet Arasındaki Müzakereler Askıya Alındı, AA, 16.05.2019.

[6] Sandra Hale, Sudanese Women and Revolutionary Parties, Middle East Report, Jan.-Feb. 1986, s. 26.

[7] A.g.e.

[8] A.g.e.

DEVECİOĞLU, Kaan (1991, Ankara) Lisansını Turgut Özal Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde, yüksek lisansını ise “Türkiye – Afrika İlişkilerinin Politik Ekonomisi: Sudan Örneği” konulu tez çalışmasıyla Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesinde tamamladı. Doktora çalışmalarına İstanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde devam eden Devecioğlu, Afrika Araştırmacıları Derneği (AFAM) bünyesinde araştırmacı statüsünde çalışmalarını sürdürmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Linda Barbara

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Vestibulum imperdiet massa at dignissim gravida. Vivamus vestibulum odio eget eros accumsan, ut dignissim sapien gravida. Vivamus eu sem vitae dui.

Recent posts

Amerika’nın Kuruluşunda İslam’ın Etkisi

  Amerika Birleşik Devletleri’ne köle olarak getirilmiş, okuma yazma bilen Afrikalı bir Müslüman'a ait 1830'lardan kalma el yazması anılar ABD Kongre Kütüphanesi tarafından satın alınıp...

Türkiye Notları dergisi ‘Birinci Meclis’ başlıklı 10. sayısı ile okuyucu ile buluşuyor.

Dergimizin bu sayısında, Birinci Meclis’in Ankara’da toplanmasının 100. yılı anısına sadece bu Meclise odaklanan makalelerden oluşan bir dosya hazırladık. Bu çerçevede Prof. Dr. Ahmet...

1920-1923 Yılları Arasında Meclis Zabıtlarında Türk, Türklük, Türkçülük

İstanbul’daki meclisin dağılmasından sonra Mustafa Kemal seçim çağrısı yaparak milletvekillerini Ankara’da toplamış 23 Nisan 1920’de meclis açılmıştır. Bu yıl içinde Ankara Hükümeti Yunan, Ermeni,...

Hamdullah Suphi Tanrıöver’in Milli Mücadeledeki Faaliyetleri

         Hamdullah Suphi Tanrıöver(1885-1966) soylu bir aileden gelmiştir. Dedesi, ilk Maarif Nazırı Abdurrahman Sami Paşa’dır. Babası Kocaemioğlu Suphi Paşa’dır. Maliye, Nafia, Evkaf ve Maarif...

Üç Umur Bugay

Türk toplumu 1950’li yıllardan itibaren oldukça dinamik bir süreç içerisinde gözükmektedir. Bu dinamizmi yaratan en önemli kaynağın köyden kente göç olduğu söylenebilir. Yeterli istihdam...

Recent comments