Ana Sayfa 5-6. Sayı Türkiye’nin Orta Asya Politikası

Türkiye’nin Orta Asya Politikası

Author

Date

Category

Sovyetler Birliği’nin dağılması ile Orta Asya’da yeni devletlerin ortaya çıkması ve bunların Türk kökenli halkların çoğunlukta olduğu devletler olması, Türkiye için yeni fırsatlar yarattı. Soğuk Savaşın sonra ermesi, batılı devletler için Türkiye’nin coğrafi olarak sahip olduğu iddia edilen önemini azaltırken, Soğuk Savaşın iki kutuplu sisteminin sona ermesi de, Türkiye gibi bölgesel aktörlerin önemini de artırmıştır. Özellikle de etrafında oluşan otorite boşluğu, ortaya çıkan yeni devletler ve halklar ile sahip olunan ünsiyet ilişkisi Türkiye için vizyonunu genişletebilme imkânı verdi. O dönemde Türk siyasal hayatın temel aktörleri olan Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve dönemin Başbakanı Süleyman Demirel bu vizyonu gören siyasetçiler oldu. Nitekim her iki siyasetçi de, Orta Asya’daki Türk halklarının bağımsızlığa kavuşmalarını büyük bir fırsat olarak gördüler. Gerek politikalarında ve gerekse söylemlerinde bunu vurguladılar (Durmuş ve Yılmaz, 2012, 477-478).  Fakat bu dönem aynı zamanda Özal ile Demirel merkezli iç siyasi çekişmelerin yoğunlaştığı, Türkiye’nin güneydoğusundaki terör faaliyetlerin arttığı ve ekonomik olarak da krize doğru gidildiği bir dönemdi. Bu durum Türkiye’nin bölgeye yönelik uygulamak istediği politikaları sınırlamaktaydı. Yine de bu ülkeleri diplomatik olarak ilk tanıyan ülke olarak bugünde Türk yetkililerin övündüğü adımlar atıldı. “Büyük Öğrenci Projesi” ile binlerce öğrenci Türkiye’ye okumak için geldiler. Bu öğrencilerin önemli bir bölümü gerek Türk devletinin ve gerekse eğitim kurumlarının bu kadar yüksek sayıda öğrenciye hazırlıklı olmamaları sebebi ile adaptasyon sorunları yaşadılar. Özbekistan Türkiye ile yaşadığı siyasi sorunlar sebebi ile öğrencilerini geri çağırdı. Diğer Orta Asya ülkelerinden gelen öğrencilerin önemli bir kısmı da uyum sağlayamamaları ve yaşadıkları diğer sorunlar nedeni ile eğitimlerini tamamlayamayarak ülkelerine döndüler. Yine da bu proje ile Orta Asya öğrencileri için Türkiye kapısı açılmış oldu. Nitekim bugünde aynı oranda olmamakla birlikte Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı Türkiye Bursları adı altında Orta Asya ve diğer ülke vatandaşları gençlere Türkiye’de okuma imkânı sunmaktadır (Öztürk, 2014, 43-70).

Bu dönemde, kurumsal anlamda bugün Türk İşbirliği ve Koordinasyonu Ajansı olarak bilinen TİKA kuruldu. TİKA’nın ilk sorumluluk alanı is Orta Asya ve Kafkasya ülkeleri idi. Bugün işler durumda olan çok taraflı örgütlenmelerin temeli de bu dönemde atıldı (Fidan, 2010, 109-121). Fakat dönem 1993 yılında, önce Turgut Özal’ın beklenmedik bir şekilde vefat etmesi, Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanı olması ve yerlerine gelen siyasetçilerin bölgeye yönelik aynı heyecana ve duyguya sahip olmaması sebebi ile Türkiye’nin bu bölgeye yaklaşımını etkiledi. Koalisyon hükümetlerinin varlığı, bu koalisyonların uzun dönemli olamaması, Türk siyasal hayatında başlayan büyük değişim, 5 Nisan 1993 kararları sonucu ülkede başlayan ekonomik kriz ve terör olayların artması gibi sebepler Türkiye’nin içe dönmesine sebep oldu (Aydın, 2006, 3-32).

İlişkileri etkileyen dış faktörlerde söz konusu idi. Rusya Federasyonu’nun ilk yıllarında izlediği batıya entegre olma politikasının başarısız olması, Rusya’yı tekrar eski Sovyet topraklarındaki nüfus alanı yaratma politikasına döndürdü. Rusya Orta Asya ve Kafkasya’da etkin olmaya çalışan ülkeleri, başta Türkiye olmak üzere, kendisine rakip olarak görmeye bu çabaları baltalamaya başladı. Türkiye ile Orta Asya ülkeleri arasındaki ilişkilerde bu politikalardan etkilendi. Bu dönem aynı zamanda, yeni bağımsızlıklarına kavuşan, bağımsız devlet deneyimi ile diğer ülkeler ve uluslararası örgütler ile ilişkiler kurmaya ve üye olmaya çalışan Orta Asya devletlerinin ayakları üstüne basmaya başladığı yıllar oldu. İlk yıllarda var olan özgüven eksikliği, bağımsız devletler olarak devam edememe korkusu yerini özgüvene bıraktı. Türkiye’yi kendilerine örnek model olarak gören bu ülkeler Türkiye’nin o dönemde yaşadığı siyasal ve ekonomik kriz sebebi ile diğer model ülke arayışına girdiler. Bir de bu dönemde Türkiye’nin batı ülkeleri ile yaşadığı sorunlar Orta Asya ülkelerini de etkiledi. Orta Asya ülkeleri Türkiye’yi batıya açılan bir kapı olarak görmekteydi. Son olarak, Rusya’nın Orta Asya ülkeleri ve liderleri üzerinde baskı kurması da bu ülkelerin liderlerin tercih ve önceliklerini etkiledi. Sonuç olarak da, Türkiye ile Orta Asya ülkeleri arasında kurulan çok taraflı ilişkilerde, düzenli toplantılarda aksamalar olmaya başladı. Türkiye’nin bölgeye yönelik diplomatik ve ekonomik adımları yavaşladı.

İkinci dönem olarak adlandırabileceğimiz dönem ise, 1990 yılların ikinci yarısı ile 2000 yılların ilk yarısından bahsedebiliriz. Bu yıllara, ilişkilerin giderek zayıfladığı, gerek Türkiye’nin gerekse Orta Asya devletlerin öncelik ve arayışların değiştiği yıllar oldu. Bu dönemde, Türk iç siyasetindeki belirsizlikler, Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanlığı süresinin dolması, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne yönelik çabalarını yoğunlaştırdığı yıllar olması sebebi ile Orta Asya ile ilişkilerin geri plana itildiği bir dönem oldu.

Orta Asya devletleri açısından ise, siyasal ve ekonomik büyük dönüşümün neden olduğu büyük sosyo-ekonomik sorunlar ile boğuşan bu ülkeler, Rusya’nın “Yakın Çevre” politikası ile bölge de ağırlığını hissettirmeye başladığı, askeri ve ekonomi alanlarında bölge ülkelerini kurumsal bir yapıya üye olmaya zorladığı yıllar oldu. Önce Kolektif Güvenlik Teşkilatı Antlaşması ile Rusya’nın liderliğinde askeri bir ittifak kuruldu. Bu ittifaka Orta Asya ülkelerinden Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan üye oldular. Özbekistan’da İslam Kerimov rejimini kontrolünü sıkılaştırırken Rusya’yı dengeleyeceğini düşündüğü Amerika Birleşik Devletleri ile yakın ilişkiler kurdu. Türkmenistan is 1995 yıllında Birleşmiş Milletlerden aktif tarafsızlık statüsü elde ettiği için bölgesel örgütlenmelerin dışında kalmaya çalıştı. Fakat sahip olduğu zengin doğal gaz rezervlerini dünya piyasasına ulaştırabilmek için gerekli olan boru hatlarının Rusya üzerinden olması sebebi ile Rusya’ya büyük orandan bağımlı idi. Bu da siyasal ve ekonomik anlamda hareket sahasını kısıtlamaktaydı. Bütün bu bölgesel gelişmeler dışında, asıl gelişme ise 11 Eylül 2001 saldırısıdır.

11 Eylül saldırısı hem küresel anlamda sistemi etkilerken, hem de ondan daha yoğun olarak bölgeyi etkiledi. A.B.D.’lerinin El-Kaide’ye destek veren Afganistan’daki Taliban rejimine karşı başladığı askeri harekât, Orta Asya bölgesinin jeopolitik önemini bir kat daha artırdı. Nitekim bu harekât için A.B.D.’nine Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’in izin vermesi ile Özbekistan ve Kırgızistan’da harekâta destek üsleri kurması, bölgeyi uluslararası kamuoyunun dikkatine çekti. Bu süreçte, Türkiye NATO kapsamında Afganistan’daki harekâta katılırken Orta Asya ülkelerine askeri teçhizat ve eğitim konusunda da destek vermeye başladı. Son olarak, bu dönemde bir başka gücün bölge de etkin olmaya başladığını görüyoruz. Çin, Türkmenistan doğal gazını alabilmek için doğal gaz boru hatları projelerini yürütmeye başladı. Çin, 2000 yılların ikinci yarısından itibaren Türkmenistan doğal gazının en büyük alıcısı olarak ortaya çıktı. Ayrıca, 1996 yılında Orta Asya ülkeleri olan sınır problemlerini çözmek amacı ile başlattığı Şanghay Beşlisi adı verilen çok taraflı ilişkiyi, 2001 yılında Özbekistan’ın katılması ile Şanghay İşbirliği Teşkilatına dönüştürdü. Bu Teşkilat aracılığı ile Çin bölge de ağırlığını hissettirmeye başladı.

Türkiye bu dönemde A.B.D. ve diğer batılı devletlerin destekleri ile bölgeye yönelik iki projede aktif rol aldı. Bu projelerin amacı, Hazar havzasında var olan zengin hidrokarbon rezervinin dünya piyasasına Türkiye üzerinden aktarmaktı. Bu projelere Rusya tepki gösterdi ve engellemeye çalıştı.  Bölge ülkelerine baskı yaptı. Birinci proje, temelde Kafkasya ile ilgili idi ve projenin iki ayağı vardı: Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı projesi ve Bakü-Tiflis-Erzurum doğal gaz projesidir. İkinci proje ise, Hazar havzasının Orta Asya yakasında idi. Bu proje temel olarak, Türkmenistan doğal gazının Hazar geçiş ile Azerbaycan’a oradan Türkiye ve Türkiye’den Avrupa’ya taşınmasıydı. Bu projeyi gerçekleştirmek için Avrupalı devletler ve şirketler bir araya gelerek Nabucco adını verdikleri şirketi kurdular. Projenin ismi de Nabucco projesi olarak ilan edildi. Fakat gerek Hazar’ın statüsünün belirli olmaması, gerekse de Rusya’nın engellemesi ve Avrupalı devletler, şirketler ile Türkiye arasındaki projenin yürütülmesi ve nasıl işletileceği konusunda anlaşmazlıkları sebebi ile askıya alındı (Yazar, 2011, 64-65).

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP’nin) 2002 yılında iktidara gelmesi durumu değiştirmedi. Çünkü AKP’nin ilk dönemi olan 2002-2007 kadar dönem, Avrupa Birliği’nin öncelikli olduğu ve bütün enerjisini, içeride iktidarını pekiştirmek ve dışarı da Avrupa Birliği ve onun ile ilişkilendirdiği Kıbrıs soruna yoğunlaştı. Ayrıca yine bu dönemde, A.B.D’lerinin Irak’ı işgal etmesi ve öncesinde Türkiye’ye yaptığı baskılar sebebi ile de dikkatini Ortadoğu’ya yoğunlaştırdı (Sarı, 2017, 359).

AKP’nin bugünde devam eden iktidarının bazı olumlu sonuçları da oldu. Tek başına iktidarda olması, uzun dönemli politikaların uygulanması ve bu politikaların takip edilmesini kolaylaştırdı. Son iki yıla kadar, Türkiye’nin gösterdiği ekonomik performans sayesinde ülkenin kapasitesi de arttı. Ama Orta Asya’ya yönelik asıl değişiklik ise 2007 yılından sonra görülmeye başlandı. Üçüncü dönem olarak adlandıracağımız bu değişikliğin hem iç hem de dışa yönelik iki temel sebebi bulunmaktadır (Sarı, 2017, 359-364).

İç politika da AKP’nin kendisine yönelik engellemeleri başarı ile savuşturması ve Cumhurbaşkanlığına Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı gibi dış politika ile ilgili önemli görevlerde bulunmuş, Abdullah Gül’ün getirilmesini sağlanması, Orta Asya ile ilgili politikaları uygulamayı da kolaylaştırdı. Çünkü daha önce AKP hükümetine soğuk bakan ve dış politika konusunda da pasif kalan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in olması bazı politikalarının uygulanmasını zorlaştırmaktaydı. Yeni Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan dış politika ile ilgili konularda sorumlulukları paylaşması, hem Gül’ün hem de Erdoğan’ın Orta Asya bölgesine ilgi duymaları, bu bölge devletleri ile Türkiye arasında üst düzey ziyaretleri arttırdı. Tabii tüm bu adımların atılmasında Türkiye’nin ekonomik olarak gösterdiği başarı ve başta komşu ülkeler olmak üzere kurmaya çalıştığı pozitif ilişkilerde önemli rol oynadı. Türkiye ile Orta Asya ülkeleri arasında ticari ilişkilerde de önemli artışlar görüldü.

Erdoğan ve Gül’ün Orta Asya’ya yönelik yaklaşımı, Özal-Demirel’in yaklaşımından ayrılmaktaydı. Özal-Demirel dönemi daha duygusal ve aynı zamanda batılıların bölgeye yaklaşımı ile uyumlu hatta batılılar tarafından bizzat desteklenen, Rusya ve İran’ı sınırlamayı hedefleyen bir politikalar toplamıydı. Fakat üçüncü dönem olarak adlandırabileceğimiz bu dönem, daha rasyonel ekonomik, siyasi ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesini hedefleyen ikili ve çok taraflı ilişkileri birbirinden ayırarak yapılan karşılıklı ortak çıkarları gözeten ve diğer bölge üzerinde etkileri olan devletleri de ürkütmeyen bir dönemdi. Dış koşullar da bu ilişkilerin geliştirilmesine uygun idi.

Üçüncü dönemi 2007 ile 2015 yılları arasında dönem olarak adlandırılabilir. Dış gelişmeler Türkiye ile Orta Asya devletleri arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine müsait idi. AKP hükümetleri Avrupa Birliği’ne girmeye yönelik çabalarının istenen sonucu vermemesi, A.B.D’nin Irak’ı işgal etmesi, İsrail ile yaşanan Mavi Marmara olayı, A.B.D. ve Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye destek vermemeleri üzerine Türkiye bir arayışa girdi. Bu arayış, önce Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın Dış Politika Başdanışmanı ve 2009’dan 2014’e kadar Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Ahmet Davutoğlu’nun komşular ile sıfır sorun politikası çerçevesinde başta Rusya olmak üzere komşular ile var olan sorunların minimize edilmesi ve ekonomik ve siyasi işbirliklerin artırılması çabasına girildi. Bu çabalar meyvelerini verdi. Rusya ile olan ticaret katlandı. Karadeniz geçişli Mavi Akım projesi tamamlandı. Siyasi konularda da adımlar atılmaya başlandı. Yine bu dönemde Türkiye Ermenistan ile sonucu başarısız da olsa sorunları çözmek için diplomatik görüşmelere başladı. Bütün bu gelişmeler, Rusya’nın nüfus alanı olarak kabul edilen Orta Asya ülkeleri ile ilişkileri geliştirmeyi de kolaylaştırdı.

Türkiye aynı dönemde, çok taraflı kurumsal ilişkiler açısından Orta Asya ülkeleri ile ilişkileri de geliştirdi. Özal ve Demirel’in gayretleri ile bir süre devam eden Türkiye ve Orta Asya devletlerinin liderlerinin bir araya geldiği zirve toplantılarında 1990 yılların ikinci yarısında ve 2000 yılların başlarında aksamalar olmaktaydı. 2009 yılında Azerbaycan’ın Nahçıvan şehrinde yapılan zirve toplantısında, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in önerisi ile kurumsal bir üst yapı oluşturulmasına karar verildi. Bu yapıya da Türk Dili Konuşan Ülkeler Konseyi (Türk Keneşi yani Türk Konseyi) adı verildi. Bu Konseye bağlı olarak Türk Akademisi, Türk Parlamenterler Asamblesi kuruldu. 1990 yılların başında kurulan Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi (TÜRKSOY)’da Türk Konseyi’ne bağlandı. Kurulan Türk Konseyi’ne ilk aşamada Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye üye olurken, Türkmenistan’da bazı toplantılarına üst düzey temsilci gönderdi (Yalçınkaya, 2013, 25-43). Özbekistan ise İslam Kerimov’un vefatından sonra Cumhurbaşkanı olan Şavkat Mirziyoyev ile Konsey toplantılara katılmaya ve üyelik için adım atmaya başladı.

Bu dönemdeki diğer gelişmelerde şunlardır: Türkiye Kazakistan’ın 2010 yılında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın başkanlığını devralmasını, 2016 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin geçici üyesi seçilmesini destekledi. Türkiye’nin 2009 yılında benzer şekilde Birleşmiş Millet Güvenlik Konseyi geçici üye olmasını, Şangay İşbirliği Teşkilatı’na “diyalog ortağı” olarak katılmasına Orta Asya ülkeleri destek verdi. Hatta Nazarbayev, Avrasya Ekonomik Birliği zirve toplantısında Türkiye’nin bu Birliği üye olmasını istedi. Bu dönem Türkiye’nin Orta Asya’da yumuşak gücü diyebileceğimiz kültür ve eğitim alanındaki etkisinin de arttığı bir dönem oldu. Türk dizileri, Orta Asya halklarının ilgisini çekerken, başta Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi ve Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi yükseköğretimde önemli görev ifa etmektedir.

Türkiye-Orta Asya ilişkilerinin dördüncü dönemi olarak 2015 ve sonrası yaşanan gelişmelerden bahsedilebilir. 24 Kasım 2015 tarihinde Türk hava sahasına giren Rus savaş uçağının düşürülmesi ve ardından Rusya ile yaşanan gerginlik başlangıç olarak kabul edilebilir. Bu gelişmenin dışında, 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye FETO adı verilen bir örgüt ve örgütün Silahlı Kuvvetlerindeki elemanlarının meşru hükümeti devirmeye yönelik darbe girişiminde etkilendi. Yine, Türkiye’nin Suriye’deki savaştan etkilenmesi, son bir kaç yıl ağır bir göçmen ve mülteci akımı altında olması, dış politikada dikkati buraya yöneltti. Rusya’dan alınması planlanan S-400 füze savunma sistemi sebebi ile A.B.D. ile yaşanan problemler, Avrupa Birliği’nin Türkiye yönelik olumsuz tutumu ve son iki yıldır yaşanan ekonomik kriz gibi konular da Orta Asya ile olan ilişkileri etkiledi.

Yukarıdaki gelişmelerin iki türlü etkisi oldu: Birinci etkisi, Rusya ile yaşanan krizde Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev’in aktif müdahil olması, Rusya ile Türkiye arasındaki gerginliğin, sıcak çatışmaya dönüşmemesi konusunda büyük bir çabası oldu. Nitekim Rusya ile Türkiye arasındaki sorunlar büyük ölçüde çözümlenmesinde ve hatta Suriye konusunda Türkiye ile Rusya arasında işbirliği yapılmasında Kazakistan aktif olarak rol oynadı. Suriye konusunda Astana (şimdiki adı Nazarbayev adına atfen Nursultan olan Kazakistan’ın başkenti) Görüşmeleri Türkiye ile Rusya’nın Suriye konusunda işbirliği yapmasını sağladı. Yine bu dönemde, Türkiye’ye karşı soğuk bir yaklaşıma sahip olan Özbekistan’ın Kurucu Cumhurbaşkanı İslam Kerimov’un 3 Eylül 2016 tarihinde vefat etmesi ile iki ülke arasındaki diplomatik ve ekonomik ilişkileri hızlandırdı.

İkinci etkisi ise, Türkiye’nin başta A.B.D. olmak üzere batı ülkeleri ile yaşadığı gerilim Türkiye’nin Orta Asya ülkeleri için batıya açılan kapı misyonunu zayıflattı. Ayrıca, FETO örgütünün Orta Asya’da uzun yıllardan beri eğitim ve diğer faaliyetlerde bulunması (burada Özbekistan istisnadır. Çünkü Özbekistan okulları 1990’lı yıllar sonunda kapatmıştı), okullarından mezun olan Orta Asya’lı gençlerin ülkelerinde önemli mevkilerde olması sebebi ile Türkiye’nin Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası bu okulların ya kapatılmasını ya da kurulan Maarif Vakfına devredilmesini istemesi bazı gerginliklere de sebep oldu. Kırgızistan’da Türkiye ile yakın ilişkileri olan Cumhurbaşkanı Almazbek Atambayev Türkiye’nin talepleri reddetmesi ilişkileri zedeledi. 2017 Atambayev’in yerine seçilen Sooronbay Ceenbekov ilişkileri düzeltmek için bazı adımlarda atsa da ilişkilerin aynı seviye değildir. Türkiye’nin taleplerine Türkmenistan okulları ya kapatarak ya da devlete devrederek karşılık verirken, Kazakistan’da okulların denetimini devlet kontrolüne alarak karşıladı (Kaşıkçı, 2018, 341-348).

Türkiye’deki siyasal gelişmelerde bu ilişkileri etkiledi. 2014 yılında Gül’ün yerine Başbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi ve 2017 referandumu ile Türkiye’deki siyasal sistemin Cumhurbaşkanlığı sistemi olarak değiştirilmesi ile Başbakanlığın ortadan kaldırılması, Bakanlar Kurulu’nun ve Bakanlıkların teşkilat ve işleyişindeki değişiklikler de Türkiye’nin iç politika gündemlerine yoğunlaşmasına neden oldu. Dış politika da, Suriye sorunu, Akdeniz ve Karadeniz’deki gelişmeler, Rusya ile ilişkiler ile ABD ve AB yaşanan gerginlikler dış politika gündemini oluşturdu. Bu da Orta Asya devletleri ile ilişkilerin geri plana atılmasına neden oldu. Son olarak Türkiye’nin son iki yıl yaşadığı ekonomik sorunlarda, uzun soluklu dış yatırımlar (örneğin Hazar geçişli Türkmen gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması gibi) gibi konuları gündemden düşürdü.

Sonuç olarak, Türkiye ile Orta Asya ülkeleri arasındaki ilişkilerde belirli bir ivmenin kazanıldığı söylenebilir. Fakat Türkiye ile Orta Asya ülkeleri arasındaki gerek siyasi ve gerekse ticari ilişkiler istenen seviye de değildir. Türkiye’nin Orta Asya’ya yönelik politikaları, liderlerden, kısa dönemli gelişmelerden ve diğer küresel ve bölgesel güç olan ülkeler ile ilişkilerinden etkilenmektedir. Özbekistan’da Türkiye bakışı sorunlu olan Kerimov gitti, Türkiye’ye daha olumlu bakan Mirziyoyev geldi. Kazakistan’da Nazarbayev sonrası gelecek Kazak liderlerin Türkiye’ye aynı gözle bakıp bakmayacağı bilinmemektedir. Türkmenistan, Kırgızistan ve Tacikistan liderlerin bakışı kişiye ve zamana göre değişebilmektedir. Bütün bunların dikkate alınıp liderler arasındaki kişisel ilişkiler yanında kurumsal ilişkilerinde sağlam temellere oturulmasına gerek vardır.

Orta Asya bölgesi ve ülkeleri Türkiye için öncelikli konumda değildir. Fakat dünya siyasal ve ekonomik merkezinin Atlantik bölgesinden Asya-Pasifik bölgesine kayması ve Türkiye’nin Asya-Pasifik bölgesine ulaşabilmesi için Orta Asya’nın çok önemli olduğu açıktır. Bunun en güzel örneği ise Çin’in başlattığı ve finansmanını sağladığı Kuşak ve Yol Projesidir. Bu ve bunun gibi Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan projelerde Türkiye Orta Asya ülkeleri ile geliştireceği yakın ilişki ve işbirliği Türkiye’nin yeniden şekillenen uluslararası sistemde yerini de belirleyecektir. Bu sebeplerden dolayı Türkiye’nin Orta Asya politikasını tekrar gözden geçirip, canlandırmasını ve uzun dönemli politikalar için adım atması gerekmektedir. Dün var olan fırsatlar bugün kaçırıldığı gibi, bugün var olan fırsatlar ve imkânlar yarın olmayabilir. Bu sebeple Türkiye’nin bölgeye ile ilişkileri son soluklu ve kısa dönemli anlık gelişmelerden etkilenmeyecek bir yapıya kavuşturulmalıdır.

Kaynaklar

Fatih Yalçınkaya, “Türkiye ve Orta Asya Devletleri Arasındaki Siyasi ve Diplomatik İlişkiler-Hükümetlerüstü Kuruluşlar (1992-2012),” Türk Dış Politikasında Orta Asya ve Ortadoğu: 1990’lardan Günümüze, Fahri Türk (ed.), Edirne, Paradigma Akademi Yayınları, 2013.

Hakan Fidan, “Turkish Foreign Policy towards Central Asia”, Journal of Balkan and Near Eastern Studies, Cilt 12, No 1, 2010.

Mustafa Aydın, “Türkiye’nin Orta Asya Politikaları,” Beş Deniz Havzasında Türkiye, Mustafa Aydın ve Çağrı Erhan (der.), Ankara, Siyasal Kitabevi, 2006.

Mustafa Durmuş ve Harun Yılmaz, “Son Yirmi Yılda Türkiye’nin Orta Asya’ya Yönelik Dış Politikası ve Bölgedeki Faaliyetleri,” Bağımsızlıklarının Yirminci Yılında Orta Asya Cumhuriyetleri: Türk Dilli Halklar- Türkiye ile İlişkileri, Ayşegül Aydıngün ve Çiğdem Balım (ed.), Ankara, Atatürk Kültür Merkezi, 2012.

Selim Öztürk, “Büyük Öğrenci Projesinden Türkiye Bursları Projesine Geçiş Süreci ve Türkiye’nin Öğrenci Politikasındaki Değişim,” Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı Uzmanlık Tezi, Ankara, 2014.

Tamer Kaşıkçı, “Türkiye’nin Orta Asya ve Pakistan Politikası,” Türk Dış Politikası Yıllığı 2018, Burhanettin Duran, Kemal İnat, Mustafa Caner (ed.), Ankara, SETA Yayınları, 2018.

Yaşar Sarı, “Türkiye-Orta Asya İlişkilerinde Sınırlı İşbirliği,” AK Parti’nin 15 Yılı: Dış Politika, Kemal İnat, Ali Arslan, Burhanettin Duran (eds.), Ankara, SETA Kitapları, Aralık 2017.

Yusuf Yazar, Enerji İlişkileri Bağlamında Türkiye ve Orta Asya Ülkeleri, Rapor 1, Ankara, Ahmet Yesevi Üniversitesi Yayınları, 2011.

Sarı, Yaşar (1970, Trabzon) Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamladı. Yüksek Lisansını A.B.D. Virginia eyaletindeki Old Dominion Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden, Doktorasını da aynı eyaletin Virginia Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümünden aldı. A.B.D., Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye’deki çeşitli üniversitelerde çalıştı. Halen Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümünde çalışmaktadır. Uluslararası İlişkiler ve Türk Dünyası üzerine akademik çalışmaları bulunmaktadır.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Linda Barbara

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Vestibulum imperdiet massa at dignissim gravida. Vivamus vestibulum odio eget eros accumsan, ut dignissim sapien gravida. Vivamus eu sem vitae dui.

Recent posts

Amerika’nın Kuruluşunda İslam’ın Etkisi

  Amerika Birleşik Devletleri’ne köle olarak getirilmiş, okuma yazma bilen Afrikalı bir Müslüman'a ait 1830'lardan kalma el yazması anılar ABD Kongre Kütüphanesi tarafından satın alınıp...

Türkiye Notları dergisi ‘Birinci Meclis’ başlıklı 10. sayısı ile okuyucu ile buluşuyor.

Dergimizin bu sayısında, Birinci Meclis’in Ankara’da toplanmasının 100. yılı anısına sadece bu Meclise odaklanan makalelerden oluşan bir dosya hazırladık. Bu çerçevede Prof. Dr. Ahmet...

1920-1923 Yılları Arasında Meclis Zabıtlarında Türk, Türklük, Türkçülük

İstanbul’daki meclisin dağılmasından sonra Mustafa Kemal seçim çağrısı yaparak milletvekillerini Ankara’da toplamış 23 Nisan 1920’de meclis açılmıştır. Bu yıl içinde Ankara Hükümeti Yunan, Ermeni,...

Hamdullah Suphi Tanrıöver’in Milli Mücadeledeki Faaliyetleri

         Hamdullah Suphi Tanrıöver(1885-1966) soylu bir aileden gelmiştir. Dedesi, ilk Maarif Nazırı Abdurrahman Sami Paşa’dır. Babası Kocaemioğlu Suphi Paşa’dır. Maliye, Nafia, Evkaf ve Maarif...

Üç Umur Bugay

Türk toplumu 1950’li yıllardan itibaren oldukça dinamik bir süreç içerisinde gözükmektedir. Bu dinamizmi yaratan en önemli kaynağın köyden kente göç olduğu söylenebilir. Yeterli istihdam...

Recent comments