Ana Sayfa 7. Sayı Üç Umur Bugay

Üç Umur Bugay

Author

Date

Category

Türk toplumu 1950’li yıllardan itibaren oldukça dinamik bir süreç içerisinde gözükmektedir. Bu dinamizmi yaratan en önemli kaynağın köyden kente göç olduğu söylenebilir. Yeterli istihdam olanakları, eğitim imkânları, sağlık ve belediye hizmetleri yaratılmaksızın bu kadar büyük çaplı bir köyden kente göç hareketi Türkiye’nin sonraki döneme dair toplumsal dokusunu da siyasal dokusunu da hep etkileyecek hem de biçimlendirecektir. Bu dinamik oluşu anlamak, anlamlandırmak hem siyasetçiler hem sosyal bilimciler hem de kalem işçileri açısından bir mesele halini almıştır. Galiba siyasette bu süreci 1960’lı yılların ikinci yarısında beliren ve her biri kendi çevresinde bir efsane halini alan liderler, hele hele Ecevit, büyük ölçüde çözümlemeyi başarabilmiştir. Bugün Türkiye’nin toplumsal yapısındaki değişim ve dönüşümleri en az anlayabilenin ve çözümleyebilenin siyasal liderler olduğu dikkate alındığında mesele daha da ilginçleşebilir.

Sosyal bilimcilerin bu dinamik süreci anlaması ve açıklaması daha ziyade yabancı düşünürlerin, siyaset bilimcilerin, sosyologların perspektifinden olabilmiştir. Diğer bir deyişle Türk toplumunun ve Türk toplumundaki oluşun bir anlam ifade edebilmesi için ithal bir çerçeveye oturtulabilir olması gerekmiştir. Bu bağlamda akademyada trendlerin mevzu bahis olduğu söylenebilir. Şerif Mardin bu durumu 1950’lerde bambaşka bir sosyal çerçeveye sahipken 1960’larda akademidekilerin büyük kısmının birbirlerine Marx’ı daha iyi bildiklerini ispat çabasına girmeleri olarak özetler. Hal böyle olunca Türkiye’nin toplumsal yapısı üzerine 1960’lı 70’li yıllara ait çok az sayıda ciddi metinden faydalanabiliyoruz. O metinlerin de Küçükömer’in Düzenin Yabancılaşması, Berkes’in Türkiye’de Çağdaşlaşma kitabı, Beşikçi’nin Doğu Anadolu’nun Düzeni gibi yazıldıkları dönemde akıntının tersine kürek çeken metinler olması dikkat çekicidir.

Bu bakımdan 1960’lı ve 1970’li yıllarda çekilen birçok sinema filmi aslında bu yıllarda üretilen sosyal bilim metinlerinden çok daha fazla veri sağlamaktadır. Üzerinde çok durulduğu için burada da zikretmekte bir beis yok, Lütfi Ö. Akad’ın Kızılırmak-Karakoyun’dan Gelin-Düğün-Diyet’e uzanan filmografisi bu bakımdan oldukça kıymetlidir. Otobüs Yolcuları, Karanlık’ta Uyananlar, Aah Güzel İstanbul gibi filmler hem İstanbul’a ait eşsiz görüntüleri muhtevi olmaları bakımından hem de dönemin toplumsal, siyasal süreçlerine dair verileri muhtevi bulunmaları bakımından değerlidir. Yücel Çakmaklı’nın sineması 1970’lere girilirken toplumun büyük kütlesindeki eğilimleri, hareketlilikleri, hassasiyetleri ele alması, irdelemesi dolayısıyla aslında önemli veri kaynaklarından birisidir.

Bu dönemin sineması değerlendirilirken üzerinde dikkatle durulması gereken bir başka mesele Ertem Eğilmez Olayıdır. Büyük kısmı tiyatro kökenli olan oyuncuları dönemin starlarıyla bir araya getirerek toplumu yakalayan Ertem Eğilmez’in ve Arzu Film’in başarısı üzerinde ciddiyetle durulmalıdır. Burada esas mesele Arzu Film’in ve Ertem Eğilmez’in film endüstrisinde yaratmış olduğu ekonomik büyüklükten ziyade bu filmlerin, cliché bir laf olacak ama, bugün de büyük bir beğeniyle izlenebilmesini sağlamasıdır. YouTube’a 4 yıl önce yüklenen Hababam Sınıfı 12 milyon kere, Hababam Sınıfı Tatilde 15 milyon kere, Şaban Oğlu Şaban 24 milyon kere, Tosun Paşa 11 milyon kere görüntülenmiş gözükmektedir. Bu filmlerin Türk toplumunu 40 yıla yakın bir süredir güldürebilmesi Ertem Eğilmez’in esas başarısıdır.

Aslında komedi filmi yapabilmek için o toplumu çok iyi tanımak gerekir. Bir başka deyişle Eternal Sunshine ya da Titanic tipi bir filmle dünyayı ağlatabilirsiniz ama Home Alone (1990), Shaun of Dead (2004) gibi filmlerle bir toplumu 40 yıl boyunca güldüremezsiniz. Sinemada komedi yapabilmek için topluma dair ciddi bir farkındalığınız olması gerekir. Bir toplumu herkes ağlatabilir ancak onu çok iyi tanıyan bir kimse güldürebilir. Ertem Eğilmez’in filmlerinde Türk toplumunun beğenilerine hitap eden bir çerçevenin yakalandığı rahatlıkla söylenebilir.

Bu bağlamda Zeki Ökten’in de hakkı teslim edilmelidir. Hatta Zeki Ökten’de sosyal dokunun filmin arka planına Ertem Eğilmez’den farklı olarak bilinçli bir biçimde ve ustalıkla yerleştirildiği ifade edilmelidir. Ancak Zeki Ökten’in hakkı teslim edilirken Zeki Ökten’le iş birliği dolayısıyla unutulmaz filmleri kültür dünyamıza kazandırmış olan Umur Bugay’ın da hakkı yenmemelidir. Ökten üzerine yapılmış ciddi bir derleme olan Yoksul başlıklı kitapta Ökten’in Umur Bugay senaryolarından uyarladığı filmler üzerinde yoğunlukla durulmasına rağmen Umur Bugay üzerinde durulmuyor olması ilginçtir. Burada bir film yönetmenin midir yoksa senaristin midir gibi bir tartışmaya girmek değil elbette niyetimiz. Ancak Kapıcılar Kralı’ndan Bizimkiler’e uzanan bir hat tespit edilebiliyorsa bu hattı mümkün kılan özneyi görmezden gelmek de olacak iş değil.

Senarist Umur Bugay

1941 Ankara doğumlu olan Umur Bugay İstanbul üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunudur. Burada Kurtuluş Kayalı hocanın belli bir geleneğe yaslanarak, belli bir tarihsel geçmişe yaslanarak sosyal bilim yapmanın önemini vurgulamak için verdiği “Aslında hepimiz İstanbul sosyoloji öğrencileriyiz!” spotunu hatırlamadan geçmeyelim. Memleketin anlı şanlı üniversitelerinin sosyoloji bölümlerinden mezun olan zevatın Türk toplumuna bakarken Bourdieu’yü ve daha kimleri kimleri hiçbir filtre uygulamaksızın araya sokuşturmalarına inat İstanbul sosyolojinin Ziya Gökalp’ten H. Ziya Ülken’e taşıdığı damar Umur Bugay’ın Türk toplumuna içerden ve sahici bakışının esprisini vermektedir.

Sosyal Tarihçi Umur Bugay

Zeki Ökten ve Umur Bugay’ın iş birliği ile ortaya çıkan Kapıcılar Kralı, Çöpçüler Kralı ve Yoksul filmlerini belki de bir üçleme olarak değerlendirmek ufuk açıcı olabilir. Kapıcılar Kralı ve Çöpçüler Kralı filmlerinde hikâyenin arkasında akan toplumsal yapı 1970’li yılların özellikle ikinci yarısında Türkiye’de sosyal hayatın nasıl aktığı konusunda ciddi bir fikir vermektedir. Bu iki filmden Yoksul filmine geçildiğinde 1970’lerden 1980’lere geçerken Türkiye’nin yaşadığı sert dönüşüm de kendini hissettirmektedir. Yoksul’u önemseyenler genellikle bu filmin bir Özalizm eleştirisi olarak değerlendirmekte ve bu çerçevede filmi değerli bulmaktadır. Ancak yukarıda da ifade edildiği gibi bu üç film bir arada değerlendirildiğinde filmin esas meselesinin Özalizm eleştirisi olmak dışında başka bir şey olduğu, filmin Türkiye’nin toplumsal dönüşümüne odaklandığı anlaşılabilir. Bir başka deyişle aslında Bugay da tıpkı Akad gibi doktor değildir, reçete sunmaz.

Bu bağlamda Bizimkiler dizisinde Bugay’ın bu tarzının dönemin siyasal koşullarının da ağırlığıyla bu tarzının biraz dışarısına çıktığı, ara ara bir reçete sunma eğilimi içerisinde olduğu söylenebilir. 1994 Seçimleri sonrasında yükselen Refah Partisi ve ülke siyasal alanının bir anda kurşun ağırlığına ulaşması sonrasında Doktor Türkan, Şükrü ve Şükrü’nün babası Hâkim Bey karakteri üzerinden yoğunlaşan Atatürkçülük vurgusu, 28 Şubat krizinin hemen sonrasında diziye dahil olan Muvaffak Bey’de odaklaşan gericilik vurgusu dikkat çekicidir.

Ancak bunlar dizinin bir sosyal tarih metni olma önemini yok etmez. 1990’lı yılların diplomatik ve siyasal krizlerin yanı sıra tüketim alışkanlıkları, özellikle İstanbul’da toplumsal sınıfların habituslarının dönüşümü gibi hususlar Bizimkiler dizisi üzerinden rahatlıkla takip edilebilir. Belki biraz evvel Bugay’ın topluma bir reçete sunmaya çalışması olarak biraz da hafifsediğimiz unsurlar bile bu dönemin sosyal-siyasal tarihini anlamak ve anlamlandırmak açısından kıymetlidir. Dolayısıyla aslında Kapıcılar Kralı’ndan Bizimkiler’e uzayan serüven üniversitelerin Türkiye’nin Toplumsal Yapısı derslerinde okutulan birçok kitaptan çok daha gerçekçi ve ufuk açıcı bir fotoğraf ortaya koymaktadır.

Mizahçı Umur Bugay

Bu yaklaşım biçimi topluma buradan, ayakları bu ülke toprağına basarak bakmayı salık verdiği gibi aynı zamanda bu topluma bütün kültürel zenginliğiyle, bir araştırma nesnesinden öte bakabilmeyi gerektirmektedir. Bugay’ın topluma yaklaşımıyla örneğin Atıf Yılmaz’ın Türk toplumuna yaklaşımı arasında oldukça belirgin bir perspektif farklılığı bulunmaktadır. Batıbeki’nin mizahı Türk toplumuna biraz yukardan, biraz iterek, açıkçası biraz da iğrenerek bakarken Bugay’ın mizahı onu çok daha içerden, içinden bir yerlerden kavramayı denemektedir. Belki Osman F. Seden’in mizahı da bu anlamda Bugay’ın mizahına benzemektedir. Ancak Seden’in filmlerinde toplumsal dokuyu arka planda belli belirsiz biçimde tespit edebilirken Bugay’da ve Batıbeki’de toplumsal doku çok daha belirgindir. Fakat Batıbeki ile Bugay arasında Türk toplumuna yaklaşım farklılığı bu arka planın da inceliğini ve sahihliğini oluşturmakta, birisinin metinlerini komik fakat kaba, diğerinin metinlerini komik ve ince bir hale getirmektedir. Burada Batıbeki ve Bugay arasında Türk toplumuna aşinalık / hısımlık (siz bunu isterseniz hasımlık olarak da okuyabilirsiniz) farklılığının da etkili olduğu ifade edilmelidir. Yukarıda da ifade edildiği gibi bir toplumu güldürebilmek için onu çok iyi tanımanız gerekir. Batıbeki’nin bu anlamda ilgisi ve ilintisi daha kısıtlı olduğu için metinlerinde cinsellik ve argo daha ön plana çıkabilirken Bugay’ın metinlerinde bu öğelerin çok daha az olduğu görülecektir.

 

KARMASKALI, İsmail (1985, Elâziz) İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun. Yurtdışında yüksek lisans projesini tamamlamaya çalışmaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Linda Barbara

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Vestibulum imperdiet massa at dignissim gravida. Vivamus vestibulum odio eget eros accumsan, ut dignissim sapien gravida. Vivamus eu sem vitae dui.

Recent posts

Amerika’nın Kuruluşunda İslam’ın Etkisi

  Amerika Birleşik Devletleri’ne köle olarak getirilmiş, okuma yazma bilen Afrikalı bir Müslüman'a ait 1830'lardan kalma el yazması anılar ABD Kongre Kütüphanesi tarafından satın alınıp...

Türkiye Notları dergisi ‘Birinci Meclis’ başlıklı 10. sayısı ile okuyucu ile buluşuyor.

Dergimizin bu sayısında, Birinci Meclis’in Ankara’da toplanmasının 100. yılı anısına sadece bu Meclise odaklanan makalelerden oluşan bir dosya hazırladık. Bu çerçevede Prof. Dr. Ahmet...

1920-1923 Yılları Arasında Meclis Zabıtlarında Türk, Türklük, Türkçülük

İstanbul’daki meclisin dağılmasından sonra Mustafa Kemal seçim çağrısı yaparak milletvekillerini Ankara’da toplamış 23 Nisan 1920’de meclis açılmıştır. Bu yıl içinde Ankara Hükümeti Yunan, Ermeni,...

Hamdullah Suphi Tanrıöver’in Milli Mücadeledeki Faaliyetleri

         Hamdullah Suphi Tanrıöver(1885-1966) soylu bir aileden gelmiştir. Dedesi, ilk Maarif Nazırı Abdurrahman Sami Paşa’dır. Babası Kocaemioğlu Suphi Paşa’dır. Maliye, Nafia, Evkaf ve Maarif...

Üç Umur Bugay

Türk toplumu 1950’li yıllardan itibaren oldukça dinamik bir süreç içerisinde gözükmektedir. Bu dinamizmi yaratan en önemli kaynağın köyden kente göç olduğu söylenebilir. Yeterli istihdam...

Recent comments