Ana Sayfa 7. Sayı Hamdullah Suphi Tanrıöver’in Milli Mücadeledeki Faaliyetleri

Hamdullah Suphi Tanrıöver’in Milli Mücadeledeki Faaliyetleri

Author

Date

Category

         Hamdullah Suphi Tanrıöver(1885-1966) soylu bir aileden gelmiştir. Dedesi, ilk Maarif Nazırı Abdurrahman Sami Paşa’dır. Babası Kocaemioğlu Suphi Paşa’dır. Maliye, Nafia, Evkaf ve Maarif Nazırlıklarında bulunmuştur. Bu nedenle Hamdullah Suphi Bey için “aileden Milli eğitim Bakanı” denilmiştir. Hatta 1925 yılında ikinci kez Maarif Vekili seçildiğinde Mustafa Kemal, “Hamdullah, doğuştan Maarif Vekilidir” demiştir. Hamdullah Suphi Bey böyle bir ailede dünyaya gözlerini açmıştı. Ebüzziya Tevfik Bey Sami ve Subhi Paşa konaklarından şu şekilde bahsetmiştir: “…Özellikle Sami ve Subhi Paşa konakları, zamanın birer Encümeni Danış ve İrfan-ı idi. Şark ve Garbın en tanınmış bilginlerine sığınak ve konak yeri olan bu iki bina, varlıkları ile Başkent’e onur veriyorlardı…” İlköğrenimini Kısıklı, Altunizade ve Nümune-i Terakki mekteplerinde; orta öğrenimini ise II. Abdülhamit’in “iradesiyle” yatılı olarak Galatasaray’da tamamlamıştır. Yalnız burada okurken devrin padişahına isyan şiirleri yazmıştır. Dahası, amcası Sami Paşazade Sezai’nin vasıtasıyla, Paris’te Jön Türklerin çıkardığı Şura-yı Ümmet’te yayınladığı şiirde Abdülhamit için şunları yazmıştır: Belinde kabza-i Osman, Elinde bir Kuran, Beşiklerinde çocuklar boğan kızıl Sultan.

Eğitimini tamamlayan Hamdullah Suphi Bey, 1905 yılında Tütün İnhisarı Merkez İdaresi Tercüme Kalemi’nde stajyer memur olarak çalışmaya başlar. II. Meşrutiyet’in henüz ilk yıllarında Ayasofya Rüşdiyesi’nde hocalık yapmaya başlamıştır. Bundan sonra da Darülmualliminde, Darülfünunda, Darülbedayide ve Bahriye Mektebinde dersler vermiştir. Bu okullarda Fransızca, İslam ve Sanayi Nefise tarihi, edebiyat, Selçuklu ve Osmanlı tarihi gibi dersler okutmuştur. Hamdullah Suphi Bey’in öğrencileri arasında Reşat Nuri, İsmail Hakkı Uzunçarşılı ve Burhanettin Develioğlu gibi isimler vardır.

Hamdullah Suphi Bey, Türkçülüğün siyasileştiği ilk günlerden itibaren Türkçü hareketlerin içerisinde yer almıştır. Onun ismi Türk Ocakları ile müsemma hale gelmişti. Mustafa Baydar’ın deyimiyle “Türkocağı ve Hamdullah Suphi, ikiz kardeş gibidir. Muhakkak biri diğerini hatıra getirir.” Türk Ocakları’ndaki faaliyetleriyle bir adım öne çıkmıştı. Ocağın faaliyetlerinde büyük emeği olan Yusuf Akçura, Hamdullah Suphi Bey’in Türkocağı için ne anlama geldiğini şöyle ifade eder: “Ocağın tarihinde fasıla yoktur. Türkocağı, bu fasılasız hayatın en ziyade Reisi Hamdullah Suphi Bey’e borçludur. Kendi hayat ve istikbalini Ocak’a katmış olan Hamdullah Suphi Bey, enerjisi, fikir takibi, ruh aşinalığı ve eşi zor bulunur tertipleyiciliği sayesinde Türkocağı’nı Milli Türk Devletinin kuruluşuna kadar alıp getirebildi…

Milliyetçilik Düşüncesi

1900’ların henüz başında Türk Yurdu dergisine feryat figan yazdığı bir yazıda “ihtişam” günlerinden kalma sarayın yıkılışı, göz göre göre yıldırımlarla devrilmiş minareler, yıllar içerisinde harap olmuş camiler ve türbeleri görmüştür. Neredeyse memleketin tamamı metruk hale gelmişti. Bu sefil ortamda Türklüğün de tıpkı yukarıdan düşen bir cam parçası gibi darmadağın olduğunu ifade eder. II. Meşrutiyet’in ilanı müteakiben siyasileşen Türkçülüğün gelişiminde Hamdullah Suphi Bey’in payına bilhassa vurgu yapmalı. Sadri Maksudi Beyin “hatip” diye hitap ettiği Hamdullah Suphi, bir dönem çok ciddi şekilde Turancılık hissiyatına kapılmıştır. Siyasi sınırların, milleti ayırmasından muzdariptir: “Bütün Türk dünyası birlik şuurunu idrak etmeye başlamış eller uzaktaki kardeşlerin ellerini tutmak için mesafeler içinde uzanmıştır.” Her ne kadar ırkçı olmadığını ifade etse de Hamdullah Bey, alıntılanan cümleden de anlaşıldığı gibi o “ırk birliğini” savunuyordu. Ama çok zordu. Arada, Çin Seddi’nden daha kalın sınırlar vardı. Daha sonraki yıllarda Hamdullah Suphi Bey’in milliyetçilik anlayışının devam ettiğini göstermektedir. Peyami Safa’nın bir yazısında Ahmet Haşim’i Arap olmakla suçlaması üzerine Hamdullah Suphi, kendi milliyetçilik anlayışının sınırlarını çizmek durumunda kalır: “Kan ve şecere üzerine müesses bir milliyetperverlik müdafaası değil, tasavvuru mümkün olmayan bir şeydir. Milliyetin esası kan ve kemik değil, soy sop değil, vicdandır.” Yani Hamdullah Suphi Bey, ırkçılığa şerh koymuştur. Ona göre, “her millet birçok kuvvetlerin asırlar süren ihtilat ve imtizacından hasıl olmuştur. Ve saf ırk yoktur. Amerika’nın ortasında, Polinezya adalarında bile saf ırk iddiası için bir yer mevcut olduğundan şüpheliyim.” Hamdullah Suphi Bey, hele Asya ile Avrupa ortasında ikamet eden memleketin çocuklarının ne kadar saf olabileceğini sorgulamıştır. Bu yönüyle de Tanrıöver, ırkçıların hışmından da kurtulamamıştı. 1955 yılında kendisini ziyarete giden Müstecip Ülküsal’a aynen şunları söylemişti: “Irkçılar, beni, annem Çerkez diye Türk saymamaya kalkışıyorlar. Türklük uğruna bu kadar yıl çalışmış ve bunu kendisine ideal edinmiş bir insan nasıl Türk sayılmaz.” Baydar’ın da belirttiği gibi Hamdullah Suphi Bey’in milliyetçilik anlayışı “dar” ve “ilkel” değildir. Hatta dönemine göre hayli müspet sayılabilir. Çünkü bu sözlerin zikredildiği süreçte yeni rejim yer yer ırkçı ve faşizan refleksler göstermekteydi. Samet Ağaoğlu Babamın Arkadaşları isimli kitabında Hamdullah Suphi Bey’i, “fikir olarak milliyetçiliğe inanmakla” birlikte “asla ırkçı olmadığını” ifade eder. Hamdullah Suphi Bey, milliyetçi olmanın yanı sıra Batı medeniyetine de inanıyordu. Türkiye’nin kurtuluşunun Batı medeniyetinde olduğuna kani idi: “…bilirsiniz, hiçbir zaman dar bir milliyetperverlik gütmedik. Bir taraftan kendi harsımızı arıyor, diğer taraftan sahnelerimizde Alman musikisini dinletiyor, İtalyan ressamlığını gösteriyor, Yunan heykeltiraşisini, İngiliz edebiyatını, Roman kanunlarını gençlerimize tanıtıyorduk. Çünkü Ocaklar nazarında Türk, Garp ailesinin bir evladı olmak gerektir.”

Milli Mücadele Anıları

Hamdullah Suphi Bey, sosyal bir kişiliktir. Göz önündedir. Eğitimli aileye mensup olmanın avantajını kullanmıştır. Türkçü düşüncesi, onu eğitim dışındaki alanlara da yönlendirmiştir. Örneğin 1913 yılında Bulgar’ın, Edirne ve Trakya’da yaptıkları zulümleri Avrupa’nın başkentlerine anlatmak için kurulan heyette yer almıştır. Heyet, Roma, Paris, Londra, Petersburg ve Berlin’e gitmiştir. Heyet adına Hamdullah Bey şöyle bir açıklama yapmıştır:

Edirne ahalisinin Müslüman Hıristiyan ve Musevi temsilcilerinden oluşan heyetimiz Bulgar vahşetini anlatmak için Avrupa merkezlerini dolaşıyor. Trakya’daki 1.22.572 nüfusa karşı ancak 189000 Bulgar vardır. Bu kadar Müslüman, Rum, Musevi nasıl Bulgarlara teslim edilebilir? Trakyalılar, Bulgar boyunduruğuna düşmektense şehirlerinin yıkıntıları altında yok olmayı tercih etmektedirler.”

1919 yılının ortalarında, Hamdullah Suphi Bey, görevli gittiği Almanya’dan döndüğü sırada vatanın, işgaline şahitlik etmiştir. İlk meşum haberi İzmir’den almıştır. Hamdullah Suphi Bey, Halide Edip Hanım, Rıza Nur ve Mehmet Emin Beyler ile İstanbul’da işgallere tepki olarak mitingler düzenlemişlerdi. İşgallerin henüz başladığı günlerde Hamdullah Suphi Bey gerek Sultanahmet mitingi olsun gerek başka faaliyetleri olsun işgalcilerin dikkatini çekmişti. Sultanahmet mitinginde yaptığı konuşma ile Milli Mücadele’nin ateşleyicilerinden olmuştur. Gelen kalabalığa “milletdaşlarım, dindaşlarım” diye başlayan hitabı ile işgalci Yunanistan’ı hedef tahtasına oturtmuştur. Ama vatan işgal edilecekse, vatanın işgali kaçınılmaz ise “İngilizler, Amerikalılar alsınlar!” demiştir. Yunan’ın, İzmir işgalinden sonra, bölgede yaptığı katliamları, insanlık dışı muameleyi yerinde incelemek üzere Tahkik-i Mezalim Heyeti içerisinde Hamdullah Suphi bey de bulunuyordu. İstanbul’daki Amerika Yüksek Komiseri Mark Bristol başkanlığındaki bu heyet, İtalyan, Fransız ve İngilizlerden oluşmaktaydı. Türklerin isteği üzerine heyet meydana gelmişti. İzmir’e gittiklerinde heyetin kaldığı otelde değil de başka otelde ikamet etmişti Hamdullah Suphi Bey. Sebebi de halkla daha yakından temas kurmak olmuştur. Fakat kim olduğu öğrenilince canını zor kurtarmıştır. Hamdullah Suphi Bey işgal altındaki İzmir’de Darü’l-Muallimat öğrencilerini toplamış, onlara Yunan zulmü üzerine konferans vermişti. Burada da bir tehlike atlatmıştı. Bunu haber alan Yunanlılar, Hamdullah Suphi Beyi Yunanistan’a sürgün etmeye karar vermişti. Fakat Fransız elçiliğinin devreye girmesiyle tehlike bertaraf edilmişti. Bunun üzerine de apar topar İstanbul’a dönmüştü. Ama peşini bırakmamışlardı. İngiliz Ordusunun Hindistan taburlarından ayrılmış ve Gurko adını taşıyan “yabani” askerler, Hamdullah Suphi Beyin evi diye Terakki Mektebi’nin kapısını kırarak müdür Boşnak Ahmet Bey’i, Hamdullah Suphi Bey zannederek döve döve öldürmüşlerdi. Peki, Hamdullah Suphi Bey neden bu kadar tepki çekmiştir? Birincisi yukarıda da zikrettiğimiz gibi işgallere tepki olarak yapılan mitinglerdeki nutukları, ikincisi ise işgal güçlerinin Türk Ocağını kapatmalarına rağmen aradan bir hafta geçmeden Türk Ocağını tekrar açmış olması ve Meclis-i Mebusan açılır açılmaz da Antalya Mebusu olarak kürsüde “Siz Millet Meclisi değilsiniz. Ordunuz yok, paranız yok, hükümetiniz yok. Millet Meclisi olmak için Anadolu’da başlayan son kurtuluş ümitlerinin mümessili olan milli olan milli hareketi benimsediğimizi ilan edebilirseniz o zaman Millet Meclisi olursunuz. Yoksa şu kapıdan başını uzatacak ilk İngiliz çavuşu sizi istediği hapishaneye götürmek kuvvetindedir” sözlerini sarf ederek Anadolu’da başlayan mücadelenin taraftarı olduğunun altını kalın çizgilerle çizmesidir. Onun için Anadolu’ya geçmekten de başka yol kalmamıştı. Küçüklüğünden beri saçları beyaz olduğundan tanınmamak için saçlarını siyaha boyatarak yola koyulmuş. Yolda Celal Bayar ve Bekir Sami Bey ile karşılaşmış. Onlar da Ankara yolcusu. Artık yalnız değildir.

Hamdullah Bey Ankara’ya vardığında, kendisini karşılayanlar arasında Ali Fuat Paşa da vardır. Ali Fuat Bey, onları Mustafa Kemal adına karşılamıştır. Doğruca Erkan-ı Harbiye’nin merkezi olan Ziraat Mektebine gitmişlerdir. Burada ilk defa Mustafa Kemal ile karşılaşır. Hamdullah Suphi Beyin ifade ettiğine göre, Mustafa Kemal’in fiziksel görünüşü ve sesinin tesirinde kalmıştır. Hamdullah Suphi Bey, Ankara’ya geldiğinde tablo hiç de iç açıcı değildir. Yurdun bir tarafı işgal altında. Kurtuluş ümidi olarak beliren Ankara, maddi imkânsızlıklar içerisinde debelenmektedir. Herkes bu zor durumdan çıkmak için kafa yorar.

Millet Meclisi’nin açılışını Günebakan eserinde anlatmıştır. 1920’nin 23 Nisan’ında sabah namazını Hacı Bayram Veli’de kıldıktan sonra Meclis’in açılışı gerçekleşir. Hamdullah Suphi Bey, camiden Meclis binasına gidişi uzaktan seyreder: “Şeyhler, kırçıl tüylerle örtülü göğüslerini gösteren gömlekleri açık, ellerinde teberler, üstünde yırtık bayraklara yazılmış ayetlerle, tehlil ve tekbir getiriyorlar…” Hamdullah Suphi Bey asker olmadığı için Milli Mücadele yıllarında cephe gerisinde üzerine düşeni yapmıştır. Konya’da Milli Mücadele’nin mahiyetini anlatma görevi verilmişti. Daha sonra Uluburlu ve Antalya’da camilerde vaazlar vermiştir. Bunun haricinde yazar olarak da sorumluluk düşüyordu. İstanbul’da Anadolu hareketine muhalefet eden gazetelere cevap yetiştirmek onun göreviydi. Hüseyin Cahit, Ahmet Cevdet ve Velid Ebüziya’ya karşı yeni rejini savunuyordu.

Onun Mustafa Kemal ile ilgili düşüncesi nettir. Meclis çatısı altında hararetli tartışmış olsalar da ve daha sonra Hamdullah Suphi Beyin göz bebeği Türk Ocaklarını kapattırması sırasında karşı karşıya gelişleri de onun Mustafa Kemal hakkındaki düşüncesini değiştirmemiştir. Mustafa Kemal’e “Fırtına Kuşu” nitelemesinde bulunur. Ona, Tanrıöver soy ismi Mustafa Kemal’in hediyesidir. Hamdullah Bey Milli Mücadele yıllarında Cebeci’de oturmaktadır. Rauf Bey de orda oturmaktadır. Hamdullah Bey’in aktarımına göre, Rauf Bey’in kendisine “Hamdullah Suphi Bey, bu ehramın zirvesi ne olacak?” sorusuna cevabı şu şekildedir: “Tabii Mısır’dan bahsetmiyorsunuz, devletin başı kim olacak demek istiyorsunuz. Daha sonra var olarak kalabilecek miyiz, kalamayacak mıyız? Onu düşünmeliyiz. Eğer düşmanı temizleyebilirsek, ondan sonra hükümetin başı kim olacak, devletin başı kim olacak, düşünebiliriz.” Yine onun aktarımına göre, Rauf Bey, “Mustafa Kemal’den çok korkuyordu. Onun başa geçmesinden ürküyordu.

İstiklal Marşı’nın Yazılmasındaki Rolü

Hamdullah Bey, Milli Mücadele yıllarında 11 ay kadar Milli Eğitim Bakanlığı yapmıştı. Fakat kendisi hakkında gensoru verilmesinin ardından bakanlık görevinden istifa etmiştir. Bunun ardından kendisi hakkında kurulan komisyona verdiği ifadede Burdur Mebusu Mehmet Akif ile uzun yıllar fikir çatışması içerisindedirler, çünkü Mehmet Akif’in, “milliyetperverliğin daima aleyhinde” yazdığını ifade eder. Bunun üzerine Mehmet Akif, “ben kavmiyet aleyhinde bir adamım, milliyet aleyhinde değil!.” kendi duruşunu izah etmek durumunda kalır. Cevaben, Hamdullah Suphi Bey de, “evet efendim, kavmiyet aleyhinde” demiştir. Akif ile milliyetçilik konusunda anlaşmasalar da söz konusu vatan olduğunda işin seyri değişir. İstiklal Marşı’nın yazılmasında ve kabul edilmesinde Hamdullah Suphi Beyin rolü yadsınamaz. Milli Mücadeleye marş arandığı günlerde Hamdullah Suphi Bey, Mehmet Akif’e başvurur. Fakat Akif, hem ödül olduğu için hem de yükü ağır olduğu için “endişe” ve “tereddüt” ile karşılamıştır bu ulvi teklifi. Bunun üzerine Hamdullah Suphi Bey, Mehmet Akif adına başvuruda bulunur. Marş kabul edilir edilmesine ama etrafındaki tartışmalar bitmez. Sonradan bazı Türk aydınları İstiklal Marşı’nın, “…Türkiye’nin peşinde koşması gereken devrimci ve milliyetçi ruhu yansıtmadığını, ayrıca bestenin de birlikte söylemeye elverişli dinamizmden yoksun olduğunu” iddia etmişlerdir. Bunlardan birisi olan Samet Ağaoğlu, “Batı medeniyetinin bu kadar canlı ve heyecanlı taraflısı Tanrıöver’in, Akif’in içinde ‘Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar’ gibi bir mısraı bulunan şiirini İstiklal Marşı olarak teklif etmesi, o gün olduğu gibi bugün de yorumu güç bir hareket…”. Çünkü Hamdullah Suphi Bey, Meclis’teki konuşmaları ve gösterdiği reflekslerden gerçekten Batıcı Türkçülerden olduğunu göstermiştir. 

 

Kaynakça

Hamdullah Suphi Tanrıöver, Günebakan, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, İzmir, 1987.

Mustafa Baydar, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Menteş Kitabevi, İstanbul, 1962.

Fethi Tevetoğlu, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1986.

Türk Kültürü Hamdullah Suphi Tanrıöver Sayısı, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü, S:45, Temmuz 1966.

Halim Serarslan, Hamdullah Subhi Tanrıöver, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Yay:143, Seri:IX, Sayı:A.3, Ankara, 1995.

ŞİMŞEK, Abdülazim (1985, Batman) 2008 Ankara Üniversitesi DTCF Tarih Bölümü lisans, 2012’de DTCF yüksek lisans derecesini aldı. 2018’de Ankara Üniversitesi TİTE’den doktora derecesini aldı. Dicle Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Dr.ögr.üyesi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Linda Barbara

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Vestibulum imperdiet massa at dignissim gravida. Vivamus vestibulum odio eget eros accumsan, ut dignissim sapien gravida. Vivamus eu sem vitae dui.

Recent posts

Amerika’nın Kuruluşunda İslam’ın Etkisi

  Amerika Birleşik Devletleri’ne köle olarak getirilmiş, okuma yazma bilen Afrikalı bir Müslüman'a ait 1830'lardan kalma el yazması anılar ABD Kongre Kütüphanesi tarafından satın alınıp...

Türkiye Notları dergisi ‘Birinci Meclis’ başlıklı 10. sayısı ile okuyucu ile buluşuyor.

Dergimizin bu sayısında, Birinci Meclis’in Ankara’da toplanmasının 100. yılı anısına sadece bu Meclise odaklanan makalelerden oluşan bir dosya hazırladık. Bu çerçevede Prof. Dr. Ahmet...

1920-1923 Yılları Arasında Meclis Zabıtlarında Türk, Türklük, Türkçülük

İstanbul’daki meclisin dağılmasından sonra Mustafa Kemal seçim çağrısı yaparak milletvekillerini Ankara’da toplamış 23 Nisan 1920’de meclis açılmıştır. Bu yıl içinde Ankara Hükümeti Yunan, Ermeni,...

Hamdullah Suphi Tanrıöver’in Milli Mücadeledeki Faaliyetleri

         Hamdullah Suphi Tanrıöver(1885-1966) soylu bir aileden gelmiştir. Dedesi, ilk Maarif Nazırı Abdurrahman Sami Paşa’dır. Babası Kocaemioğlu Suphi Paşa’dır. Maliye, Nafia, Evkaf ve Maarif...

Üç Umur Bugay

Türk toplumu 1950’li yıllardan itibaren oldukça dinamik bir süreç içerisinde gözükmektedir. Bu dinamizmi yaratan en önemli kaynağın köyden kente göç olduğu söylenebilir. Yeterli istihdam...

Recent comments