Ana Sayfa 7. Sayı 1920-1923 Yılları Arasında Meclis Zabıtlarında Türk, Türklük, Türkçülük

1920-1923 Yılları Arasında Meclis Zabıtlarında Türk, Türklük, Türkçülük

Author

Date

Category

İstanbul’daki meclisin dağılmasından sonra Mustafa Kemal seçim çağrısı yaparak milletvekillerini Ankara’da toplamış 23 Nisan 1920’de meclis açılmıştır. Bu yıl içinde Ankara Hükümeti Yunan, Ermeni, Fransız güçlerine karşı mücadele vermiştir[1]. Türk’ün yüzyıllardır yaşadığı Anadolu topraklarına göz dikilince Türk milleti, Türk şuuruna, kültürüne daha çok sarılmış ve kurtuluşun sağlanmasında bu milli şuur önemli bir yer edinmiştir. Bu zorlu süreçte milletvekilleri Türk’ün zekasını, savaşçılığını, teşkilatçılığını kısacası Türk’ün üstün vasıflarını meclis kürsüsünden dile getirmişlerdir.

Bu konulardan birisi Şark Meselesidir. Şark Meselesinin iki aşaması vardır. Başlangıçta Türkleri Avrupa’ya sokmamak Anadolu’da var olmasını engellemek gayretleri anlamına gelmektedir. Bunda başarı sağlanmayınca ikinci aşama devreye girmiştir. Bu aşamada Osmanlı Devleti’ni zamanla parçalayarak Avrupa’daki topraklarını kendi aralarında paylaşma düşüncesi şeklini almıştır[2].

Bu mesele hakkında görüş beyan edenler arasında Bilecik Milletvekili Necip Bey’in konuşması ilk sırada yer almaktadır. Necip Bey Şark Meselesinin Türklük ve İslâmlığın mahvı demek olduğunu dile getirmiştir. O, Avrupalıların Türkleri bu coğrafyada istemediklerini boğazların silahsızlandırılarak olsa dahi Türk yönetiminde bırakılmasını kabul etmediklerini belirtmiştir. Necip Bey şimdi de anavatan topraklarının azınlıklara bırakılmaya çalışıldığını, sebepsiz yere ülkenin kuzeyinin güneyinin işgal edildiğini hatırlatarak “Arabistan, Iran, Kafkasya ve Büyük Asya ile aramızı kesmek şu halde Türk’e Asya’da dahi bir yer bırakmamak istiyorlar” iddiasında bulunmuştur[3].

Kütahya Milletvekili Besim (Atalay) Avrupalıların geçmişte Hint yollarını, Mısır yollarını tutan Anadolu Türklerini hedef aldıklarını ifade etmiştir. Bunların Türkleri Anadolu’dan çıkarırlarsa dünya ekonomisine egemen olacaklarını düşündüklerini de dile getirmiştir. Ona göre ne dini ne de ırki açıdan başarılı olmaları mümkün değildir. Besim Atalay Avrupa’nın öteden beri Türklerin Anadolu’ya girmesini bir türlü kabul edemediklerini, İslam Milletinin ve Türk ırkının yükselmesini istemediklerini şiddetle meclis kürsüsünden ifade etmiştir. Besim Bey’e göre şark meselesi dedikleri budur. O, şark meselesini ırki bir sorun olarak değerlendirerek şunları söylemiştir; “İslâm dinini ortadan kaldırmak Kudüs’ün yollarını açmak istiyorlardı ırki bir gaye ile buna doğru gidiyorlardı. Çünkü Aryan bir ırk arasına Altaylardan Turani bir ırk gelmişti. Bunu ortadan kaldırmak, eski hudutlarına atmak istiyorlardı. İktisadi alanı nazarından da bizi buradan çıkarmak istiyorlardı[4].”

Mecliste Sevr anlaşması konuşulurken Milletvekili Necati Bey’in sözleri o dönemin Türklük şuurunun göstergelerinden biridir. Necati Bey, Sevr’i Türk’ü yok etmenin ilk adımı olarak görmektedir. Türk milletinin bağımsızlık karakterinin esaretten bile daha haysiyet kırıcı hamlelerle Avrupalılar tarafından yıpratıldığını ifade etmiştir. Altı bin senelik hür milleti, Avrupalıların yok etmek istediklerini söyleyen Necati Bey, Türk milletinin hiçbir zaman esir yaşamadığını bundan sonra da esir yaşamayacağını belirtmiştir. Anadolu topraklarının yüzyıllardır sahiplerinin Türkler olduğunu, yine bu milletin Orta Asya’da bir medeniyet inşa ettiğini büyük bir kararlılıkla kürsüden şu şekilde dile getirmiştir; “Türk milleti kuvvetini Allah’ından, tarihin muazzam kuvvetinden almıştır ve o kuvvet dünyada bir Türk namı kalıncaya kadar kendisini gösterecek ve hiçbir zaman istikbalinden feragat etmeyecektir. Burada bizden başka kimler vardır? Tarihi açınız sayfaları karıştırınız, buralarda asırlardan, binlerce senelerden beri hükümran olan kimlerdir? Bizler değil miyiz? Bizim Atalarımız değil mi? Üzerlerinde tarihin birer timsal-i müşahhası olan abideler hangi millete aittir? Buraya gelmezden on altı asır evvel bizim ecdadımız Altaylarda muazzam bir medeniyet husule getirmemişler miydi?[5]

Misakı-ı Milli, Türklerin milliyetçi görüşünü yansıtan önemli merhalelerden biridir. Mustafa Kemal Paşa, Misak-ı Milli sınırları hususunda bizzat açıklama yapmak ihtiyacı hissetmiştir. O, bu metnin teferruatının bilinmediği düşüncesindedir. Paşa, bu sınırın sadece askeri usullere göre belirlenmediğini milli hassasiyetlerin de dikkate alındığını ifade etmiştir. Sınırlar içerisinde farklı etnik grupların bulunduğunu yüzyıllardır birlikte yaşayan amaçları, hayatları birbirine karışmış olan bu milletlerin ortak bölgesi olduğunu söyleyerek sınırları şöyle açıklamıştır; “Doğu hududuna Elviye-i Selâseyı dâhil ederek: tasavvur buyurunuz. Batı hududu Edirne’den bildiğimiz gibi geçiyor. En büyük değişiklikler güney hududunda olmuştur. Güney hududu İskenderun cenubundan başlar. Halep Katıma arasından Cerablus köprüsüne müntehi olur ‘bir hat ve şark parçasında da Musul vilâyeti, Süleymaniye, ve Kerkük havalisi ve bu İki mıntıkayı yekdiğerine kalp eden hattır [6].” Mustafa Kemal Paşa’nın açıkladığı bu sınırlar görüldüğü üzere Türklerin yoğun olarak yaşadığı coğrafyayı esas almıştır.

Celalettin Arif Bey ise Türkleri teskin edecek sınırların Misak-ı Milli olduğunu, Türk’ün ancak Misak-ı Milli sınırları içerisinde huzur içerisinde olacağını belirtmiştir. Türk’ün istiklale olan inancını ve Misak-ı Milliye olan bağlılığını şu sözleri ile kürsüden dile getirmiştir; “Efendiler; yaşamaya müstahak olan milletler ancak şan ve şerefle ölmesini bilen milletlerdir, parlak ve şanlı bir maziye ve tarihe malik olan Türkler, o istiklallerinden vazgeçemezler. Bizim istiklâlimizi elimizden almak için bizi öldürmek lazımdır. Fakat emin olunuz ki Türk ölmez. Misak-ı Millî artık bizler için bir iman halini almıştır. Çünkü bütün millet bu Misak-ı Millî­ye ant etmiştir. Malûmu âliniz olduğu veçhile Türk ölür, sözünden dönmez[7].”

Maliye Bakanı Mahmut Esat Bey, Türklerin yalnız savaşmayı bilen millet olmadığını Türk milletinin her alanda başarılı olabileceğine dair düşüncelerini şöyle ifade etmektedir; “Efendiler! Türk milleti yalnız harp milleti olarak kabiliyetini göstermemiştir. Bunu söyleyenlere reddederiz. Tarihçe sabittir; Türk Milleti iktisadiyatta da, edebiyatta da en ileri giden bir millettir ve bugün Türk milletinin nabızlarında vuran kan yine aynı kandır[8].” Mahmut Esat Bey, Türk Milletinin farklı alanlarda meziyetlerini olduğunu dile getirmesinin yanı sıra yaptığı kan vurgusu da dikkate değerdir.

Milletvekillerinin konuşmalarında Türklük vurgusu yapmasının yanı sıra Türk kanı ve Türk ırkından bahsetmesi düşünce olarak Türk milliyetçiliğinin kendilerinde hakim olduğunu göstermektedir. Bu Türkçü düşünceler Cumhuriyetin ilanından sonra da milletvekillerinde devam etmektedir. Avrupalı milletlerin Türk milletini küçük görmesine karşılık olarak Türk Milletinin her şeyi başarabilecek güçte olduklarına inanmaktadırlar. Mecliste ki Türkçü milletvekillerinden Besim Atalay’da memleketin kurtuluşu hakkında Türk kanına vurgu yapan şu yorumda bulunmaktadır; Bu memleket Türk’ün kanı ile kurtuldu.(…)[9]

İç politika meseleleri mecliste görüşülürken Türkçü milletvekilleri düşüncelerini dile getirmiş ve zaman zaman diğer milletvekilleriyle tartışmaya girmişlerdir. Millet ismi meselesi iç politikada mecliste tartışılan meselelerin başında gelmektedir. Çeşitli vesilelerle kimlik meselesi gündeme gelmiştir. Köy ve Nahiye kanunu müzakere edilirken, vatandaşlar için geçen “Osmanlı” tanımı hakkında tartışma çıkmıştır. Mecliste “Osmanlı” tanımı yerine “Türk” milleti tanımının daha uygun olacağına dair itirazlar yükselmiştir. Erzurum Milletvekili Hüseyin Avni Bey, Türk kelimesine karşı çıkarak “Türk olmayan ne yapacaktır?” şeklinde meclise bir soru yöneltmiştir. Hüseyin Avni Bey Türkiyeli tabirinin kullanılmasından yanadır. O’na göre Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine mensup ifadesi de kullanılmamalıdır. Zira bu dolambaçlı bir isimlendirmedir. Türkiye vatandaşı olan herkes Türkiyelidir. Türkiye kelimesiyle yetinilmelidir.

 Kastamonu Milletvekili Yusuf Kemal Bey ise Türkiyeli yerine Türk vatandaşı tabirinin kullanılmasını teklif etmiştir. Malatya Milletvekili Lütfi Bey Osmanlı ifadesinin kullanılmasının daha doğru olacağı düşüncesindedir. O, “Osmanlı” tabiiyetine bağlılığın kanunca belirlendiğini de dile getirmiştir. Bilecik Milletvekili Necip Bey, “Osmanlı” tabirinin teşkilatı esasiye hükmüne ters düştüğünü “vatandaş” denilmesinin daha uygun olacağını belirtmiştir. Besim Atalay, “Osmanlı” denildiği zaman bir aileden bahsedildiğini söyleyip, “Türk” ya da “Türkiyeli” ifadesinin daha doğru olacağını öne sürmüştür. Diyarbakır Milletvekili Kadri Bey, sekizinci madde de geçen “Osmanlı” tanımının yerine “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine mensup her fert” tanımının yer almasına yönelik bir öneri sunmuş ve bu öneri kabul edilmiştir[10].”

Dersim Milletvekili Feridun Fikri Bey de Türk kimliği üzerine şu saptamalarda bulunmuştur; Türklüğe kanla, harsla, anane itibariyle ve mazi ile merbut bütün Anadolu insanının dahil olduğunu belirtmiştir. Memlekette sadece Türk milliyetinin varlığından bahsedilebileceğini, muhtelif ırklara mensup olanların bulunduğunu fakat bunların da Türk milleti ile kültürünün kaynaştığını söylemiştir. Vatandan birisinin Türk harsını kabul edip Türküm dedikten sonra o insana sen Türk değilsin demenin doğru olmayacağını ifade etmiştir[11]. Feridun Fikri Bey’in Türk kimliği konusundaki görüşü kan vurgusu yerine kültürü esas aldığının göstergesidir. Görüldüğü üzere kimi Türkçüler, Türklük hususunda kan ve soya vurgu yaparlarken kimileri kültürü ön plana çıkarmıştır. Mecliste Türklük, Osmanlı tabiiyeti meselesi konusunda farklı görüşler vardır. Bütünlüğün bozulmaması için bu tartışmalar sırasında millet adı olarak Osmanlı’yı kullanmayı teklif edenlerin olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca “Anasır-ı İslam” tabiri kullanılmıştır. Ancak Türkçülerin bir kısmı Türk milleti ifadesinde ısrarcı olmuşlardır. 1921 Anayasasının Teşkilatı Esasiye Kanununda Türk milleti ifadesi kullanılmamıştır. Milletin adı belirtilmemiştir[12]. Fakat 1924 Anayasası Teşkilatı Esasiye Kanunu’nda ise millet ismi şu şekilde adlandırılmıştır. “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın Türk ıtlak olunur[13].”

Dış Politika ile ilgili konuşmalarda da zaman zaman Türkçü söylemler dikkati çekmiştir. Türk Yurtları ile ilgili de mecliste konuşmalar gerçekleşmiştir. Kâzım Paşa, Urenburg’da yeni bir Türk Hükümeti teşkil edilmiş olduğuna dair meclise telgraf çekmiştir. Sovyet Hükümetinin bu yeni kurulan devletin istiklalini tanıdığı vurgulanmıştır. Kurulan yeni devletin nüfusunun 10 milyon, askeriyesinin de kuvvetli olduğu ifade edilmiştir.  Meclisten bu yeni kurulan devletin payidar olması yönünde sesler yükselmiştir. Söz alan Kütahya Milletvekili Besim Bey, Urenburg’un Volga nehrinin üzerinde eski bir şehir olduğundan bahsetmiştir. “Volga” nehrine eski Türkler ve İslâmlar zamanında “İtil” ırma­ğı denildiğini ifade etmiştir. Rusların bir memlekete girdikleri zaman kendi milliyetlerini orada tesis ve temerküz ettirmek için evvelâ oranın ismini de­ğiştirdiklerini, Urenburg-Ufa etrafında Altınordu Devleti vakitlerinden kalma on, on iki milyon Müslümanın yaşadığını söylemiştir. Bu Müslümanların muhtelif boylara ayrıldığını, bunları Tatar, Başkurt, Çuvaş boyları olarak açıklamıştır. Boyların farklı olmasına rağmen lisan, adat, anane açısından ortak kültüre sahip olduklarını vurgulamıştır[14]. Yeni kurulan Urenburg hükümetine ve Azerbaycan hükümetine meclis namına bir tebrik telgrafı gönderilmiştir[15].

Nahcivan’da yaşanan Ermeni zulmü 1921 yılında meclis gündeminde taşınmıştır. Nahcivan ahalisi memleketlerinin Ermeni zulmünden kurtarılmasına dair Anadolu hükümetine telgraf göndermiştir. Nahcivan ahalisi adına Hacı Cabbar Şıkzade’nin gönderdiği telgraf Nahcivan’ın durumu ve istekleri hakkında bilgi vermektedir. Telgrafta; Nahcivan ahalisinin senelerce Türklük duygu ve bilgisi ile Türk birliği için kalplerinin çarptığı vurgulanmıştır. Azerbaycan’ın Nahcivan’ı Ermenilere hediye ettiği yönündeki haberlere tepki göstermişlerdir. Muhataplarının Büyük Millet Meclisi olduğunu bunca kanlar ve kurbanlardan sonra Nahcivan’ı Anadolu Türklerinin de Ermeni yurdu olarak kabul edip etmeyeceklerini öğrenmek istemişlerdir. Nahcivan ahalisi olarak son isteklerini şöyle açıklamışlardır; “Ey muhterem Meclis! Hiç olmazsa Sovyet de olsa, bizim de müstakil, Türk Sovyet Cumhuriyeti namı altında ve fakat Ermeni idaresi, Ermeni zulmü, Ermeni tahakkümü haricindeki Türkleri ve Türklüğü hatırdan çıkarmayınız. Nahcivan, şerir ordu, Bad, Vehdi Bey ahalisinin gece gündüz gözyaşı döken ve sizden istimdat eyleyen, imdat bekleyen yüz binlerce ahalisinin bu feryadını tetkikinize arz ile cevaba intizar eylediğim maruzdur[16].”

Karabağ’ın merkezi olan Şoşa’dan da Nevruz Bayramı nedeniyle TBMM’ye Harp Komiseri Ahmet Cef, Yoldaş Neriman Nerimanof, Müfreze Kumandanı Vakufit imzalı bir telgraf çekilmiştir. Telgrafta; Cenubi Kafkasya Komiseri, Azerbaycan Serbest Harbiye Mektebi talebeleri, iki bölüklü süvari askerleri, Şoşa Muhafızı Taburu askerleri, topçular, Nişancı Türk Alayı askerlerinin, Türk Milletinin Büyük Nevruz Bayramını tebrik ettiği ifade edilmiştir. Azerbaycan İnkılâp Ordusunun Kahraman Türk Ordusu ile beraber batı emperyalizm tazyikinde bulunan Şark milletlerini yakında kurtaracağına dair ümitlerini dile getirmişlerdir. Telgraf “Yaşasın Şark İnkılâp başları” cümlesi ile sona ermiştir[17]. Buhara Şûra Hükümeti de Nevruz kutlamaları nedeni ile Türk-İslâm kardeşlerine hediye olarak Kuran-ı Kerim hediye etmiştir[18].

Buhara devletinin TBMM Meclis ile teması ilerleyen tarihlerde de devam etmiştir. Muhammed Nazari önderliğinde bir Buhara heyeti Ankara’ya gelmiştir. Bu heyet Mustafa Kemal tarafından bağımsız Buhara’nın resmi temsilcileri olarak karşılanmıştır. Buhara heyeti bir Kuran-ı Kerim ve kılıcı Meclise hediye etmiştir. Kılıcın İzmir’e girecek ilk komutana verileceği söylenmiştir[19].

Meclisin üçüncü senesini doldurması nedeniyle Buhara Hükümeti Türkiye’ye tebrikname göndermiştir. Telgrafta; Büyük Türk kardeşlerinin üçüncü senesine giren meclisi sebebiyle Buhara Halk Şûralar Cumhuriyeti ve halkı tarafından samimiyetle tebrik edildiği vurgulanmıştır. Bu mesut günün yalnız buradaki Türklere mahsus olmayıp belki bütün Türklük ve İslâmiyet âleminin ve bütün şark mazlumlarının bayram günü olduğu Buharalıların da takdis edecekleri bir gün olarak görüldüğünden bahsedilmiştir. Telgrafta Buhara Hükümetinin Türkiye’nin dostunu dost, düşmanını düşman gördüğü belirtilmiştir. Emekçiler, ameleler ve bütün Türk İslâm halkı adına TBMM’nin kuruluşunun üçüncü yıl dönümünü tebrik ettikleri, Misak-ı Milli çerçevesinde Türkiye’nin bağımsızlığına kavuşması için Cenabı Haktan duacı oldukları bildirilmiştir[20].

 

KAYNAKÇA

 

AHMAD, Feroz. Modern Türkiye’nin Doğuşu, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2016.

ÖZBUDUN, Ergun. 1921 Anayasası, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1992.

SONYEL, Salahi. Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1991.

UÇAROL, Rıfat. Siyasi Tarih, Der Yayınları, İstanbul, 2013.

MECLİS ZABIT CERİDELERİ

Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Ceridesi, Devre:1,

Cilt:1, 2, 8, 9, 14, 16, 18, 27.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Ceridesi, Devre:2,

Cilt:3,7.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gizli Celse Zabıt Ceridesi, Devre:1,

Cilt:4.

 

[1] Feroz Ahmad, Modern Türkiye’nin Doğuşu, Kaynak Yayınları, İstanbul 2016, s.66.

[2] Rıfat Uçarol, Siyasi Tarih, Der Yayınları, İstanbul 2013, s.48.

[3] Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Ceridesi ( TBMM.ZC), Devre:1, Cilt:1, İçtima:1, İnikat:7,  29.04.1920, s.150.

[4] TBMM, ZC, Devre:1, Cilt:9 İçtima:2, İnikat:1, Tarih:01.03.1921, s.10.

[5] TBMM, ZC, Devre:1, Cilt:2, İçtima:1, İnikat:19, Tarih:22.05.1920, s.15

[6] TBMM. ZC, Devre:1, İnikat:2, Cilt:1, İçtima:1, Tarih:24.04.1920 s.16.

[7] TBMM, ZC, Devre:1, Cilt:9 İçtima:2, İnikat:15, Tarih:02.04.1921, s.322-323.

[8] TBMM, ZC, Devre:1, Cilt:27 İçtima:3, İnikat:187, Tarih:05.02.1923, s. 178.

[9] TBMM, ZC, Devre:2, Cilt:3 İçtima:1, İnikat:48, Tarih:04.11.1923, s. 216.

[10] TBMM, ZC, Devre:1, Cilt:14 İçtima:2, İnikat:105, Tarih:05.11.1921, s. 70-72.

[11] Türkiye Büyük Millet Meclisi Gizli Celse Zabıtları TBMM. GCZ, Devre:1, Cilt:4 İçtima:3, İnikat:23, Tarih:22.09.1923, s. 271-272.

[12]  Ergun Özbudun, 1921 Anayasası, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1992, s.78

[13] TBMM, ZC, Devre:2, Cilt:7 İçtima:2, İnikat:7, Tarih:09.03.1924, s. 222.

[14] TBMM, ZC, Devre:1, Cilt:1, İçtima:1, İnikat:6, Tarih:28.04.1920, s. 126.

[15] TBMM, ZC, Devre:1, Cilt:1, İçtima:1, İnikat:6, Tarih:28.04.1920, s. 127.

[16] TBMM, ZC, Devre:1, Cilt:8, İçtima:1, İnikat:143, Tarih:03.02.1921, s. 62.

[17] TBMM, ZC, Devre:1, Cilt:9 İçtima:2, İnikat:16, Tarih:04.04.1921, s. 368-369.

[18] TBMM, ZC, Devre:1, Cilt:16 İçtima:2, İnikat:142, Tarih:09.01.1922, s. 11.

[19] Salahi Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1991, s. 197-198.

[20] TBMM, ZC, Devre:1, Cilt:18 İçtima:3, İnikat:3, Tarih:06.03.1922, s. 50-51.

ZORBACI, Yusuf Cihat (1995,İstanbul) 2016 Afyon Kocatepe Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Lisans, 2018’de Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih(Cumhuriyet Dönemi) Yüksek Lisans derecesini aldı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Linda Barbara

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Vestibulum imperdiet massa at dignissim gravida. Vivamus vestibulum odio eget eros accumsan, ut dignissim sapien gravida. Vivamus eu sem vitae dui.

Recent posts

Amerika’nın Kuruluşunda İslam’ın Etkisi

  Amerika Birleşik Devletleri’ne köle olarak getirilmiş, okuma yazma bilen Afrikalı bir Müslüman'a ait 1830'lardan kalma el yazması anılar ABD Kongre Kütüphanesi tarafından satın alınıp...

Türkiye Notları dergisi ‘Birinci Meclis’ başlıklı 10. sayısı ile okuyucu ile buluşuyor.

Dergimizin bu sayısında, Birinci Meclis’in Ankara’da toplanmasının 100. yılı anısına sadece bu Meclise odaklanan makalelerden oluşan bir dosya hazırladık. Bu çerçevede Prof. Dr. Ahmet...

1920-1923 Yılları Arasında Meclis Zabıtlarında Türk, Türklük, Türkçülük

İstanbul’daki meclisin dağılmasından sonra Mustafa Kemal seçim çağrısı yaparak milletvekillerini Ankara’da toplamış 23 Nisan 1920’de meclis açılmıştır. Bu yıl içinde Ankara Hükümeti Yunan, Ermeni,...

Hamdullah Suphi Tanrıöver’in Milli Mücadeledeki Faaliyetleri

         Hamdullah Suphi Tanrıöver(1885-1966) soylu bir aileden gelmiştir. Dedesi, ilk Maarif Nazırı Abdurrahman Sami Paşa’dır. Babası Kocaemioğlu Suphi Paşa’dır. Maliye, Nafia, Evkaf ve Maarif...

Üç Umur Bugay

Türk toplumu 1950’li yıllardan itibaren oldukça dinamik bir süreç içerisinde gözükmektedir. Bu dinamizmi yaratan en önemli kaynağın köyden kente göç olduğu söylenebilir. Yeterli istihdam...

Recent comments