Ana Sayfa 6.Sayı Amerika’nın Kuruluşunda İslam’ın Etkisi

Amerika’nın Kuruluşunda İslam’ın Etkisi

Author

Date

Category

 

Amerika Birleşik Devletleri’ne köle olarak getirilmiş, okuma yazma bilen Afrikalı bir Müslüman’a ait 1830’lardan kalma el yazması anılar ABD Kongre Kütüphanesi tarafından satın alınıp ocak ayında internet ortamında paylaşıldı.[i]Kamuoyunun erişimine açılan bu anılar ülkesinden zorla alınıp Güney Karolina’ya köle olarak getirilen Ömer İbni Said’e aitti.[ii] Anılarında belirttiği üzere Senegal’deki köyünde “kötü adamlar ordusu” tarafından alıkonulan Said, altı hafta süren zor şartlardaki gemi seyahati sonrasında Charleston şehrine getirildiğinde 37 yaşındaydı. On binlerce kölenin ismi unutulup gitmesine rağmen Said’in ismi okuma yazma bilmesi sayesinde unutulmaktan kurtulmuştu. Fakat Said kendinden önceki dönemlerde İslam’ın Amerika ile ilk temaslarını gerçekleştiren sayısını bilmediğimiz isimlerden sadece birisiydi. Said’in 190 yıllık hatıratının önemi şu soruların cevabını bulmamız açısından önemliydi: İslam Amerika kıtasına ilk ne zaman ulaştı? Amerika’nın Müslümanlarla ilişkisi ne zaman ve nasıl başladı? Otuz yılı aşkın süredir Amerika’da yaşayan ve Amerika’nın tarihini araştıran biri olarak dile getirmeliyim ki İslam, Amerika’nın tarihi, kültürü ve yönetim biçimi üzerinde önemli etkiler bırakmıştır ve Müslümanlar başlangıçtan beri Amerika’nın kurucu unsurlarından biri olmuşlardır.

Kolomb öncesi dönem: ‘Cherokee Geleneğinde Klasik İslam Bilgeliğinin Canlandırılması’

Her ne kadar İslam’ın Amerika ile olan ilişkisi birçok yazar tarafından modern döneme ait bir ilişki olarak gösteriliyor olsa da bunun aksini gösteren birçok çalışma bulunmaktadır. Muhammed Hamidullah[iii], Berry Fell, Alexander Von Wuthenau, Dr. Ivan Van Sertim, Dr. Robert Dickson Crane ve Dr. Abdullah Hâkim Quick[iv] gibi alanında uzman birçok isim ana akımın aksine Müslümanların Kristof Kolomb’dan çok daha öncesinde Atlantik’i aşarak Amerika kıtasına ulaşıp buradaki yerliler ile ilişki kurduklarına inanmaktadır. Her ne kadar bu araştırmalar tarih kitapları tarafından göz ardı ediliyor olsalarda, İslam’ın Amerika ile ilişkisi noktasında ana akım düşünceye karşı cevaplanması gereken önemli sorular sormaktadırlar. Bu noktada benim için en dikkat çekici olan isim ise henüz hayatta olan, ABD Başkanı Richard Nixon’ın danışmanlığını yapmış, uzun süre Nixon’ın dış politika konuşmalarını kaleme almış, daha sonrasında ise ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Başkan yardımcılığı da yapmış olan Dr. Robert Dickson Crane’in bu konudaki iddialarıdır. 1980’lerin başında Müslüman olan Crane, daha sonra ilk Müslüman Amerikalı Büyükelçi olarak Amerika’yı Birleşik Arap Emirlikleri’nde temsil etmiştir.[v] Bahsetmiş olduğum diğer isimler gibi Dr. Crane de İslam’ın Amerika ile olan ilişkisinin sanılandan çok eskilere dayandığını iddia etmektedir.

Hem Amerika’da ki en büyük yerli kabilelerinden birisi olan Cherokee’lerin tarihine, kültürüne ve dini pratiklerine hem de Müslüman olması dolayısıyla İslami pratiklere hâkim olan Dr. Crane’e göre, Cherokeeler ile İslam dininin arasında yüzyıllar önce kurulmuş fakat hala tamamen açığa çıkarılamamış bir ilişki bulunmaktadır.

Kendi de Cherokeelerin Ani Waya (Kurt Klanı) klanından olan Dr. Crane’in iddialarının temelinde aile gelenekleri, pratikler ve yüzyıllardan beri aktarılan yazılı ve sözlü kültür yatmaktadır. Ani Waya boyu Cherokeelerin yedi orijinal boyundan birisi olup tarih boyunca Cherokee dini ve gelenekleri korumakla yükümlü olmuştur. Fakat Cherokee dininin huzur bozucu olduğu iddia edilerek Ani Waya boyu 1905 yılında federal hükümet tarafından bastırılmaya çalışılmış ve yazılı kültür sürgünler sırasında kaybolmuştur. Yazılı kültürün kaybolması ardından Cherokee dininin korunması ve muhafazası görevi Dr. Crane’in büyük amcası olan Joseph Franklin Bever’in de dahil olduğu gelenekçiler olarak adlandırılan isimlere yüklenmiştir. 1905’te Cherokee dininin yasaklanıp birçok ismin tutuklanmasından sonra Katoowa topluluğu bu karara karşı federal yönetimle savaşmış olsa da başarısız olmuşlardı. Bever’da bu süreçte Cherokeeleri bir araya getirip din özgürlüğü için mücadeleyi örgütlemeye çalışmış fakat bunda başarısız olmuştur. Bever’in korumaya çalıştığı bu dinin İslam ile ilişkisi hakkında Crane önemli iddialarda bulunmaktadır.

Dr. Crane’in ‘Reviving the Classical Wisdom of Islam in the Cherokee Tradition’[vi]  başlıklı makalesine göre İsa’dan sonra 1310 yılında Mali[vii] hükümdarı Atlantik’in ötesine keşif için gemiler göndermiştir.[viii][ix] Fakat bu gemilerin geri dönmemesi üzerine iki yıl sonra 1312’de, şimdi ki Liberya toprakları üzerinde yaşayan Mandinga üyelerinin de dahil oldukları ikinci bir sefer emri verilmiştir.[x] Aynı yüzyılda gerçekleşen bir diğer önemli olay ise ‘güneyden gelen kötü adamların’ Cherokeelere saldırması sonucunda Cherokeelerin Karayiplerde bulanan bir tropikal adadan 1300lerin sonu ile birlikte Yukatan Yarımadasına göçmeleridir. Dr. Crane’e göre bu bilgileri Meksikan-Amerikan arkeojist T.B. Irving de doğrulamaktadır. Bütün bu olayları ilginç kılan ise Dr. Crane’in Amerika’ya ulaşan Müslümanların Cherokeeler ile bu adada yaşadıkları süreçte irtibat kurmuş olmalarının ve İslam’ı Cherookelere tebliğ etmiş olmalarının muhtemel olarak görmesidir. Gelenekçilere[xi] göre Cherokee dini bir kitaptan gelmektedir ve bu kitap doğudan gelen büyük gemilerde ki insanlar tarafından getirilmiştir. Fakat daha sonrasında Cherokeeler güneyden gelen kötü adamların saldırısına uğramış, birçokları öldürülmüş ve bu süreçte kitapları yok edilmiştir. Yukatan yarımadasına göç etmelerinin ardından güneyden tekrar saldırıya uğrayan Cherokeeler kitaplarının doğudan geldiklerine inandıkları için kuzeye ve doğuya doğru yönelmiş ve kaybettikleri kitaplarını arayışa girmişlerdir. Bu gelenekçilerin anlattıkları Ani Waya boyuna ait bir anlatıdır. Dr. Crane’e göre bu anlatının doğruluğu modern araştırmalara ve yorumlamalara açıktır.

Fakat Dr. Crane’in iddialarını ilginç kılan kendi ailesi hakkında dile getirdikleridir. Dr. Crane göre büyük amcası Bever en son Cherokee imamlarından bir tanesidir ve her sabah ezan okuyup, birçok Cherokee gibi dualarına ‘Ya Allah’ diye başlamıştır. Dr. Crane Cherokeelerin, Hillsboro’nun üç mil güneybatısında (Indiana) bulunan Henry Bever’a ait olan topraklarda hac ibadetini gizlice yerine getirdikleri, tavaf ve say yaptıklarını iddia etmektedir. Dr. Crane’e göre 1895’te gerçekleştirilen son hac’a kadar Oklahama’dan birçok Cherokee bu bölgeye hac görevi için seyahat etmiştir, fakat hac görevine sadece Cherokee anadilini akıcı bir şekilde kullananlar kabul edilmiştir.[xii] Dr. Crane’in iddialarına göre hac yapılan üç tarafı bataklıklarla ve doğudaki dik bir tepe ile çevrili bu geniş düz çayırın kalıntıları hala bu bölgede bulunmaktadır.  Dini korumakla görevli Dr. Crane’in büyük amcası olan Joseph Franklin Bever’in eğitmiş olduğu son isim ise 2004 yılında vefat eden Dr. Crane’in kuzeni Ben Mitman’dır.

Fakat Dr. Crane’in makalesini okuyup derinlemesine bir incelemeye tabi tuttuktan sonra aklımda oluşan bazı soruların cevabını almak için Dr. Crane ile irtibata geçtim. Aklımdaki ilk soru Dr. Crane’in anlattıkları ve amcasının gerçekleştirdiğini iddia ettiği dini pratiklerin İslami pratikler ile birebir aynı mı ya da benzeştiği mi sorusuydu. Benim anladığım bu dini ritüellerin birebir aynı olmasa da benzerlik gösteriyor olabilecekleri yönündedir.

Birçok batılı araştırmacı Cherokee dininin temellerinin Yahudi dini kurallarına dayandığını iddia ediyor olsa da Dr. Crane’e göre bu onların İslam’ın kurallarını ve pratiklerini bilmeyişlerinden kaynaklanmaktadır.  Bunun en son örneği ise Thomas E. Mails’in ‘The Cherokee People: the Story of the Cherokees from Earliest Origins to Contemporary Times’ adlı kitabında ortaya çıkmıştır. Mails’in İslam dini hakkında yeterince bilgi sahibi olmaması onu Cherokee geleneklerinin temellerinin Yahudilikten geldiğini inanmaya yönlendirmiştir. Âdem ile Havva, Babil Kulesi, İbrahim, Kızıldeniz’in yarılması gibi hikayelerin İsrailiyyat menşeli versiyonunun Cherokeeler’e ait olan hikayeler ile benzeşmesi Mails’i bu hikayelerin temelinin İsrailiyat olduğunu düşünmeye itmiştir. Fakat Mails bu anlatıların İslamiyet’te de yer aldıklarını gözünden kaçırmıştır. Dr. Crane’e göre Mails’in gözünden kaçırdığı diğer şeyler ise, ki bunları göz ardı etmesi şaşırtıcıdır, gelenekçi Cherokeelerin her dualarına ‘Ya Allah’ diyerek başlamaları, günde beş kez dua etmeleri, oruç tutmaları ve Cherokeelerin oldukça gizli tutulan Hac ritüelleridir. Dr. Crane’e göre bunların detaylıca incelenmesi İslam’ın Amerika’da ki ilk kökenlerinin açığa çıkarılması ve Amerikalılara anlatılması Amerika’da doğan genç Müslümanların görevidir. Dr. Crane Müslümanların Amerika’ya ilk seferleri hakkındaki bilgilerin Timbuktu’daki son dönemde bulunan kütüphanelerdeki tarihi eserlerde, Cherokeelerin dini ritüellerinin İslami pratikler ile ilişkilerinin ise Chicago Üniversitesi Newberry Kütüphanesinin Ayer Koleksiyonunda bulunan John Howard Payne[xiii] evraklarında bulunabileceğine inanmaktadır.

Fakat Dr. Crane’in anlatılarını bir diğer noktaya taşıyan iddia ise Amerikan yerlileri tarafın kurulan Iroquios Konfederasyonu, Cherokee yönetim sistemi ve 3. ABD Başkanı Thomas Jefferson arasındaki ilişkidir. Dr. Crane’e göre İslam ile ilişkisi olan Cherokeeler, Iroquios Konfederasyonun yönetim sistemini etkilemişlerdir. Iroquios Konfederasyonunun en büyük dini lideri Handsome Lake of the Seneca ile zaman geçiren Thomas Jefferson bu konfederasyondan oldukça etkilendiğini ilerleyen dönemlerde dile getirmiş ve bu konfederasyonun üyelerini Beyaz Saray’da ağırlamıştır.

Eğer Dr. Crane’in bu iddiaları doğru ise İslam, Amerika’nın kuruluşunda sanılanın ötesinde roller üstlenmiştir. Müslümanların Amerika kıtasına Kolomb’tan çok daha önce varmış olduklarına dair iddialar daha önce de birçok isim tarafından dile getirilmiştir. Fakat benim dikkatimi çeken ve Türk okuyucusunun da haberdar olmasını istediğim Dr. Crane’in anlatılarındaki önemli nokta, aydınlatılmayı bekleyen Cherokee-İslam ilişkisi ve bunun Thomas Jefferson üzerinde bırakmış olduğu etkidir.  Amatör bir tarih meraklısı olsam da profesyonel bir tarihçi olmamam nedeniyle Dr. Crane’in iddialarının doğruluğu ya da yanlışlığı hakkında kesin bir yargıya varmamın doğru olmadığını düşünmekle birlikte, yine de Dr. Crane’in iddialarını oldukça önemli bulmaktayım.

Modern Amerika’nın kuruluşunda İslam’ın rolü ve Thomas Jefferson

İslam’ın kıtaya yayılmasındaki en önemli adımlardan birisi Afrika, Avrupa ve Amerika üçgeninde gerçekleştirilen köle ticaretidir. Bu yüzden de Amerika’da İslam’ın tarihini Afrika’dan ABD’ye köle olarak çalıştırılmak üzere getirilen ve şimdilerde Afro-Amerikalılar olarak bilinen topluluk üzerinden araştırılır ve bilinir. Çünkü Amerika kıtasına köle olarak zorla getirilen milyonlarca Afrikalının önemli bir kısmını Afrika’dan getirilen Müslümanlar oluşturmaktadır. Yukarıda bahsetmiş olduğum anıları yayınlanan ve okuma yazma bilmesi nedeniyle diğer kölelerden farklılaşan Ömer İbni Said’in hikayesi de bu gerçeği doğrular niteliktedir. Fakat ben birçok başka hatırı sayılır yazar gibi İslam’ın bu dönemdeki kıta ile olan ilişkisinin köleliğin ötesine geçmiş olduğuna inanmaktayım.

Kur’an’ın 18. yüzyılda yapılan İngilizce çevirisi aslında İngiltere’deki Protestanlar ve Amerikan sömürgeleri arasında en çok satılanlar arasında yerini almıştır.[xiv] İngilizce çeviriyi satın alıp okuyanlardan birisi de Başkan Thomas Jefferson’dır.[xv] Henüz genç bir hukuk öğrencisi iken Osmanlı İmparatorluğu’nda hakim olan din ve hukuku öğrenmek için çalışmalar yapmaya başlayan Jefferson’ın, Kuran’ın İngilizce çevirisini 1765 yılında edinmesinin muhtemel nedeni Osmanlı hukukunu öğrenmeye dair isteğinden kaynaklanmaktaydı. Bu dönemde İslam dini ve Osmanlı yasaları üzerine yapmış olduğu çalışmalar Thomas Jefferson’ın gelecek dönemdeki hayatını ve düşüncelerini oldukça etkilemiştir. Bu da Amerika’nın kuruluşunda önemli izler bırakmıştır.[xvi] Bunun en güzel örneklerinden birisi de bütün tarafların dini özgürlükleri savunan 1777 yılında Fredericksburg, Virginia şehrinde Thomas Jefferson tarafından tasarlanan Virginia Dini Özgürlük Yasası’dır. Amerikan yönetim sisteminin temellerine inildiğinde o dönem hilafeti elinde bulunduran ve Müslümanların hamisi olan Osmanlı’nın farklı milletleri bir şemsiye altında tutmasının temelini oluşturan Çok-hukukluluk anlayışından oldukça etkilenildiği açıkça görülmektedir. Ki bu çok hukukluluk kaynağını Hz. Muhammed Medine’ye göç edince Yahudilerle yaptığı ortak akit olan Medine Vesikası’ndan almaktadır Bunun bir diğer örneği ise Amerikan Bağımsızlık Bildirgesidir. Bugün Jefferson’ın Kur’an nüshası hala İslam’ın Amerika’nın temellerinde nasıl bir rol oynadığını açıklamak için sembolik olarak önem taşımaktadır.

İslam dini fikirsel anlamda Amerika üzerinde oldukça önemli etkiler bırakmıştır. İslam’ın Amerika’daki rolü üzerine önemli araştırmalara imza atmış Dr. Craig Considine’ye göre, Hz. Muhammed ve Amerika’nın kurucu babaları tarihi belgelerde görülebileceği gibi birçok ortak inancı paylaşmışlardır. Geride bıraktıkları konuşmaları ve metinleri karşılaştırılarak, Hz. Muhammed ve kurucu babaların eşit haklar ve din özgürlüğü ile ilgili konularda benzer bakış açılarına sahip olduklarını öğrenebiliriz.[xvii] Tıpkı İslam Peygamberi gibi, Amerika’nın kurucu babaları da etnik kökenleri, dinleri veya cinsiyetleri ne olursa olsun insanları korumaya ilgi duyuyorlardı.

Dr. Considine göre Hz. Muhammed, İslam toplumunun temellerini ‘Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en üstününüz en çok takva sahibi olanınızdır. Allah bilendir, (her şeyden) haberdar olandır’ (Hucurat Süresi, 13) ayetinde geçtiği gibi bütün insanların eşitliği üzerine inşa etmişti. Ayrıca, MS 632’de Veda Hutbesinde, Hz. Muhammed, Müslümanlara “Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arab’a üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur” diye Müslümanları öğütlemiştir. Veda Hutbesinde Hz. Muhammed’in Müslümanlara öğütleri ve Kur’an’da geçen birçok ayet İslam toplumdaki farklılıkların bir güzellik olduğunu bizlere göstermiştir.

Amerika’nın kuruluşunda kurucu babalar da aynı düşünceleri paylaşmıştır. 1776’da Philadelphia’da toplanan Amerika’nın kurucu babalarından bazıları eşitlik ve insan hakları ilkelerini Amerikan toplumunun temellerine yerleştirdiler ve burada Bağımsızlık Bildirgesi’ni evrensel ilkeler ışığında kaleme aldılar. Ki bu ilkeler Kur’an’da ve Hz. Muhammed’in Veda Hutbesinde belirttiği evrensel ilkeler ile örtüşmektedir. Dr. Considine’ye göre Bağımsızlık Bildirgesinin ikinci paragrafında geçen ‘bütün insanlar doğuştan eşit yaratılmıştır’ ifadesi bunun en güzel örneklerinden birisidir. 15. Anayasa değişikliği ile ise ırka, dine ve önceki köleliğe bağlı oy hakkının verilmemesi tamamen ret edilmiştir.

Dr. Considine’in ifade etmiş olduğu bir diğer ortak nokta ise azınlıkların korunması hususunda Hz. Muhammed’in göstermiş olduğu hassasiyeti Kurucu Babaların paylaşıyor olmasıdır. Bu hassasiyet çoğunluğu Müslüman olan bir devletin egemenliği altındaki daha savunmasız azınlıkların üyelerinin kendilerini güvende hissetmesini sağlamak için oluşturduğu Medine Vesikasında bulunabilir.  Medine Vesikası İslami bir hükümet altında yaşayan Müslüman olmayan azınlıklara özel bir koruma ile toplumda yaşayan diğer Müslümanların sahip olduğu hakları vermiştir. Çok hukukluğun ilk yazılı anayasası olan bu vesikadaki ilkeler, Kur’an’ın Maide suresinde de yer almaktadır. Hz. Muhammed’den 1150 yıl sonra George Washington ve Thomas Jefferson, yeni Amerika’nın temellerini benzer bir toplumsal yapı üzerine kuracaklardı. 1783’te Washington Amerika’nın göğsünün ister Müslüman olsun ister Yahudi ya da Hristiyan bütün milletlerin ve dinlerin mazlumlarına ve ezilmişlerine açık olduğunu ve Amerikalıların onların haklarına ve ayrıcalıklarını memnuniyetle koruyacaklarını dile getirmiştir.

Bu noktada bir diğer husus ise hem Hz. Muhammed hem de Amerikalı devlet adamları kadınların haklarını güvence altına almak için çalıştılar. Dr. Considine’e göre Arabistan’da kadın haklarının çok kısıtlı olduğu bir zamanda, Kur’an’ın öğütlediği şekilde Hz. Muhammed, kadınları hem özgürleştirdi hem de kadınlara medeni haklarını ve mülkiyet haklarını verdi. İslam hukuku uyarınca, bundan önce hiçbir zaman görülmeyen haklar Hz. Muhammed’e vahyin talimatının gelmesinin ardından kadınlara verildi. Kadınlar mülk sahibi olabilir, kazançlarını özgürce harcayabilir ve evlilik düzenlemelerine katılabilir veya katılmayabilirler. Ayrıca bundan önce Arap toplumunda olduğunun aksine İslam yepyeni bir ufuk getirerek erkeklerin kızlarına ve eşlerine kibarlık ve saygıyla davranmalarını emretti. Her ne kadar Amerika’nın kuruluşu sırasında kadın hakları göz ardı edilmiş olsa da ilerleyen süreçte İslam’ın kadınlara vermiş olduğu haklar Amerikan toplumunda da kendisine yer bulmuştur.

Burada şunu da hatırlatmak isterim ki Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi girişinde yazan Nisa Suresi’nin 135. ayeti Amerika’nın İslam’ın evrensel değerlerini paylaştığının güzel bir örneğidir: “Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”[xviii]

Yukarıda bahsetmiş olduğum bütün bu olaylar bize açık olarak göstermektedir ki ‘Muslims and the Making of Amerika’ adlı kitabın yazarı Amir Hussein’in de belirttiği gibi Müslümanların olmadığı bir Amerika hiçbir zaman olmamıştır[xix]ve Amerika’nın kuruluş temellerinde İslami değerler önemli roller üstlenmişlerdir.

Bütün insanlar Allah tarafından doğuştan evrensel insani değerler (fıtrat) ile kodlanmaktadır ki bu değerlerde tevhidin kendisidir. Bu tevhidi değerlerin en önemli özelliği insanların Allahtan başkasına köle olmasını engelleyerek, insanları mutlak özgürleştirmesidir. Tevhid “La ilahe illallah” cümlesinde billurlaşır ve bu Tevhid Kelimesi’nin açılımı “Kula kulluğa hayır!” demektir. Amerikan hikayesi de özgürlük noktasında tevhidi değerler ile benzeşmektedir. Kurucu babaların Amerika’yı kurarken üzerinde durdukları en önemli ilke bütün insanların doğuştan eşit oldukları ve Allah’ın bütün insanlara doğuştan eşit haklar verdiğidir. Kurucu babaların Bağımsızlık bildirgesinde üzerinde ısrarla durdukları bu haklar (unalienable rights) hiçbir şekilde devrolunamaz ve kişinin elinden alınamaz.[xx] Dünyadaki problemlerin temelinde insanın insana kul olması ve insanın kullaştırılması yatmaktadır. Bağımsızlık Bildirgesinde bahsedilen bazı ilkeler tevhidin insanlara öğütlediği evrensel ilkelerden başkası değildir[xxi] ve özünde insanın insana kulluğunu ret etmektedir. Burada Amerika’nın kuruluşundaki ilkelerin tevhid ile ilişkisini dile getirmemin nedeni ne tevhidin Amerikan sistemi üzerinden ne de Amerika’nın tevhid üzerinden meşrulaştırılması olarak görülmemelidir. Böyle bir şeye ihtiyaç da yoktur. Otuz yılı aşkın süredir Amerika’da yaşayan biri olarak burada vurgulamak istediğim aslında tevhidi düşüncenin temel ilkeleri olan insani özgürlük, bağımsızlık ve adalet gibi kavramların insanlığın ortak malı olduğudur ve Amerika’nın Kurucu babaları da Amerika’yı inşa ederken bu fıtri ilkelerden esinlenmişlerdir.

Bugün gelinen nokta bir eleştiriye tutulabilir. Çünkü bundan önce her toplumda olduğu gibi Amerika özelinde de hedeflenenle pratik arasında ilerleyen zamanlarda farklar oluşmuştur. Her ne kadar başta bu idealler Amerika’nın kuruluşunun temellerine yerleştirilmiş olup ilerleyen dönemlerde bunun için çaba harcansa da daha sonraki süreç bu idealizmi erozyona uğramıştır. Amerikan iç savaşı ve köleliğin kaldırılması süreci bu çabanın güzel örneklerindendir.

Dünyayı kıssaların ışığında okuyan Müslümanlar için bu şaşılacak bir durum değildir. İlk insandan beri gelen tevhid üzere kurulu ilahi mesaj birçok toplum tarafından kabul edilse de ilerleyen süreçte bu tekrardan bozulmaya uğramıştır. Daha Musa Peygamber’in sağlığında tevhidi mesajdan sapıp, kula kul olmaya çalışan insanların o günkü davranışları bize açık şekilde göstermiştir ki zaman zaman insanlar tutku ve arzularının ardına takılıp kendilerine Allah’ın doğuştan formatladığı evrensel insani değerlerden (fıtrattan) uzaklaşmışlardır. İslam toplumu, adil yönetici Ömer bin Abdülaziz zamanın da insan hakları ve adalet konularında doruk noktasına ulaşmış iken ilerleyen dönemde ‘din adamları’ nın ‘yöneticiler’ in cazibesine kapılarak insanları fıtratlarından uzaklaştıracak faaliyetler içine girmeleri İslam toplumlarında ki adalet kavramının altını oymuş ve insan haklarına verilen değeri azaltmıştır.  Bu gerçeklik günümüzde de değişmemiş olup insanın fıtratından gelen özgürlüğünü insanın elinden alan modern ‘totemler’ hala bulunmaktadır. Bu en güzel medyanın insanları manipüle edici gücünde görülebilir.  İnsanoğlu kendine Allah’ın dışında sözde güç kaynakları bulma noktasında her geçen daha fazla ustalaşmaktadır.

İslami değerler Amerika’nın kuruluşunda önemli rol oynamıştır. Tarih boyunca tevhid dininin (fıtrat) getirdiği evrensel insani ilkeler yüzyıllar içerisinde bazı kesimler tarafından bozulmaya çalışılmış ve Allah’ın onlara emirlerini unuttukları için toplumlar fitnenin kol gezdiği yerler haline dönüşmüştür. Müslümanlar tarafından unutulan bu ilkeler ise her ne kadar bozulmalar yaşansa da İslam’ın kuruluşundan 1150 sene sonra Kurucu babalar tarafından Amerika’nın kuruluşunun temellerine yansımış ve idealize edilmiştir. Allah’ın insanın fıtratına kodladığı ve Kurucu babalar tarafından da hatırlanan bu evrensel insani ilkelerin tekrar bütün toplumların içerisinde yer etmesi insanlığın özgürlüğüne kavuşması açısından önemlidir.

 

[i] Bu belgeleri daha önce muhafaza eden ve kendisi de Müslüman olan koleksiyoncu Derrick Beard’ün 59 yaşında ölmesi üzerine belgeler Kongre Kütüphanesi tarafından satın alınmıştır. Koleksiyon hakkında daha fazla bilgiye Kongre Kütüphanesinin (Library of Congress) web sitesi üzerinden ulaşılabiliyor.   https://www.loc.gov/collections/omar-ibn-said-collection/about-this-collection/

[ii] Ruane, M. E., ‘When few enslaved people in the United States could write, one man wrote his memoir in Arabic.’  https://www.washingtonpost.com/history/2019/01/20/when-few-enslaved-people-could-write-one-man-wrote-his-memoirs-arabic/?utm_term=.9cb3bfb3644c

[iii] Bu noktada Muhammed Hamidullah’ın çalışmaları oldukça ilgi çekicidir. http://muslimheritage.com/article/echos-what-lies-behind-ocean-fogs-muslim-historical-narratives

[iv] Dr. Abdullah Hâkim Quick, ‘Deeper Roots: Muslims in the Caribbean Before Columbus to the Present’, Association of Islamic Communities in the Caribbean and Latin America, 1990

[v] 1929 yılında Cambridge, Boston’da doğan Crane, 1945 yılında henüz 15 yaşında iken Harvard Üniversitesinde eğitimine başlamıştır. 18 yaşına geldiğinde Doğu Almanya’da eğitim almasına izin verilen ilk Amerikan vatandaşı olarak Münih Üniversitesinde eğitimine devam etmiştir. Almanya’dan dönüşünde eğitimine Northwestern Üniversitesinde devam eden Crane daha sonrasında Harvard Üniversitesinde hukuk eğitimi tamamlamıştır. Harvard International Law Journal’ın kurucusu olan Crane, ABD Başkanı Richard Nixon’ın danışmanlığını yapmış ve uzun süre Nixon’ın dış politika konuşmalarını kaleme almıştır. ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Başkan yardımcılığı da yapmış olan Crane, Amerikalı ilk Müslüman Büyükelçi sıfatıyla Başkan Reagan tarafından Birleşik Arap Emirlikleri’ne büyükelçi olarak atanmıştır.  Buna ek olarak ise 1962’de kurulan ve dış politika üzerine Washington’da kurulan ilk düşünce kuruluşu olan the Center for Strategic and International Studies’in, (CSIS) dört kurucusundan birisidir.

[vi] Crane, R. D., ‘Reviving the Classical Wisdom of Islam in the Cherokee Tradition’, http://theamericanmuslim.org/tam.php/features/articles/reviving_the_classical_wisdom_of_islam_in_the_cherokee_tradition/

[vii] Mali’ye söz gelmişken, Mali’nin Kolombus’tan 200 yıl önce bu zenginlik ve teknolojiye nasıl ulaştığına dair özet bir bilgi vermek iyi olur: 14. Yüzyılın başında Mali dünyanın en zengin ülkelerinden biridir. Dünya altın üretiminde başı çekiyordu. Babasının ardından kral olan ve bazı modern iktisatçılar tarafından tarihin en zengin insanı ilan edilen Mansa Musa (iktidarı 1312-1337) Timbuktu’yu Afrika’nın kültür ve refah merkezi yaptı. 400 şehirli Mali İmparatorluğu’nun refahından tüm komşuları, Mısır’dan Arabistan’a tam Müslümanlar yararlandı.

[viii] Dr. Crane’e ek olarak Amerikalı tarihçi Dr. Abdullah Hâkim Quick’in çalışmalarına göre de İslam’ın ABD’ye ulaşması Kristof Kolomb’un kıtayı keşfinden önceye dayanır. Kendisi de İslam’ı daha sonradan seçmiş olan ve Kanada’ya yapmış olduğu katkılardan dolayı ‘Queen Elizabeth II Diamond Jubilee Medal’ ödülüne layık görülen Dr. Abdullah Hâkim Quick’in Afrikalı tarihçi İbn Fadlullah el Ömerî’nin çalışmalarına dayanarak ileri sürdüğü teze göre; 1310 yılında Batı Afrika’nın Senegambia bölgesinden Meksika Körfezine seyahat edildiğine inanılmaktadır.

[ix] Crane makalesinde bu hükümdarın Abu Bakr olduğunu iddia etmektedir. Fakat isim yeniden gözden geçirilmeye ihtiyaç duymaktadır. Abu Bakr Mali’li bir komutan veya kâşifin adı da olabilir. Zira tam bu tarihte Mansa Musa’nın babası Faga Laye kral olarak gözükmektedir.

[x] Crane bu konuda daha fazla bilginin son dönemlerde Timbuktu’da bulanan gizli kütüphanelerde olabileceğini düşünmektedir. Fakat bu kaynaklara erişim noktasında sorunlar olduğunu iddia etmektedir.

[xi] Crane makalesinde bu bilgileri aktaran kişileri traditionalists olarak itanımlamıştır: ‘After the loss of the written tradition, the oral history of the Cherokee religion passed down through the Ani Waya to what are called the traditionalists, including the present author’s great uncle Joseph Franklin Bever (who had another name in Oklahoma)’

[xii] Bu konu hakkında Dr. Crane’den daha fazla bilgi almak için kendisi ile irtibata geçince yukarıda yazdığım bilgilere ek olarak 1895 yılında Cherokeelerin bu bölgede tekrar toplandıklarını fakat Cherokee dininin dilini yeterince bilen çıkmayınca hac seremonisinin iptal edilmiş olduğunu söyledi. Buna ek olarak ise burada belirtilen dilin Arapça olabileceğini düşünmektedir.

[xiii] John Howard Payne Papers, http://www.columbia.edu/cu/lweb/archival/collections/ldpd_4079203/

[xiv] Spellberg, D. (2013). Thomas Jefferson’s Qur’an: Islam and the founders.

[xv] Spellberg, D. A. (2019, Mayıs 05). Why Jefferson’s vision of American Islam matters today?

[xvi] Manseau, P. (2018, Ocak 31). Why Thomas Jefferson Owned a Qur’an? https://www.smithsonianmag.com/smithsonian-institution/why-thomas-jefferson-owned-qur-1-180967997/

[xvii] Considine, C. ‘Documents Show Prophet Muhammad and US Founding Fathers Were Kindred Spirits’ https://craigconsidinetcd.com/2013/05/20/documents-show-prophet-muhammad-and-u-s-founding-fathers-were-kindred-spirits/

[xviii] Cair. Harvard recognizes Quranic verse as one of the greatest expressions of justice. https://www.cair.com/harvard_recognizes_quranic_verse_as_one_of_the_greatest_expressions_of_justice

[xix] Hussain, A. ‘Muslims and the Making of America’ http://contendingmodernities.nd.edu/theorizing-modernities/muslims-and-america/

[xx] Declaration of Independence ‘We hold these Truths to be self-evident, that all Men are created equal, that they are endowed by their Creator with certain unalienable Rights, that among these are Life, Liberty, and the Pursuit of Happiness’

[xxi] Amerika’da köleliğin Bağımsızlık Bildirgesinden çok daha sonra kaldırıldığına dair eleştiriler gelebilir. Fakat burada göz ardı edilmemelidir ki kölelik Amerika’da uzun süredir devam eden ve kökleri eskilere giden bir kurumdur. Thomas Jefferson kölelik taraftarı olmayıp, buna karşı olsa da o süreçte kendisinin ve diğer kurucu babaların köleliği kaldıracak gücü olmadıkları için bu noktada farklı yollar izlemek kalmak zorunda kalmışlardır. Dr. Crane ile gerçekleştirdiğim bir konuşmada Jefferson’ın köle sahibi olması noktasında Dr. Crane’in benimle aynı fikirleri paylaştığının gördüm. Jefferson köleliği kaldıramadığı için kölelere iyi davranmak ve onlara insancıl şartlar sunabilmek için elinden geldiğince fazla köleye sahip olma yoluna gitmiştir.

 

GÜZEL, Murat (Malatya) Hacettepe Üniversitesi Elektronik Mühendisliği Bölümünden 1984 yılında mezun olan Güzel, 2 sene akademisyenlik yaptıktan sonra yüksek eğitimini tamamlamak için Amerika’ya taşındı. Washington State Üniversitesi ve Lehigh Üniversitesi’nde akademik çalışmalarını sürdürdü, bu süreçte doktorasını tamamladı. Güzel, başarılı ticaret adamı olmanın yanı sıra, lise yıllarından beri etkili bir sosyal ve siyasal aktivist olarak ta tanınmaktadır. Uzun yıllardır Demokrat Parti yönetiminde yer alan Güzel, ABD siyasetinde yerel, eyalet ve federal seviyelerde hem sahada hem de karar mercilerinde yer almaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Linda Barbara

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Vestibulum imperdiet massa at dignissim gravida. Vivamus vestibulum odio eget eros accumsan, ut dignissim sapien gravida. Vivamus eu sem vitae dui.

Recent posts

Amerika’nın Kuruluşunda İslam’ın Etkisi

  Amerika Birleşik Devletleri’ne köle olarak getirilmiş, okuma yazma bilen Afrikalı bir Müslüman'a ait 1830'lardan kalma el yazması anılar ABD Kongre Kütüphanesi tarafından satın alınıp...

Türkiye Notları dergisi ‘Birinci Meclis’ başlıklı 10. sayısı ile okuyucu ile buluşuyor.

Dergimizin bu sayısında, Birinci Meclis’in Ankara’da toplanmasının 100. yılı anısına sadece bu Meclise odaklanan makalelerden oluşan bir dosya hazırladık. Bu çerçevede Prof. Dr. Ahmet...

1920-1923 Yılları Arasında Meclis Zabıtlarında Türk, Türklük, Türkçülük

İstanbul’daki meclisin dağılmasından sonra Mustafa Kemal seçim çağrısı yaparak milletvekillerini Ankara’da toplamış 23 Nisan 1920’de meclis açılmıştır. Bu yıl içinde Ankara Hükümeti Yunan, Ermeni,...

Hamdullah Suphi Tanrıöver’in Milli Mücadeledeki Faaliyetleri

         Hamdullah Suphi Tanrıöver(1885-1966) soylu bir aileden gelmiştir. Dedesi, ilk Maarif Nazırı Abdurrahman Sami Paşa’dır. Babası Kocaemioğlu Suphi Paşa’dır. Maliye, Nafia, Evkaf ve Maarif...

Üç Umur Bugay

Türk toplumu 1950’li yıllardan itibaren oldukça dinamik bir süreç içerisinde gözükmektedir. Bu dinamizmi yaratan en önemli kaynağın köyden kente göç olduğu söylenebilir. Yeterli istihdam...

Recent comments